Etiketler

, ,

– Gülizar ben çıkıyorum. Bonfile vardı dolapta. Gitmeden onu tezgaha çıkarıver olur mu? Fasulyeleri de ayıklayıp bırakırsın. Mezemiz olsun akşama. Ha bir de şu buzdolabının içini bir sil Allah aşkına. Hiç mi gözüne çarpmıyor böyle şeyler? Ben söylemeyeyim yani nerelerin temizleneceğini. Ay bak en önemli şeyi bırakıp gidiyordum neredeyse. Üff… şimdi ayakkabı çıkar, ayakkabı giy…

 

Buzdolabı tıkabasa doluyken nasıl göreceksem kirini pisini. Alıp alıp yığıyor kadın. Yarıdan çoğu çöpe atılıyor yazık. Onları oraya tıkıp habire dışarıdan yiyorlar. Bizim külüstür buzdolabı şunun yarısı kadar bile dolamadı ömründe garibim. Bırak on çeşit peyniri, salamı, sucuğu, kayınçonun yolladığı bir kavanoz içi geçmiş zeytinle Neriman Hanımgillerin tadını beğenmeyip bize verdiği biberli krem peynirden başka bir şey yok evde. Osman’ın aldığı maaş olduğu gibi bebelere gitti. Aman Allah sağlık versin de, ne yapalım… gitsin. Onlar için çalışıyoruz. Şükür sağlıklıyız da çalışıyoruz. Ne kirlenmiş bu köşe arkadaş. Kadın yıllardır yapmadığı temizliği benden bekliyor. Geçimsiz şıllık. Çekilecek karı değil de mecbur çekiyoruz ağız kokusunu alemin. Çekmeyip de ne yapacaksın? O da olmasa ayın sonu gelmeyecek valla bir askeri maaşla. Niye askeri demişlerse bu merete de… Ellerimin anası ağladı yahu. Pis kancık, pis! Tövbe tövbee. Aman neyse, sağolsun yine. Bak bugün vereceği yüz lira da eczaneye borcumuzu kapayacak inşallah hayırlısıyla. Direkman gidecek para için debelen dur kaç saat. Kayınnanın ilaçlar da ateş pahası namussuzlar. Aman Allah başımızdan eksik etmesin. Şükür. Belim de nasıl ağrıyor bugün ya. Tam zamanını buldu. Kayınnayı dikeltirken incittim herhalde yine. Bugün iyiden iyiye azar bu. Yapış yapış yağlı kir namussuz. Şimdi buraya ozon neyim döksem köpürür bu kadın ‘onlara kaç para verdik biliyon mu’ diye. Şu Saliha’nın dediği yer ne oldu acaba? Bir de oraya gidebilsem üç kuruş da oradan gelirdi. Ne iyi olur Allah’ım haydi inşallah. Buraya da yakın hem, gelmişken oraya da giderim. Seksen veririm demiş anca ama ne yapçan işte, ona da şükür. Bebeler bıktı ya aynı çorbayı sulandırıp sulandırıp yemekten kaç gündür. Okutmadı ki bizimkiler biz de bu karılar gibi işlerde çalışalım. Hayat onlara güzel anasını satayım. İki tık tık bir şık şık… oturdukları yerden para kazanıyorlar. Bizim sesekaamız bile yok. Çıkamadı bu kadın da evden bir türlü. Parayı bırakır mı ki gitmeden? Anam bu fasulye masulye dedi ya geç gelecek demek, isteyeyim ben paramı. Eczacı kızın yüzüne bakamam valla. Emeğim değil mi? İstemek ayıp değil Gülizar. Haydi cesaret. Sonuçta evi her zamanki gibi yalayıp yutacaksın.

 

– Ben çıktım.

– Erken gelecek misin Hülya Hanım?

– Yok, bugün inanılmaz çok işim var. En son beşte ağdacı randevum var. Oradan da Musti’ye geçip bir fön çektirip gelirim.

– Ben o zaman paramı şimdi alsam?

– Haa, şey, üstümde yok hiç ama yaa. Yarın bir uğrasana.

– Bizim ev çok uzak biliyorsun. Üç vesait yapıyorum.

– Sonra geldiğinde vereyim o zaman Gülizar, bi bunaltma adamı yüz lira için. Kaçmıyoruz ya!

– Eczacı…

– Zaten Hayrünisa Hanımlara da gitmek istediğini duydum, canım sıkıldı. Böyle baştan savma iş yaparsan iki eve daha gidersin valla. Siz anca parayı düşünün zaten. Para ne zor kazanılıyor biliyor musun Gülizar Hanım? Ama yok, siz iki tık tık bir şık şık, götürüyorsunuz paraları. Oh be! Temizlikçi olmak varmış. Ekmek elden su gölden. Biz milletin ağız kokusunu çekelim bütün gün, siz anca ‘ver’ deyin. Hayat size güzel valla! Oyalama daha beni. Çıktım artık. Sen de oynama artık orayla. Hala aynı yerdesin. Küveti ovmayı unutma.

 

 

 

Reklamlar