– Selam Bayram Abi!

– Voyn! Avara gelmiş. Evvelde dedim ne hal etmeye gözlerim kamaşık dedim ben! Senin kafadan parlayıkmış.

– Geç dalganı Bayram Efendi. Dert yok, tasa yok tabii, fışkırmış saçlar fırça gibi.

– Senin saçlar da içeri doğru uzuyomuş dediler bene emme pek eyi deel o be kuzen. Evvelde iyi olmadığı hallarından belli emme…

– Valla pek de şişinme istersen saçım var diye Bayram Abi. Araştırmalar kadınların seyrek saçlı erkeklerden hoşlandığını gösteriyor.

– Neyrek deyin sen? Kel mi?

– Olabilir.

– Neede bulcen sen arvadı o dağın tepesinde? Bi gonuştuğun mu vaa?

– Canım, dağda yaşamaya başladıysak Manastır’a kapanmadık ya! Hem ben dağın tepesinde yaşamıyorum. Yamaçtaki ormanlıktayım. Bir kere gelmedin ki ziyaretime.

– Endeene ne hal etçem ben? Yol yok, elektrik yok, bi can yok. Tahtacılar bile geçmez hordan. Bütün kış horda mıydın sen?

– Tabii oradaydım Bayram Abi. Mis gibi doğa. Ciğerlerim bayram etti resmen. Sigarayı da bıraktım. Sabahları meditasyonla başlıyorum. Tertemiz hava.

– Ulen insanın boku donar horda kış ayazında.

– İşte, Martı Jonathan demiş zaten güzel güzel. En yüksekten uçan martı, en uzağı görendir. Aşağılardaki martılar gereksiz çığlıklarla birbiriyle dövüşüp sahilde pinekliyor. Onlar cennetten binlerce mil uzaktayken sen cenneti göstermeye çalışıyorsun. Oysa onlar kanat uçlarını bile göremiyorlar.

– Endende nerde buldun martıyı sen?

– Kitap abi o. Yani diyorum ki kimseye anlatamamışım davamı da senin gibi toprak ağasına nasıl anlatacağım zaten.

– Gocagarı sağolsun. Bizim burlaada evvelden bu torpakları hep kızlara verikler para etmez deye.

– Biliyorum, turizm başlayınca zehir kafalı erkekler çirkin-mirkin demeden kapmışlar bütün deniz kenarı arsası olan kızları değil mi?

– He ye. Arsalaa hep tokmakçılara geçik.

– Aferin… de asıl sizin atalarınız biliyormuş gerçek kıymeti. Bak şimdi ne planlar dönüyor, hiçbirinizin umurunda değil.

– Pesi mi kastediyon sen?

– HES’i. Ama pes dedirtiyor tabii.

– Endeene yüzme havuzun olur kuzen bedavaya. Gizliden kafe açsana hora sen?

– Materyalist miyim ben Bayram Abi! Kapitalist mentaliteyle uzlaşabilsem kalırdım İstanbul’da. Oraya yerleştim de gerçeği buldum. Ne güzelmiş hayat!

– Etme be!

– Tabii ya. Biz zorlaştırıp duruyoruz hayatı kendimize gereksiz para hırslarımızla.

– Deme be!

– Neyse… Kafanı ütüledim.

– Çimmeye mi geldin sen? Havlu vereen mi?

– Yok abi, sağol. Havalar düzeldi ya biraz. Bisikletle gezeyim dedim de senin mekanı severim bilirsin, bir uğramak istedim.

– Eyi eyi. Tıbırıg içcen mi?

– Yok, sağol.

– İçmeecen mi?

– Yok abi… Abi ben gelmişken şöyle bir sahili dolaşayım diyorum, bakayım bana göre bir iş var mı.

– Sezon başlayayazdı ya eyi bakaan, bi bak bakaan.

– Senin burada is var mı abi?

– Ne iş biliin sen?

– Boya, badana, tamirat, bahçe temizliği, patronluk. Her şeyi yapabilirim.

– Patron mu olcan sen başıma?

– Estağfurullah Bayram Abi de ben İşletme mezunuyum aslında.

– Musafiri mi işleçten sen?

– Olur mu ya? Öyle demedim. Burayı adam ederim demek istedim.

– Para mı lazım sene bizim oğlan?

– Yok, ben hem üç-beş kuruş alırsam HES’e karşı örgütlenmede kullanabilirim diye düşündüm, hem de sana yardım ederim.

– Benim az içim kazınıveriyo. Fasulye var, bicik yen mi?

– Azıcık paylaşırım o zaman abi.

– Hazırlayıverem. Sen de o arada şu tuvaleti adam et bakaan bizim patron.

– Tuvalet?

– He ye, temizleyiveren. Musafiri işleten değil e, rahat işeten lazım bene. Yıldızlara karşı işemeyi ben de seviyom a kuzen, musafir de tuvalet istiyo.

– İşte görüyor musun Bayram Abi, iki burjuva gelip verdiği üç kuruş paranın hesabını soracak diye köylümün düştüğü duruma bak. Kimin toprağında patronluk taslıyorsun? Çok kızıyorum bu duruma ya.

– Ben hiç kızmaayın bizim oğlan. Parayı ben de hazzetmen emme pese karşı kel gençlere lazım geliveriyo. Bu devirde şimşir tarak bile paraynan ne de olsa.

Reklamlar