Etiketler

, , , , , , , , , , , ,

Bir Martı, bir Güvercin, iki Jonathan. Entelektüel gelişime damgasını vurmuş onlarca kurgudan ikisi.

Richard Bach’ın yarattığı özgür ruhlu Martı Jonathan Livingston ne kadar bağımsız bir bakış açısıyla tüm kurallara karşı gelen ve ‘sen olma’ özgürlüğünü, düşüncelere vurulan zincirleri koparmayı, sınırları kaldırmayı her şeyden önemli gören bir karakterse Patrick Süskind’in yarattığı Banka Bekçisi Jonathan Noel de o kadar kuralcı, düzenli ve sıradan bir karakterdir. “Yalnız ve yalnız kendisinin olan, onu hayatın hoş olmayan sürprizlerinden koruyan” bir mekan olduğu için içerisinde tuvalet bile olmayan küçücük bir çatı katı dairesinde otuz yıl sorgulamadan ve mutlulukla yaşamış ve bir sorunla karşılaşmak istemediği için bu dört duvarı satın almaya karar vermiştir. Bir bankanın önünde sabah 08:00’den akşam 17:30’a dikilerek geçirdiği hayatın olaysızlığına olduğu kadar, sokaklarda izlediği evsiz adam gibi herkesin gözü önünde hacetini gidermesi gerekmediğine de şükretmektedir. Ancak bir gün bu huzurlu yuvasının kapısını açtığında -kocaman- bir sorunla karşılaşır: Koridorda -özgürce- dolaşan bir güvercin muntazam hayatında birden bir kriz yaratır ve onlarca yıldır hiçbir olay yaşamasına izin vermeyecek şekilde tasarlanmış, kurulu düzende tıkır tıkır işleyen yaşamı altüst olur.

Usta kalemler tarafından yaratılan ve birisi 1970’de (Martı) diğeriyse 1988’de (Güvercin) okuyucuyla tanıştırılan bu iki karakterin taban tabana zıtlıklarına rağmen izleyicilerine aynı mesajı çağrıştırması şaşırtıcıdır. Süskind’in bizi çok bunaltan bir karakterin sadece bir gününü anlatarak kafamıza dolaylı yoldan çaktığı şimşekleri Bach doğrudan yollamayı tercih eder.

 

Yayınlandığı günden bu yana muhtemelen dünyanın en ünlü edebi kuşu olmuş olan Jonathan kurallar gereği sadece yemek bulmak için uçmakla yetinmeyip yeni şeyler öğrenmeye çalıştığı ve bu deneylerden ve deneyimlerden zevk aldığı için sürüsünden kovulan, ama yine de yaşama sevincine gözlerini kapayamayıp sürekli kanat çırpan, öğrenmenin keyfinden beslenen, daha aşağılarda kalabalık bir şekilde uçuşup bir lokmacık yemek için birbiriyle didişerek kuru gürültü yapan sürüden değil, sevdiği şeyler için çalışmaktan anlayan, en nihayetinde de ‘yer’ ve ‘zaman’ kavramlarını olduğu kadar ‘beden’ algısını da aşan filozof bir martıdır ve kırkbeş yıllık ömründe ben de dahil nice özgür ruhlu martılar yetiştirmiştir.

İlk kez onsekizimdeyken okuduğum bu kitabı yirmibeş sene sonra tekrar okuyunca gördüm ki altı çizilen birçok tümceyi hayatıma sindirmişim. Özümde olduğu için mi kitabı beğenmişim, kitabı beğendiğim için mi söylediklerini özümsemişim tam bilemiyorum ama Süskind’in öyküsünün bir başında bir de sonunda görünen ve nice yaşamları sorgulatan Güvercin’ini okumayı bitirdiğim bu duygu yoğunu sabahta Bach’ın Martı’sını bir kez daha okumadan edemedim. Hala okumayan var mıdır?

Bach, Richard (1989), (Çev. Nuran Akgören), Martı, SAY Yayınları, İstanbul

Süskind, Patrick (2014), (Çev. Tevfik Turan), Güvercin, CAN Yayınları, İstanbul

 Kitaptan Alıntılar

Reklamlar