Etiketler

Bol çeşit olmasa da kahvaltıda peynir görmek güzel. Açık büfe kahvaltının en mutluluk veren lezzeti zeytinlerdi sanırım. Kahvaltıda zeytin veren ulusları seviyorum. Ayrıca bu adamların zeytinleri çok iyi.

 

Garsonlar, dünyanın her yerindeki bu tür otellerde görüldüğü gibi boşalan tabak toplama yarışındaydı ve biten hiçbir yiyeceğin yenisini getirmemekte kararlıydı. Malum, masalar bir sonraki öğün için hazırlanmalı. Kahvelerimizi alıp bahçeye çıkarak havuz kenarında güneşlenenleri izledik. Ocak ayında bu yakıcı güneş onlar için bulunmaz nimet olmalı. Hele Amerika’da zorunlu kar tatili verilen şu günlerde.

 

Bugün hedefimiz şehir içinde yer alan müze ve benzeri görülesi mekanı ziyaret etmekti. Otel satıcısının Çin malı Morocco tişörtleri ve kapı önündeki kartsız araçların aslında taksi değil hırsız olduğu konusundaki uyarılarını dinledikten sonra otelden ayrıldık.

Ya yeterli haritamız olmadığından ya da kente hala hakim olamamışlığımızdan gitmek istediğimiz mekanların yolunu kestirmekte bile güçlük çekiyoruz. Ezilmeme ümidiyle kendimizi yollara ata ata ve ‘ya nasip ya kısmet’ edalarıyla şaşkın yürüyerekten tam doğru yolu bulmayı nasıl başardık bilmiyorum ama hedefteki ilk durağımız olan Palais Bahia’ya on dakikada vardık. Giriş on dirhem bir kişi.

 

Palais de la Bahia kapı-pencere-tavan ve taban süslemelerine hayran bırakan bir 19.yüzyıl sarayı.

Ahşap oyma, kakma, mozaik süsleme sanatının muhteşem örneklerini izlerken ‘ben de kadın mıyım’ diye düşünmekten kendinizi alamıyorsunuz. Bir avluya bakan dört odanın her biri adamın kadınlarından birine aitmiş ama eşyasız halleriyle bile öyle güzel görünüyor ki odalar, insan yaşam varkenki halini merak ediyor.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

 

Ağzım açık bir halde şömine-tavan süslemelerini izlerken arkamdaki gruba saray hakkında bilgi veren rehberin sözlerini dinliyordum: “Şehre bakan pencerelerin olmamasının sebebi mahremiyeti korumaktır. Her odanın avludaki açıklığa yani gökyüzüne bakan pencereleri olmasının nedeni ise inançla ilgilidir. Çünkü bizim dinimize göre insanlar doğrudan Allah’a yakarır ve af diler. Sizdeki gibi bir aracı yordamı ile günah çıkartmaz. Allah kendi sözleriyle bunu belirtmiştir zaten ve ‘benimle kendiniz konuşun, bana söylemek istediklerinizi kendi sözlerinizle söyleyin’ demiştir.” Dayatmalardan uzak olan gerçek dinimize özlem duymuş olduğumu avlunun ortasında gözümden süzülen yaşlardan anladım. Marakeş çalgıları eşliğinde güle oynaya girdiğimiz saraydan insanların tuhaf bakışları arasında ağlayarak çıktım.

Bahia’dan sola dönerseniz Badi Sarayına, sağa dönerseniz Dar Si Saϊd’e varıyorsunuz. Bizim canımız ikisine de gitmek istemedi.

Dış duvarlarının yüksekliğine yıllarca herkeslerin şaştığı Badi Sarayının tepesine bir dizi tünemiş leylekleri biraz seyrettikten sonra geri dönüp Dar Si Saϊd yoluna vurduk. Bu arada, kısa sürede aynı iki adımlık yolu beş-altı kere geçtiğimizden oradaki bakırcılar, yemekçiler ve herboristler çarşısının kestirme yollarını öğrendik.

 

Duvarlara büyük kırmızı oklarla çizilmiş ‘Dar Si Saϊd’ yazılarını takip ederek ona çok yakın olan Tiskiwin Evine (Bert Flint müzesi) gitmeye çalışırken girdiğimiz dar, dolambaçlı yollarda karşımıza çıkan bir genç adam Dar Si Saϊd’in kapalı olduğunu, Tiskiwin’inse bir saat sonra açılacağını söyleyerek bize yol gösterince teşekkür edip yolumuza bakmak istedik ama O İngifransızca olarak bize civarı tanıtmaya başladı.

Yahudi Mahallesini, kapalı olan sinagogu gösterdi. Alfred Hitchcock’un bir filminin çekildiği, bir kişilik yemeğin 300 Dirhemlerden başladığı olağanüstü güzellikteki Palais Gharnata Restorana soktu. “Ne iyi adam” diye başlayan düşüncelerimiz adamın hamamı da görmemiz konusundaki ısrarıyla endişeye doğru kaydı. İlk gece yardımcı olan Müslüman kardeşlerimizi anımsayınca teşekkür edip ayrıldık. Şükür ki para istemedi. Belki de isteyemedi. Ne acı ki bu ülkede insan birisiyle sohbet etmeye çok çekiniyor. O sırada ucuz atlattığımız için çok sevindik ama sonrasında ‘adam belki de arkadaş olmak istedi’ diye üzüldük. Ne yaparsın?

 

Yine baş başa kalınca Tiskiwin Evinin açılışına kadar sokaklarda dolanmaya karar verdik.

Böylece Bahia’dan sağa dönüp düz giderek bir süre sonra suklara varmış olduk. Meğerse Jemaa el Fna’nın çok yakınındaymışız. Meydana kafamızı bir çıkartıp da aynı keşmekeşin olanca enerjisi ve albenisiyle sürdüğünü görünce suka geri girdik.

Müzeye doğru değil diğer yöne doğru devam edince ortamın turistik özelliği azaldı. Daha tenha ve daha doğal bir çarşı yapısı çıktı karşımıza.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Hele bir de büfe gibi bir şey bulunca oturup bir şeyler içtik yapış yapış masasında. İkimize ayrı ayrı hazırlanmış iki küçük demlik nane çayı, bir küçük su ve bir croissant toplam 15 Dirhem tuttu burada. Doğalı işte ne de olsa. Bu kez şekeri çayın içine atmamış, kıtlama usulü yanında getirmişlerdi ancak kibrit kutusu büyüklüğündeki şeker küplerini görünce insan anlıyor dünkü çayın neden o kadar tatlı olduğunu. Diyetlerde verilen peynir ölçüsünü yanlış yorumlayıp herşeye uyarlıyor olmalılar. Çayımın tatlı olmamasına sevinip keyifle içerken çarşı esnafını ve hemen yanımızdaki riaddan çıkan genç İngiliz kızları izledim.

 

Müze açılış saatinin geldiğini görünce paramızı ödeyip geldiğimiz kemerli-kemersiz daracık yollardan geri döndük. Akşam otelde Fas dizisi seyrederken tam olarak bu kemerli kısımda bir suç sahnesi çekildiğini görmek ayrıca heyecan vericiydi.

 

Vakit kaybetmemek adına buradaki sukların minicik yemekçilerinde satılan mangalda şişlerin cazibesine kapılmamaya çalıştık.

 

Tiskiwin Evi özellikle Atlas Dağlarında bulunan bir sürü objenin sergilenmesi suretiyle Berberi halkın geçmişini gösteren güzel bir müze. Girişi 20 Dirhem bir kişi ve gerek objeleri gerekse tarihi anlatan İngilizce dosya temin ediyorlar girişte. Dokumalar kadar ahşap işçiliği ve takılar da dikkatinizi çekiyor. Sayfalarca metinden oluşan dosyanın tamamını okuyamasam da birçok eserde yer alan kurbağa figürünü merak edip aradım. Kurbağa doğurganlığın simgesiymiş. Gurbaa öykümü anımsayıp güldüm. Eskiden bizde de hamilelik testi kurbağalarla yapılırmış nitekim. Kilim motiflerinin ülkemin düşlerini dokuyan kızlarını anımsattığı gibi upuzun iki boynuzu yukarı doğru sivrilen hayvan figürleri de Hititleri andırdı.

 

Güzel müzeyi mutlulukla terk edip otelin yolunu tuttuk. Giderken rastladığımız minik bir bakkaldan da bir büyük su aldık ve otelde 15 Dirhem olan suyun şehir merkezinde 5 Dirhem olduğunu görmüş olduk. Kimbilir küçük ara sokaklarda ne kadardır.

Otele ihtiyaç molası için uğramıştık ancak odaya girince aç ve aşırı yorgun olduğumuzu fark edip kımıldayamadık. Mübarek Amerika misali yakın çevrede hiç market olmadığından inip bir şeyler alalım da odada yiyelim deme şansınız da yok. İstedik odaya birer hamburger, verdik tanesine 70 Dirhem, yumulduk yedik. Ama hayatımda gördüğüm en kalın ve lezzetli hamburger köftesiydi. Yanındaki patates kızartması da cabası. Ne yapacaksın olur öyle arada. Sonra uyuyup kalmışım zaten. İki gecedir düzgün uyumamanın acısı çıkmış iyi şekerlemişim.

 

Uyanınca bir bütçe yaptık, kalan günlerimizi planladık, Türk dizileri atlayıp Fas dizisi baktık. Akşam yemeğinin ardından otelde ufak bir Fas gecesi olacağı söylenmişti müzik ve danstan oluşan. Söylenen saatte inip ona bakındık ama henüz hiçbir şey olmadığını görünce oturmadık, gidip turlar hakkında bilgi aldık.

Birçok şirket aracılığıyla olabileceği gibi otel resepsiyonu ya da anlaşmalı şirketiyle görüşerek de çeşitli turlara katılabilinir. Atlas Dağlarına ve oradaki köylere yapılan çeşitli gezi alternatifleri var. 4×4 turu, konaklamalı-konaklamasız çöl gezileri seçeneklerden bazıları. Oteldeki Fram görevlisinin verdiği bilgiye göre bazı günler bazıları promosyonda oluyormuş. Normalde kişi başı 36 Euro olan tur 29, 48 Euro olan 40 oluyor filan. Anladığım kadarıyla millet onları takip ediyor, hangisi indirimdeyse hemen onu alıyor. 4×4 ile otelden alınıp Atlas Dağlarında yarım gün gezme işi için kişi başı €32 dedi, tam gün Quarzazate turu için ise kişi başı €48. Essaouira’ya iki kişi için gitmezler, giden olursa birleşebilirsiniz dedi de biz de onlarla gitmek istemedik zaten. Yarattığı tek fark otelden alıp otele bırakmak, bir de yolda argan yağı satan bir yere (ya da fabrikasına) uğramak, ki o da babamın hayrına değil zaten. Bu tura da kişi başı €32 dedi ama sadece iki kişi olmamak kaydıyla. Biz kendimiz gideriz dedik (adama değil tabii), odayı iki gece daha uzattık, tekrar odaya çıkıp ertesi gün için planladığımız Essaouira (Suveyre) turuna hazır hale geldik.

Reklamlar