Etiketler

, , ,

1891 – 1939 yılları arasında yaşamış Eftalya’nın asıl adı Atanasia Yeorgiadu’dur. Ömrünü ülkemizde geçirmiş, Atamızın da huzuruna çıkıp beğeni görmüş Rum kökenli bir ses sanatçısı ve kantocudur. Asker olan babası müziği de çok severdi ve bazen evinde ağırladığı misafirlerine çalıp söylerken bazen de geceleri Boğaz’ın sularına açıldıkları mehtabiyelerde Eftalya da O’na güzel sesiyle eşlik ederdi. İnsanlar karanlıktan süzülen şarkıların sahibini göremeseler de denizden gelen bu nazlı sese hayran kalırdı. ‘Deniz Kızı Eftalya’ olduğunda sadece beş-altı yaşındaydı.

Biraz daha büyüyünce Galata’daki çalgılı kahvelerde çıkmaya başladı. Kendinden sekiz yaş küçük olan ünlü besteci Sadi Işılay’la tanışınca her anlamda yaşantısı değişti. Her şeyden önce evlenip Türk soyadı aldığı için mübadeleye rağmen ülkede kalabilmiş oldu.

İlk plaklarını 1923-26 yılları arasında Fransa’da doldurdu.Yine aynı dönemde Avrupa’da ve Orta Doğu’da konserler verdi. Müslüman uyruklu olmadığı için önceleri plaklarında Türk isimleri kullandı. 1930’dan sonra ise artık adını gizlemedi.

1933’te yapılan bir röportajında sık sık ev işlerinden bahsettiği için parçası olduğu efsaneden ve çizdiği ‘Bohem Kadın’ imajından sıkıldığı düşünüldü.

1936’da sanat yaşamını sonlandırmak üzere jübilesi yapıldı.Yine çocukluğundaki gibi ama bu kez daha büyük teknelerle Boğaz’a açıldılar. Sazlar çaldı, Eftalya söyledi. Hiç yorulmadan, keyifle tamamladı geceyi. Ancak bu vapurda pençesine düştüğü hastalıktan kurtulamadı ve 1939’da hayatının jübilesini yaptı. Boğaz’ın gizemli ve büyüleyici suları yıllar önce bu minik kıza bahşettiği ‘Deniz Kızı’ sıfatını yıllar sonra yine kendi elleriyle geri almıştı.

Ölümünden bir süre önce kendisini evindeki hasta yatağında ziyaret eden son değerlerden biri de Keman Sanatçısı Sadi Işılay ile sahne alan Müzeyyen Senar idi. Eftalya, o gece ilk ve son kez sohbet ettikleri Senar’a sahnede üşütmemeye dikkat etmesini tembihlemişti.

Eftalya’nın sahnelerde sıklıkla okuduğu ‘Leyla’ adlı şarkının sözleriyle kendi yaşamı arasındaki benzerliğe dikkat eden bazılarıysa şarkısında dillendirdiği bu kızla aynı kaderi paylaştığına inandı:

NAZAR

Gece, Leylâ’yı ayın on dördü
Koyda tenha yıkanırken gördü.
“Kız vücûdun ne güzel böyle açık!
Kız yakından göreyim sahile çık!”
Baktı etrafına ürkek ürkek
Dedi: “Tenhâda bu ses n’olsa gerek?”
“Kız vücûdun sarı güller gibi ter!
Çık sudan kendini üryan göster!”
Aranırken ayın ölgün sesini,
Soğuk ay öptü beyaz ensesini,
Sardı her uzvunu bir ince sızı;
Bu öpüş gül gibi soldurdu kızı.
Soldu, günden güne sessiz, soldu!
Dediler hep: “Kıza bir hâl oldu!”
Tâ içindendi gelen hıçkırığı,
Kalbinin vardı derin bir kırığı.
Yattı, bir ses duyuyormuş gibi lâl.
Yattı, aylarca devam etti bu hâl.
Sindi simasına akşam hüznü,
Böyle yastıkta görenler yüzünü,
Avuturlarken uzun sözlerle,
O susup baktı derin gözlerle.
Evi rüzgâr gibi bir sır gezdi,
Herkes endişeli bir şey sezdi.
Bir sabah söyledi son sözlerini,
Yumdu dünyâya elâ gözlerini;
Koptu evden acı bir vâveyla,
Odalar inledi: “Leylâ! Leylâ!”
Geldi köy kızları, el bağladılar
Diz çöküp ağladılar, ağladılar!

Nice günler bu şeâmetli ölüm,
Oldu çok kimseye bir gizli düğüm;
Nice günler bakarak dalgalara,
Dediler: “Uğradı Leylâ nazara!”

YAHYA KEMAL BEYATLI

 

“Gel Ey Denizin Nazlı Kızı” adlı acemaşiran makamındaki Türk sanat müziği eseri kendisi için bestelenmiştir.

 

İstanbul Kadın Müzesi
Birgül Çetin, Turizm Haberleri

Sadi Işılay: Ali Sirmen, Milliyet
Sadi Işılay: Musiki Dergisi

Dikici, R., (2011), Cumhuriyetin Divası Müzeyyen Senar Türk Musikisinin 75 Yıllık Hikayesi, İstanbul: Everest Yayınları

 

Reklamlar