Etiketler

Geçen gece BBC’de seyrettiğim program İngiltere’de çok iyi tanınan, zengin bir grup gönüllünün Kenya’nın ünlü gecekondu mahallesi Kibera’da yaşayan insanların standartlarında bir hafta hayatta kalmaya çalışmaları üzerine kurgulanmıştı ve iş çıkışı kafamı dağıtmak için karşısına geçtiğim programın sonunda göz yaşları içinde hayatı(mı) sorguluyordum.

Yanlarına yerleştikleri ailelerin yaşamının bir parçası olan gönüllüler hem beslenebilmek hem de kaldıkları evin sahibine ödeme yapabilmek için bulabildikleri işlerde çalışıyorlar ancak başta bir oyun gibi başladıkları bu yeni yaşam tarzının bir parçası olabilmek sandıkları kadar kolay olmuyor.

Tek yatağa sığışarak uyuyan ailenin bacak karmaşasına dahil olan ünlü adam bu duruma gülüyor ancak kümes gibi bir yere iki büklüm sığmak zorunda kalanı bütün gece öksüren komşu çocuğu yüzünden uyuyamamaktan rahatsız oluyor.

BBC’de yıllardır oynayan çok ünlü bir dizinin daimi oyuncusu seksi sarışın yanında kaldığı altı çocuk annesi AIDSli kadını avuttuktan sonra yalnızlığa saklanıp ağlıyor.

Para karşılığı bütün gün çamaşır çitileyen yaşlı beyaz kadının elleri aşındığı için ertesi gün çalışmasının mümkün olmadığını ifade edince siyah ev sahibesi o zaman bedenini satmak zorunda olduğunu söylüyor. Bu duruma karışık hisler yüklü bir gülümsemeyle tepki veren kadına yani ünlü haber spikeri Angela Rippon’a gelen açıklama şu oluyor: “Çalışmazsan eve nasıl yiyecek getireceksin? Biz iş bulamadığımız günler onu satıyoruz mecburen ki çocuklarımızın boğazından bir lokma geçsin.”

Sürekli sokak aralarında dolaşıp para kaynağı bulmaya çalışan İngiliz adamlardan birinin girdiği iş umumi tuvalette toplanan dışkıyı poşetlerle taşıyıp nehre dökmeyi gerektiriyor. İlk gün sırtında taşıdığı torbalardan yayılan kokudan aşırı midesi bulanan adam üçüncü günün sonunda kokuyu almaz oluyor. Aynı, yeni girdiğimiz işte ya da ait olduğumuz ortamda yolunda gitmeyen şeyleri ve yanlışları başlarda haykırıp çok kısa sürede yanlışlığın parçası olduğumuz hatta bazen yanlışa sebep olduğumuz gibi.

Ademoğlu çabuk alışıyor yeni şartlara. Paranın değiştirdiği insan öykülerini yıllardır dinler ve genelgeçer tabiriyle ‘normal’ kabul ederiz de başımızın üstünden yükselen ve başlarda bizi perişan eden kötü kokulara nasıl bu kadar çabuk alıştığımızı bilemeyiz. Hayatta kalma içgüdüsü, eğitimini aldığımız, yıllarca doğruluğuna inandığımız ve tüm benliğimize sindiğini varsaydığımız ilkeleri bir anda silip geçiyor olmalı. Yoksa lüks yaşamlarının vurdumduymazlığından çıkıp gelmiş bu bir grup üst düzey kibar ve temiz insan bir haftanın sonunda kucaklaşıp ağlayarak mı ayrılırlardı bu pislik yuvasından? Gördüğü haksızlıkları dillendirebilen insanlar kısa süre içinde ‘şükürcü’ olabilir miydi? Dışarıdan gelen yabancı göz olduğumuz bir ortamda bu denli çabuk sıradanlaşabilir miydik?

Bazıları bütün fırını taşımaya çalışsa da herkesin evine ekmek götürmesi gerektiği bir gerçek. Ama çocuğumuza yiyecek götürmek için ne kadar bedel ödeyebileceğimiz kişisel öykülerimizde saklı.

——————————————————————————————————-

Kibera hakkında bir blog yazısı:

http://figoltx.blogspot.com.tr/2010/01/nairobinin-en-buyuk-gecekondu-mahallesi.html 

Reklamlar