Etiketler

, , , , ,

Daha önce Ankara’da neler yapılabileceğine dair fikir vermek üzere iki yazı yazmıştım. Şimdiyse üç ay önce yerleştiğim güzeller güzeli Antalya’daki yeni yaşantım ve izlenimlerimden yola çıkarak Ankara’da neler yapılamayacağını derlemek istiyorum.

  1. İş çıkışı bir plaja, deniz kenarındaki büfelerden birine ya da bir restorana oturup güneşin batışını izleyemezsiniz.
  1. Bunalınca en yakın açık alana koşup gökyüzünün ya da denizin maviliğine sarınıp zihninizi boşaltamazsınız.

SeaGarden

  1. En az iki çocuğun avaz avaz bağırarak koşturduğu bir güruhla paylaşmak zorunda kalmadan ‘huzurlu’, ‘doğal’ bir yerde zaman geçiremezsiniz.
  1. Merkezi semtteki işinize yürürken yolda karşınıza tavuklar çıkmaz. Kulağında kulaklık, yetenek şova hazırlanırcasına dans ederek sokakları süpüren mutlu bir belediye temizlik görevlisi çıkmaz. Üzerinde kargı bitmiş bomboş bir arazi de çıkmaz. Hele apartmanların arasında köy hayatından bir enstantane sunan minik ve doğal bir ev hiç çıkmaz.
  1. Yaz sıcağında kimsenin kolay kolay yürümediği bir kentte bile adım başı karşınıza çıkan yemyeşil parkların bir benzerine kolay kolay rastlayamazsınız.
  1. Hasbelkader bulduğunuz bir parkta insanlar hakkınızda sevimsiz bir yargıda bulunmadan oturamazsınız. (Antalya’da hemen hemen her sokakta mevcut olan parklar gece-gündüz mahalleli tarafından kullanılıyor. Bir masada gençler içerken, bir başka masada amcalar sohbet ederek soluklanıyor, bankta oturan genç anne çocuğunu uyutuyor, sokak köpekleri popo koklamaca oynuyor ve bunların hiçbiri bir nevi güvenlikçiye gereksinim duymuyor.)
  1. Otobüste, hiçbir karşılık beklemeden size yardım etmeye çalışan insanlar bulamazsınız. Veya apartmanınızın önündeki bomboş ve geniş sokağa arabanızı park etmeye kalkarsanız mahalleli heyecanla yanınıza gelip “arabaya çarparlar burada yavrum, arkaya park et” diyerek sizin yerinize endişelenmez. Zaten apartmanın arkasında boş duran koca bir bahçe de olmaz. Hele o bahçede üzerinden meyvalar sarkan bir nar, bir incir, bir mandalina, bir de dikenli incir ağacı hiç olmaz.
  1. Temmuz öğleni sıcağında taşınırken bir sürahi buzlu suyla kapınızı tıklatıp sıcak bir gülümsemeyle ‘hoşgeldiniz’ diyen ve akşam yemeğe davet eden bir karşı komşu da bulamazsınız. Hatta yıllarca oturduğunuz apartmanda kimlerle komşu olduğunuzu hiç bulamazsınız.
  1. Siyah poşete saklamadan sokakta içemezsiniz. Öğrenci olmanız ve barda içecek kadar paranızın olmaması polislerin elinizdeki birayı alıp yere dökmemesi için yeterli bir sebep değildir. Parkta, plajda, falezlerden denize bakarak ya da sokakta gezerken bir bira açmak düşünülemez bile zaten.
  1. Ana caddenin ortasında duran kesilmeden korunmuş ağacı görüp gülümseyemezsiniz.
  1. Semt pazarı alışverişinizi arabadan inmeden yapamazsınız. Hatta otobüslerle getirilen İspanyollar ve bilumum turistle birlikte sokaklar boyu bir kıyafet pazarında da gezemezsiniz.
  1. Kendi jüponuna güvenip iç eteksiz giydiğiniz eteğinize doğru dikkatle bakan bir meslektaşınızı fark ettiyseniz o gün rahat dolaşamazsınız.
  1. Yıldızları göremeyeceğiniz için gece hayallere dalarak dünyadan kopmazsınız.
  1. İş çıkışı yürüdüğünüzü gören arkadaşlarınız sırayla yanınızda durup zorla arabaya almaya çalışmaz. Bu olsa bile ısrarla evinize kadar bırakmazlar.
  1. Haftasonu gidilebilecek yerler arasından seçim yapmakta zorlanmazsınız.

Ankara’da Ne Yapılır?

Ankara’da Başka Ne Yapılır?

Jale’nin Antalya Gezisi

Antalya Günlüğü – Kitaplık

Antalya’da Yılbaşı Tatili ve Bir İtiraf

Reklamlar