Etiketler

Datça 3

EvIsi

Sanki uzun bir gün olacağını bilmişiz de bir önceki günü evde geçirip enerji depolamışız.

 

 

Kızlan Mahallesine (köyüne) minibüsler var tabii ki ama biz on kilometrelik bu parkuru ve ötesini de yürüyerek gidip geldik bu güzel Cuma günü.

 

Datça’dan Marmaris’e doğru giden yol üzerinde Eski Datça girişini geçtik, Hızırşah’ı geçtik, Reşadiye’yi geçtik (her gün biraz daha ileri gidiyoruz, hayırlısı), yoldan da görünen eski değirmenlere kadar devam ettik.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

 

Değirmenlerin içine giremiyorsunuz. Ancak bir tanesini restoran yaptıklarından ona girilebiliyor. O sebeple hemen karnımız acıktı ama maalesef havaların güzelliğine rağmen birçok mekan gibi Zeynep Restaurant da kapalıydı, tabelası yerlerdeydi. Diğerlerinde de anlamadığım şekilde ‘özel mülktür, girilmez’ yazıyor.

 

Değirmenlerin yanından devam eden bir patika var ama benim Kızlan’a ilk gidişim olacağından biraz geri dönüp ‘Kızlan’ ve ‘Gereme’ tabelalarının olduğu asfalt yoldan girdik.

 

Datça’dan bu yol ayrımına kadar yürüyerek birbuçuk saat. Daha ağırdan alırsanız iki. Yol ayrımından da köyün içine varışımız en fazla onbeş dakikamızı almıştır. Ancak Kızlan’da, arkanıza aldığınız eski değirmenler ve önünüze aldığınız yeni değirmenler dışında pek fazla bir şey olmadığını aklınızda tutun gezmeye giderken. Biz doğayı, doğalı, eskiyi, tarihi çok sevdiğimiz için bu geziler her haliyle besliyor bizi. Öte yandan, Kızlan’da konuştuğumuz iki teyzenin de ifadesiyle “buralarda sizin görmek isteyeceğiniz ‘eski’ bir şey kalmadı. Şimdi yenileri yapılıyor. Herkes ‘hanım’ oldu.” Doğru tabii, onlar da haklı. Biz Ankaralarda rahat evlerde yaşarken arada da Kızlan’a gezmeye gidersek diye bu insanlar zor şartlarda yaşamaya devam mı edecek? Herkes hanım olsun! (Hatta herkes adam olsun!)

 

Eski yapıları da çıkıyor karşımıza yol üzerinde, ama bunlar köyün yıkılıp dökülmüş, camları kırılmış bir şekilde hala üzerinde duran, içinde içki şişeleri barındıran döküntüler sadece. Pek bir fikir vermiyor insana. Bir de eski sinema binası duruyor ki teyzeler anlatmasa anlamayacaktık sinema olduğunu. İki dakikalığına geçmişlerine dönüp özetleyiverdiler gençlik yıllarının eğlencesini.

Binanın önünde levha mı? Tabii ki yok. Hiçbir şeyin bulunmasını istemiyor gibiler. Köyün içinde yol ikiye ayrılıyor ve tam ortasına ‘Gereme’ tabelası dikmişler fakat tabela tam dikdörtgen. Yani yönünü göstermiyor. Nasıl istersen öyle yap. Zaten hoş bir koy olan Gereme’ye ulaşana kadar bundan başka hiçbir işaret yok. Sora sora Bağdat bulunur diye bir söz yaratan bir ulusun torunlarıyız ne de olsa.

GeremeTabela

Gereme koyuna, engebeli araziye uygun ayak-bacağınız varsa, hava da bugünkü gibi kara bulutlu ve patlamaya hazır kıvamda değilse köyden düz gidip dağdaki yel değirmenlerinin arasından yani kısa yoldan inebilirsiniz. Ya da bizim gibi, köydeki camiyi ve kahveyi geçip sağa dönerek bir süre dümdüz devam edip ileriden sola dönüp yine yürüyerek, oldukça uzaktan paralelinizde gördüğünüz deniz sebebiyle hep yanlış yolda olduğunuzu düşünüp ‘sağdan mı gitseydim ki’ diye hayıflanarak varabilirsiniz. Dönüşte bir kurtarma operasyonu yaptık ‘Ceremesini biz çektik, Gereme’sini sizler görün’ diyerek…

Çiçek-böcek toplayacaksanız bir saati bulur varışınız ama ‘karabaş da toplayayım’ gibi kaygılarınız yoksa, değirmen görüntüleri de fotoğraf çekecek kadar ilginizi çekmiyorsa yarım saatte varırsınız koya.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

 

Kızlan’a geri döndüğümüzde ana yola inmeden aradan Reşadiye’ye giden yolu sorduk ama halk bizim o yollardan gidemeyeceğimize karar vermiş olmalı ki ‘anayola inin’ dediler başka bir şey demediler. Hatta bakkal amca son sözünü ekleyebilmek için dükkanından çıkıp arkamızdan seslendi: “En kısa yol en iyi bildiğin yoldur.” Günlük nasihatimizi de aldıktan sonra tahmin edin bakalım hangi yoldan döndük Datça’ya.


Not 1: Yılda bir kere Datça merkezinden Kızlan’a ‘Akdeniz’den Ege’ye Barış ve Dostluk Yürüyüşü’ adı altında bir yürüyüş düzenleniyor 1999’dan bu yana. İnsanlar Datça’dan doldurdukları suları Gereme’de denize boşaltarak ve Akdeniz’in selamını Ege’ye ileterek barışa katkıda bulunduklarına inanıyorlar. Böylece yaklaşık iki saatte Akdeniz’den Ege’ye ulaşarak dünyada eşi olmayan bir keyfe de eriyorlar. Bir Mayıs orada bulunup bu yürüyüşe katılmak çok zevkli olur eminim.

Not 2: Su elli kuruş.

Not 3: Kahve güzel ama yoldan biraz içeride kalıyor ve kalabalık. Mola vermek için birkaç ay önce açılan fırın-kafeyi de kullanabilirsiniz. Doğal olarak köydeki tek kafe. Beklemediğim kadar çeşit vardı. Çay var, tuvaleti var, lezzetli ve ucuz. Datça’daki Karadenizliler Fırınının devamı.

Not 4: ‘Dönerken çok bunalırsam taksiye binerim’ gibi iyimser bir yaklaşımda bulunmayın. Datça’da iki durak gördüm, ikisinde de birer araba vardı. Gece onikiden sonra o da yok. Ama merkez dışında boş dolaşırken zaten gündüz de göremiyorsunuz araçları. (Daha sonra bir üçüncü taksi durağı daha gördüm).

Datça 5

Reklamlar