Etiketler

Datça 2

Dizimi sakatladım ama gezmeye devam. İstikamet Reşadiye (Elaki, Dadya). Tabii ki yürüyerek. Ama önce yolumuzun üzerindeki mezarlığa dalıp çiçekten başka bir şey bırakılmaması konusunda yazı asmak zorunda kalınan Can Yücel mezarını ziyaret ettik. Mezar, levha, deneyimler kafayı kurcalayabilir. Ama bedeni asla. Yola devam.

 

Reşadiye, yine aynı Datça yolundan çıkıp Marmaris’e giderken geçtiğiniz Eski Datça ve Hızırşah yol ayrımlarından sonra geliyor. En fazla bir saatlik çiçekli-böcekli-fotoğraflı bir yürüyüşle varacağınız mahalle yine Hızırşah mantığıyla girişteki tepeye yerleşmiş bir camii ve daha ağaçlı bahçesiyle sizi karşılıyor ve hafiften tırmanarak meydana varıyorsunuz.

 

Burası iyi korunmuş mimari dokusuyla oldukça güzel bir mahalle (aslında köy) olsa da sanırım daha çok bilinmesine sebep olan yanı 1809’dan kalma Mehmet Ali Ağa Konağı (Goca Ev). Şu anda otel ve restoran olarak kullanılan ve bademli incir tatlısını çok iyi yaptıklarını duyduğum konak Mehmet Ali Paşanın babası Mehmet Halil Ağa tarafından yaptırılmış ama ailenin en güçlü dönemi Mehmet Ali Ağa zamanında yaşandığı için koca evin adı böyle kalmış.

Sonuç olarak tüm aile Datça’nın yakın tarihinde önemli bir yere sahip ancak biz bu güzelim konağın içinde salınmak yerine anca camlarına yapışıp görebildiklerimizi görmekle yetindik (iki yatak) çünkü sezonsal sebeplerden dolayı camiinin avlusundaki Rüzgar Cafe gibi burası da kapalı idi. Mayısta açılacakmış.

 

Ancak Reşadiye’nin tek özelliği bu konak değil tabii. Kendinizi sokaklara vurunca zaten 1800lerden kalma yapıların açıldığı sokaklarda yaşanmış hayatlara dokunmuş oluyorsunuz. Beni dizim zorladığı için daha yukarılara çıkmak istemedim ama her zamanki gibi sokakları arşınlamanızı önereceğim.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

 

Konağın karşısındaki koca çınarların gölgesinde soluklanın, şanslıysanız konağa komşu evde yaşayan Fatih Çocukla tanışın, doğaya milyonuncu kez aşık olun, görüntüleri hem beyninize kazıyın hem dijital çerçevelere, renklerle oynayın, hiçbir kokuyu ihmal etmeyip bedeninizi şaşırtın, yeşil örtüdeki hiçbir bitkiyi görmezden gelmeyin, gülümseyin ve düşleyin…

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

 

İşiniz bitince meydana geri dönüp güzel Rum yapılarını andıran ince uzun beyaz bir binaya yerleşmiş kahvelerden birinde elli kuruşluk çay içip mahalle sakinlerini izleyerek onların da sizi tanımlamaya çalışmasına izin verin. Yalnız dikkat edin, yan yana yerleşmiş bu kahvelerin müdavimleri taraftar edasıyla sadıkmış tercihlerine; o kahveden çıkıp yandakine geçen görülmezmiş…

KahveKoyMeydan

Narpuz içmeyi bu kahvede başardım bu arada. Nanegillerden olduğu için gayet ferahlatıcı, ıtırlı bir içimi olan narpuzu sürekli içemem tabii ama arada farklı bir lezzet olarak çok güzel geleceği ortada. Özellikle sabahları içmek tercih ediliyormuş. Bardaktaki görüntüsü yerel adaçayı sunumuna benziyor. Bu arada hoş sohbet halk sizden aldığı tepkiye göre yavaş yavaş yanaşıp hiç rahatsız etmeden sohbet etmekten keyif alıyor gibi görünüyor. Her iki taraf da sınırlarını bildiği sürece.

 

Yerde bir şeyler satan adamların sergisine bir göz atıp aynı yoldan aşağı inerek ana yola çıktık. Bu coğrafya ince bir yarımada olduğu ve çıplak dağları pek zorlayacakmış gibi görünmediği için deneyimli, donanımlı ve domuz korkusuz yürüyüşçüler her mevkiden bir başkasına ulaşabilir diye düşünüyorum (zaten Datça’da da bu tür etkinlikler düzenleyen en az bir grup var). Yani her gittiğiniz yerden mutlaka aynı ana yola çıkıp, bu tür yerlerde hep görüldüğü üzere son sürat süren araç sürücüleri ile aynı ortamı paylaşmanız gerekmiyor. Öte yandan, yürümeyi sevmeyenler için dolmuş da var. Reşadiye’de geçirdiğimiz süre içinde şoför Ahmet Beyin minibüsünü en az iki kez gördüm.

 

Liman tarafına inince biraz yerel mutfağı tatma isteğiyle eski mekan Zekeriya Sofrasına yollandık. Ev yemekleri yapan Zekeriya Sofrası 1990larda yaptığım ilk Datça gezimin parasızlığında akşam yemeklerimi yiyebildiğim tek yer olan tabiri caizse tek göz bir lokantaydı. Sadece eski günleri yad etmek için bile olsa şimdi dört dükkancığın birleşmesinden oluşan bu koca ev yemekçisinde yemek isterdim ancak komşu binanın inşaatı içeride oturmayı bile olanaksız kıldığından terk etmek zorunda kaldık. Yakında Datça sadece gece-gündüz devam eden inşaatlarıyla ünlü bir belde olacak.

 

Kumluk Plajına uzanan mekanlardan Datça Restaurant Lounge’da bir kahve keyfi yaparak güneşi batırdık. Güzel, zevkli, kaliteli ve huzurlu olan Lounge sadece Türk kahvesi, Americano, Espresso (4-5 Lira) değil sufle (7 TL), fish&chips (15 TL) gibi yiyecekler ve içki de sunuyor. Tek rakı 8, duble 12 TL ama iki gün önce gelişine tanık olduğumuz yasak sebebiyle kapının önündeki dört masa cezalı, onlar da biranızı yudumlayamıyorsunuz.

 

Yudumlama faslını Demhane’de gerçekleştirmeye karar vererek az ötede neredeyse denizin içine yerleştirilmiş masalardan birine oturduk.

 

Demhane, Atilla adında samimi, esprili, iyi niyetli, sıcak kanlı ama müşterilerini rahatsız etmekten ödü kopan, yüreği insan ve hayvan sevgisiyle dolu, canlı canlı haşlanıyorlar diye karaville yememizi istemeyen bir insan kişiye emanet, rahat ve mütevazi bir mekan. Geçen sene yılbaşına girmek için bile tercih edecek kadar sevdiğimiz bu yerin adının ‘Demhane’ olduğunu bloga yazabilmek için yeni öğrenmiş olmama şaşırdım tabii ama isimlerin ne önemi var ki? Orası hep ‘Atilla’ydı.

 

Sahilde huzur içinde içeceğinizi yudumlarken havaya fırlayan balıkları, bu uçan balıklardan nasiplenmeye çalışan kedileri ve kendinden geçercesine oynayan köpekleri izleyin, rahat rahat sohbet edin. Müziksiz, bangırtısız, gürültüsüz, yavşak çalışansız.

 

Ben bunlara ilaveten bir de hemen yan tarafındaki restorana ev sahipliği yapan binayı düşünmekten kendimi alamadım. Son derece özgün ve karakterli görünen bu minicik yapının önemli bir şey olduğunu benim gibi siz de hissedebilirsiniz belki ama yurt dışında bunlara eşdeğer binaları ve o binalarda nefes almış halkların tarihini yaşatmak adına yapılan hizmeti aklına getirince insan üzülüyor. Porto kentinde şu an müze olarak hizmet veren eski Gümrük Binasında yaşananları izlediğiniz belgesel film ile bir ulusun yakın tarihine parmak basıyor, kendi ülkeniz hakkında bu kadarını bilmezken sadece gezip gideceğiniz ülkeyi bunca tanıdığınıza şaşkın, daha bilinçli bir turist olarak dolaşıyorsunuz halkının arasında. Bunun onda biri olsun yapılamaz mıydı Datça eski Gümrük Binasına? Bir tanıtım levhası olsun iliştirilemez miydi? Reşadiye’deki koca çınarların önüne cinsleri ve yaşları yazılamaz mıydı? Datça’nın konuşan koca çınarları henüz gözümüzün önünden yitmeden bildikleri ve yaşadıkları kayıt altına alınamaz mıydı?

GB

 

 

 Datça 4

Reklamlar