Etiketler

 Datça 1

Sabah horozlar uyandırdı ama 48 saatlik yorgunluk tekrar uyuttu. Daha hafif bir gün geçirmeye karar vererek deniz manzaralı balkonda kahvaltı keyfi yaparken Boğaz’da yalıda yaşasam neye benzeyecekmişim acaba diye düşünmeden edemedim. Üstüne üstlük bugün Datça Ekspres Gazetesinde yazımın çıktığını bilmek ayrı bir şişkinlik yaptı.

DatcaEkspres

Hazmetmek için liman tarafına indik. Anayolu değil, diğer taraftaki güzel evlerin olduğu yolu kullanarak Karawan Büfe’nin oraya çıkıp sahilden geze geze limana ulaşmaya karar verdik. Hava güzel ya, şortlar da giyildi…

 

Güzel evlerin yanı sıra sürüyle de inşaatın arasından geçerek Karawan’a vardık. Karawan, adı üstünde, yürüyüş yolu üzerinde konuşlandırılmış, yiyecek-içecek hizmeti sunan şirin, turuncu bir karavan. Yan tarafında da yaşlı bir çifte ait bir otobüs dururdu. Kısa bir süre önce yangın geçirmişler. Kötü niyetli insanlar her yerde var. O kalabalıkta bu insanlar (ya da araçlar) birilerinin gözüne fazla gelmiş herhalde, Fethiye’deki müze yangınında olduğu gibi, canı sıkılmış birileri “bir kibrite bakar” diyerek yakmış karavanı da otobüsü de. Otobüsün sahipleri gelip enkazı temizleyip gitmiş. Karawan ise ekmek teknesi olduğu için yeniden doğmuş. Ama işletmeci hanımefendi yerlerden kazıdıkları erimiş çay kaşıklarını, patlayıp sağa sola saçılmış cam parçalarını, hala borç hanelerinde yazan olmayan balıkları anlatırken gözleri çok da uzakta olmayan bir anıyı canlandırıyordu. Sonu Türk usulü bitti muhabbetimizin: “Her işte vardır bir hayır.” Olur olmaz bunca insanın doluştuğu, her geçen gün nüfusun çok saçma bir şekilde kabartıldığı Datça’ya bu iki canın fazla gelmesinin neresinde ‘hayır’ olabilir bilemiyorum ama herkes gibi biz de yolumuza devam etmeliydik.

Hastanealti

Dolayısıyla Hastanealtı Plajına bakına bakına, hiç yaşanmamış gibi yok edilmiş Öğretmen Evi ve Melisa Cafe’nin izleri üzerinden ayağımızı sürüyerek, Kumluk Plajındaki kafelerin önündeki masaları doldurmuş güneşin tadını çıkaran onca insanın nereden fırladığını merak ederek Cumhuriyet Meydanı’na vardık.

CumhuriyetMeyd

Buradan sonra sahili takip ederek gayet serin ve panoramik bir gezintiyle burnu dolaşıp Datça’nın diğer tarafına yani Liman’a ulaşmak mümkün tabii ama biz meydandan geçip sola dönerek kestirmeden limana inmeyi tercih ettik ve inerken de ‘kitabevi’ denebilecek nitelikte büyük, minicik dükkanın önünde durmayı ihmal etmedik. Kulaklarımıza varmış ağızlarımızla kapısında yazan yazıları okuyorduk ki kitapların sahibi olduğunu düşündüğüm genç hanım geldi, mekanı huzurumuza açtı. Küçücük yerde ne büyük bir dünya serildi önümüze. Bir sürü dilde bir sürü kitabın sığdırılmış olması yetmiyormuş gibi hanımefendi öneride de bulunuyor rahatsız etmeden. Abuk subuk bir Datça hatırası alacağınıza gitmişken bu mekana uğrayıp bir kitap alın derim ben. En azından girmeyi deneyin. Kapısında ‘bazen açıktır’, ‘Acil kitap mı lazım?’ gibi sevimli ibareler asılı kitabevine girecek kadar şanslıysanız -ki yazın hep açıktır diye düşünüyorum- en azından biraz Can Yücel kitaplarına elleyin yerlerdeki dekoratif ama işlevsel kitap bavullarına dikkat ederek.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

 

Beni bu kitabeviyle tanıştıran annemi cezalandırıp bir öykü kitabı aldırdıktan sonra yola devam edebilirdim. Limanı geçerek Taşlık Plajına kadar yürüdük. Bu tarafta bir başka görsel ziyafet sunan gölet ve ilk buğday değirmeni var. Parçaları bütünlük sağlayınca güzelleşen tüm nesneler gibi bu taş bina, hemen arkasındaki gölet ve göletin denize döküldüğü yol da birlikte güzel bir görüntü oluşturuyorlar.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

 

Ilıcasu Değirmen Evi kapalı idi ancak penceresinden içindeki değirmen görülüyor. Yapı, işlevsel anlamda restore edilirken orayı ilk yapan beyefendinin torunu elleriyle can vermiş değirmene (Kaynak: Fevzi Avan).

 

Bir ailenin anılarında yer almış kadar duygusal bir gülücükle yola devam edip az ötedeki Kent Parkın ve şu an tadilatta olan Yelken Cafe’nin de hatırını sorduk. Oradan yola devam ederseniz güzelim Kargı Koyuna ulaşabilirsiniz ama bugünlük bu kadar yetti bize. Fotoğraf çeke çeke geri dönüp limandaki tek çatı altında birbirine komşu olmuş minik kafelerden biri olan Badem Büfe’ye oturup balık-ekmek yedik. Hamsi ya da sardalya ile yaptıkları balık-ekmek altı lira. İsterseniz tabakta da servis edebiliyor tabii Sevim Hanım. Tadı oldukça güzel balığınızın yanında istediğiniz içeceği içip tekneleri, balık tutmaya çalışan çocukları ve bekleşen kedileri izleyebilirsiniz huzurla.

 

Not: Datça’nın lokma tatlısı da ünlü. Yıllar önce gelen Ali Bey buranın ilk ve tek lokma tatlıcısıymış ve tezgahın önünde upuzun bir kuyruk olurmuş. (Kaynak: Fevzi Avan)

 

Datça 3

Reklamlar