Masanın üzerinde duran dosyanın köşesini bir kıvırıp bir açan kadının gözleri usul usul masaları silen genç kıza kilitlenmişti. Öğretmen Hanımın aslında kendisini izlemediğinin farkında olan kız rahatsızlık duymadan temizliğe devam etti. Odadaki derin sessizliği bölen gürültüyle ikisi de sıçrayarak kapıya baktılar.

 

Heyecanlı ışıltısıyla şakıyarak odaya dolan alımlı kadın tıkır tıkır Öğretmen Hanımın oturduğu masaya koşturdu:

“Ay Hocam, kusura bakmayın, trafik vardı, anca gelebildim.”

“Evet, oluyor öyle sabahları. Sorun değil. Buyurun, hoş geldiniz.”

“Mersi. Kahve almıştım gelirken, o da elimde kaldı. Sorun olmaz umarım.”

“Yo hayır.”

“Çok önemli bir toplantıya gireceğim de buradan sonra. Biraz açılmam lazım.”

“Evet tabii.”

“Neyse, sizin vaktinizi almayayım. Nasıl benim minişim derslerde?”

“Kim?”

“Biz Merve’ye miniş deriz de evde. Bizim işler çok yoğun. Hiç takip edemiyorum pisimi. İyi mi durumu?”

“Başarmak istiyor Selda Hanım. İyi yaptığı şeyler için övüldüğünde çok mutlu oluyor.”

“Ah prensesim benim. Kıyamam.”

“Ama hiç sıkıntı yaşamadığımızı söyleyemem.”

“Ya! Ne varsa söyleyin siz, konuşurum ben onunla.”

“Derslere geç kalıyor örneğin. Hem sabahları değil sadece. Aralardan da geç dönüyor ve her zaman anlatacak bir sebebi oluyor.”

“Aaa. O da ne demek? Yok olmaz öyle, dersine zamanında gelecek. Daha yeni Rolex saat aldık ona. Tamam Hocanım, konuşurum ben onunla. Ne demek geç kalmak? Hiçbir haklı sebebi olamaz gecikmenin.”

“Evet, aynı fikirdeyim.”

“Bu mu problem?”

“Merve’nin genel olarak okul kurallarıyla bir sıkıntısı var Selda Hanım. Okul kültürüne çok yabancıymış gibi, olmaması gereken şeyler yapabiliyor.”

“Ay çok özür dilerim Hocanım, telefonum çalıyor da, bakmam lazım, kusura bakmayın, önemli olabilir.”

“……”

“Efendim Mervan?”

 

Kendisiyle ilgisi olmayan telefon konuşmasıyla birlikte bakışları yine temizliğe kayan Öğretmen Hanım genç kızın veliye baktığını gördü. Beklenmedik bir anda yakalanan kız telaşla pencerelere yöneldi. Camların açılmasıyla içeri dolan taze bahar kokusu Öğretmen Hanımın yorgun zihnini kıpırdattı.

 

“Çok afedersiniz Hocam. Ne diyordunuz?”

“Eee, … kurallar diyordum. Topluluk halinde yaşamamızın getirdiği kurallar.”

“Ay anladım galiba. Geçen gün sakız çiğnerken yakalamışsınız. Anlattı bana. Çok üzülmüş benim pisim. Çocuk işte. Düşünememiş. Biz ailece çok seviyoruz sakız çiğnemeyi. Babamız Viyana’daydı geçen hafta da gelirken minişimin sevdiği sakızlardan da getirmiş. O da arkadaşlarıyla paylaşmak istemiş, okula getirmiş. Konuştum ama ben onunla. Yapmayacak bir daha.”

“Tabii, o da bir kural da ben daha genel durumlardan bahsediyorum aslında. Okulda kabul edilemeyecek takılar takmaya çalışması gibi, kimse görmeden yemeğine saç koyup ‘yemekten saç çıktı’ diye şikayetçi olması gibi. Derse hazır olmaması gibi. Hep ben derse başladıktan sonra dolabına gidiyor. Eşyalarını çıkarttırmak ayrı dert, toplatmak ayrı. Ders bitince hiç toparlanmadan fırlıyor. Masasının üzerinde buruşturulmuş kağıtlar, kahvaltı tenefüsüyse yediklerinin çöpü, sırasının altında kalemtraş pislikleri… Zorla düzenli olmasını sağlamaya çalışıyoruz.”

“Ay pardon yaa, bir yerden esiyor da sırtım üşüdü.”

“Cam açık. Kapatalım. Camları kapar mısınız Ayşegül Hanım size zahmet.”

“Hemen sırtım tutuluyor da benim. Cereyanda kalmamam lazım hiç. Bir de toplantı var.”

“Evet tabii.”

“Derse başlamakta zorlanıyor diyorsunuz yani. Evde de öyle Merve. Dikkatini toplamakta zorlanıyor biraz.”

“Evet. Bazen biraz fazla oluyor ama bu.”

“Kusura bakmayın Aynur Hocam, arada saatime bakıyorum, çok önemli bir toplantım var buradan sonra da.”

“……”

“Ne diyordunuz?”

“Dikkat dağınıklığı.”

“Ha evet. Ne oluyor mesela?”

“Biz ders yaparken o boya kalemleriyle oynuyor, camdan dışarısını seyrediyor, ya da ikide bir saatine bakıyor. Ödev verildiğini fark etmiyor, not almıyor, yönergeleri okumuyor. Sınavda bile dalıp gidiyor da ben yanına gidip hatırlatıyorum okuması gerektiğini.”

“Ah şu ‘okuma’ kısmı zaten tam bir problem.”

“Ödevleri kontrol ederken ‘ne ödevi’ diye sağına soluna bakıyor.”

“Sormayın, ben de şaşırıyorum ödevsiz gelince. ‘Ödevin yok mu annecim’ diyorum ‘yok’ deyip geçiyor televizyonun karşına.”

“Aslında ben mesaj sisteminden velilere de yazıyorum ya hani o hafta ne yaptığımızı, sonra ne yapacağımızı, ödevi filan”

“Ya evet sağolun ne güzel oluyor öyle uzun uzun yazıyorsunuz. Geçen yıllarda yapılmıyordu. Tabii kimseye sözümüz yok da…”

“Sağolun. İşte, geçen hafta ödevler hakkında yazdığım yazı vardı ya”

“Şey, … hangisi? Tam hatırlayamadım şimdi.”

“Hani ödev sorumluluğu ile ilgili bir çalışma başlatacağımı anlatmış, siz velilerden bir yazı istemiştim. Sizlere bir ödev vermiştim yani.”

“Tabii tabii, … de, ben onu atlamışım sanırım.”

“Dolayısıyla yazıyı da yazmadınız.”

“Bir örneği varsa hemen yazayım, sorun değil, biz size çok güveniyoruz.”

“Yollamıştım örneğini.”

“Mervan da söylemedi hiç. Çocuğu tek büyütüyorum zaten. Benim de iş sebebiyle çok fazla mail geliyor da okulunkileri göremiyorum bazen. Neydi?”

“……”

“Ay hala soğuk geliyor bir yerden.”

“……”

“Şey, neydi?”

“İşte, ödevini yapmayan öğrencilerle ilgili… Bir çalışma başlatacağım da Rehberlik Birimiyle birlikte…”

“Tamam! Hay hay, size zahmet bir daha yollar mısınız bana? Ben de not alayım bir dakika.”

 

Selda Hanım çıkardığı çubukla pıt pıt pıt not alırken Aynur Öğretmenin gözü tekrar Ayşegül Hanım’a ilişti. Pencerenin önündeki çiçeklere su verirken yapraklarını öpercesine eğilen genç kız gülümsüyordu.

 

“Evet, tamam, yazdım… Peki ne önerirsiniz Hocam? Ne yapalım? Özel Hoca mı tutalım? Bu notları nasıl yükselteceğiz?”

“Aslında sorunlarımızı söyledim Selda Hanım. Önce davranış bazında düzelmemiz lazım. Gerisi gelecektir zaten. Zeki kız Merve, ama daha özenli olmalı. Biz onları geliştirmek için bir sürü çalışma hazırlayıp gönderiyoruz evde de pratik yapsınlar diye. Çalışmazsa nasıl gelişecek?”

“Yalnız Aynur Hanımcım, kusura bakmayın da siz de çok ödev veriyorsunuz. Çok zorlanıyor çocuklar, yapamıyorlar. Yani benden duymuş olmayın da herkes böyle diyor.”

“Ben hiç duymadım böyle bir şikayet Selda Hanım.”

“Biz geçen akşam birkaç aile yemek yedik de herkes böyle diyordu. Yani yanlış anlamayın noolur, ben sadece iletiyorum.”

“Valla Selda Hanım, insanların kendilerini çok zor duruma düşüren bir sorunları olsaydı gelip bana söylerlerdi herhalde. Neyse, onlar burada olmadığına göre biz isterseniz sadece Merve’nin gelişimi hakkında konuşalım.”

“……”

“Mesela Merve’nin kesinlikle çok kitap okuması lazım her şeyden önce. Çünkü sorunlarının asıl kaynağı ödevlerinde de sınavlarında da bırakın verilen metinleri soruları bile okumuyor oluşu. Yani resmen üşeniyor. Ayrıca okumak sadece okuma becerisinin değil konuşma ve yazma becerilerinin de gelişmesini sağlar. Kelime dağarcığını genişletir, daha nitelikli tümceler kurmaya başlar.”

“Yaa. Ne güzel söylediniz. Ben de diyorum da Hocam, ah, gelin bir de bana sorun. Sizin çocuğunuz var mı?”

“Benimle ne ilgisi var Selda Hanım?”

“Ne çektiğimi bilseniz… Okumuyor işte, ne yapayım? Akşamları diyorum bazen ‘haydi git biraz kitap oku’ diye, gitmiyor. Ödev yok diye oturuyor öyle yanımızda.”

“Siz okuyor musunuz?”

“Yani, … arada. Pek o kadar değil aslında. Yine ben babaya göre biraz daha okuyorum. O hiç okumuyor. … Siz zorlasanız?”

“Zorla ne kadar olur bu iş sizce? Bir hafta sonu birlikte kitapçıya gidin. Kitapları elleyip sevdiğinizi, kokladığınızı görmesini sağlayın. Beğendiği bir kitabı alın, birlikte bir parka oturup okuyun.”

“İşte, … iyi diyorsunuz da, … pek vakit olmuyor ona.”

“Sizin inanmadığınız bir şeyi neden Merve’nin yapmasını istiyorsunuz?”

“Bizim işimiz gücümüz var çok şükür. Onun da iyi bir geleceği olsun diye uğraşıyoruz.”

“O zaman lütfen önce diğer konuları çözelim. Merve’nin önemsediği şeyleri biraz değiştirebilmemiz lazım. Televizyon, ünlüler, markalar ve bunun gibi şeylerle öyle çok ilgileniyor ki okumak, ödev, dersler canını sıkıyor, anlamsız gelmesine sebep oluyor. Grubundaki kızlarla yazışmaya çalışıyor derste. Sonra da kavga edip birbirlerini iyice üzüyorlar.”

“Evet maalesef ben de farkındayım. Çok dedikodu yapıyor öteki kızlar.”

“Dedikodu gerçekten çok kötü bir şey. Keşke yetişkinler de başkaları hakkında laf taşımadan, sadece kendileri hakkında konuşabilseler de çocuklar da doğru olanın bu olduğunu öğrenebilse. Neyse Selda Hanım. Benim şimdi derse gitmem lazım. Sizin de çok önemli bir toplantınız var.”

“Ay! Toplantı!”

“Ben zaten çalışmalarla ilgili bütün detayları mesaj sistemimizden paylaşıyorum. Okursunuz.”

“Tabii tabii. Vaktinizi aldım. Çok mersi.”

“Rica ederim.”

“İyi günler.”

“Eee… Selda Hanım!”

“Efendim?”

“Kahvenizi unuttunuz.”

“Ha o bitmişti de … temizlikçi burada diye bıraktım.”

“……”

“Çıkarken atayım ben onu olmazsa.”

 

Çantasında telefonunu ararken tıkır tıkır kapıya koşturan alımlı kadının ardından baktılar. Genç kız masadaki kahve lekesini sildi. Öğretmen Hanım kıza gülümsedi:

 

“Elinize sağlık Ayşegül Hanım.”

“Sizin de Öğretmenim.”

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Reklamlar