Etiketler

, , ,

Kapısının tıklatıldığını duyan Halil sandalyesinden fırlayıp uçarcasına kapıya atladı. Halil’le burun buruna gelmeyi beklemeyen annesinin şaşkınlığı yüzünden okunuyordu:

“Oğlum, kapıda mı bekliyordun?”

“Yok annecim, olur mu, sen çalınca fırladım, elin filan doludur belki diye.”

“Ay ne düşünceliymiş benim oğlum. İçeri girmemi istememenle bir ilgisi yok yani.”

“İçeri mi? Neden ki? Bir şey lazımsa vereyim ben. İçerisi dağınık annecim.”

“O ışık ne? Bilgisayar mı açık Halil?”

“Şey, şimdi açtım daha.”

“Ödevlerin bitti mi?”

“Bitti sayılır.”

“Sayılır mı? Bilgisayar neden açıldı?”

“Şey anne, ödev için.”

“Ne ödevi?”

“Eee… Türkçe! Mektup türünü işliyoruz da annecim, önce biraz Internette araştırma yapacağım, sonra bir mektup yazmam gerekiyor word’de.”

“Kime?”

“Ben de bilmiyorum. Sadece ‘mektup yazın’ dedi öğretmen. Belki Internette gezerken bir fikir gelir aklıma.”

“İyi bakalım. Bir saat sonra geldiğimde ödev bitmiş, bilgisayar kapatılmış ve yatma hazırlıklarına geçilmiş olunacak asker!”

“Emredersiniz Komutanım!”

“Minecraft yok!”

“Eee…Emredersiniz Komutanım!”

“9:45’te odandayım. Haydi marş marş! Dalgacı Mahmut…”

Annesi salona yönelince kapıyı kapatan Halil bu kez ayaklarını sürüyerek bilgisayarın karşısındaki sandalyesine geri döndü. Küp küp bilgisayar ekranında blok adam Steve onu bekliyordu.

“On dakika daha oynasam bir şey olmaz.”

Tam da büyü masasını yapmış onu kullanmaya hazırlanırken herşeyi öylece bırakıp mektup yazmaya çalışsa aklına hiçbir şey gelmezdi ki. Yeni sabah olmuştu oyunda. Geceye kadar on dakikası vardı. Madene inip biraz daha gelişmeli. Kazmaya devam etti.

Ne zevkli şeyler icat ediyor adamlar. Minecraft hem çok eğlenceli hem de geliştirici bir oyun örneğin. Ödevleri böyle konularda verse ya artık şu öğretmenler. Hangi çağda yaşıyoruz? Mektup da neymiş? Kim mektup yazıyor ki artık? Anca kendisi gibi ödevi olan öğrenciler. Ödev! Saat!

“Allah! Saat dokuz buçuk olmuş! Onbeş dakikam kalmış. Ödevi nasıl yapacağım ben şimdi?”

Derin bir ümitsizliğe kapılan Halil masanın bilgisayardan arta kalan kısmına kafasını gömerek düşünmeye başladı. Annesinden biraz daha izin koparabilmesi için hemen bir yalan bulmalıydı. Uykusuz kalacağı için yarın yine okul zor geçecekti ama yapacak bir şey kalmamıştı. Ya annesini sinirlendirecek ya da öğretmenini. Gerçi ödevini yapmazsa sadece öğretmeni değil annesi de kızardı.

“Of ya! Ne kadar aptalım! Oyun oynamadan önce ödevlerimi bitirmem gerektiğini bilmiyorum sanki. Ağlayacağım şimdi ya!”

Tam yüzünü buruşturmuş ağlamaya hazırlanıyordu ki adını duydu. Eyvah! Annesi mi sesleniyordu? Demek onbeş dakikası da bitmişti.

“Öldüm ben! Tek çare ağlamak.”

“Saçmalama Halil.”

Ama bu ses annesinin sesine hiç benzemiyordu ki. Annesinin sesi böyle mekanik değildi bir kere.

“Kaldırsan şu kafanı artık.”

Rüya görüp görmediğini anlamak için yavaşça ve hafif ürkmüş bir halde başını kaldıran Halil önce kapıya baktı. Hayır, annesi gelmemişti. Birisini bulmamayı ümit ederek odayı gözleriyle taradı. Çok şükür, kimse yoktu. Yoksa saklanıyor muydu?

“Kaç saattir içime düştün de şimdi neden bakmıyorsun bana? Ekrana bakmanı bekliyorum.”

Halil başını hızla sesin geldiği yöne çevirdi. Aman Allah’ım! Blok Adam konuşuyordu.

“Steve!”

“Ne güzel oynuyorduk. Çok mutluydun. Ne oldu birdenbire?”

“Şey…ödev…”

“Ne diyorsun, anlamıyorum. Ben mi bilgisayar oyunu karakteriyim, sen mi, belli değil. Güzel konuşsana Halil.”

“Pardon…şaşırdım da…”

“Neye şaşırdın?”

“Ko-konuşmana”

“Konuşmama mı? Gizlice annenin kredi kartı numarasını verip tam sürümüme sahip olduğundan beri birbirimizi çok iyi tanıdığımızı sanıyordum.”

“Şey…ne bileyim, ben böyle… benimle konuşabileceğini düşünmemiştim.”

“Normalde konuşmuyorum zaten ama seni bu kadar üzgün görünce dayanamadım. Ne de olsa çok uzun zamandır dostuz.”

“Bunu anneme söylemezsin değil mi?”

“Senden başkasıyla konuşacak değilim! Hem bırak şimdi bunları da neyin var onu söyle.”

“Türkçe ödevim var. Seninle oynamam yasak olduğu halde gizlice oynadığım yetmiyormuş gibi bir de zamanın nasıl geçtiğini fark etmeyerek ödevimi yapamamış oldum.”

“Benimle oynaman neden yasak ki?”

“İşte tam da bu yüzden! Birincisi, ödevlerimi ihmal ediyorum diye; ikincisi, saatlerce bilgisayarın başından kalkmayıp kendime zarar veriyorum diye.”

“Onu ben de fark ediyorum aslında. İlk oturduğunda gözlerin ışıl ışıl bakıyor örneğin, ama birkaç saat sonra bakışların değişiyor. Zaten oyunda da saçma kararlar almaya başlıyorsun. Demek ki benim kadar güçlü ve sağlam bir karakter değilsin. O zaman, sizinkiler haklı olabilirler.”

“Bunu ben de anladım ama çok geç. Annem beni öldürecek!”

“Annen saldırgan moblardan mı?”

“Hayır, sadece annem.”

“Nasıl bir oyun bu?”

“Keşke oyun olsa Steve ama maalesef çok gerçek. Ödevimi yapmadığım için annem çok kızacak. Hemen bir yalan bulmalıyım.”

“Yalan mı? Neden daha güçlü davranıp başka bir yol denemiyorsun?”

“Haklısın, kafama balkabağı takarsam saldıramaz belki. Neden bunu daha önce düşünemedim?”

“Annen Enderman mı?”

“Yapma Steve. Annem mob olsa Creeper olurdu. Az sonra yanıma gelip patladığında ne demek istediğimi anlarsın.”

“Dediklerinden bir şey anlamıyorum Halil. Çok karışık konuşuyorsun.”

“Ben de seni anlayamıyorum şu anda. Daha güçlü bir yol denemem gerektiğini söyleyerek ne öneriyorsun? Annemle savaşacak halim yok ya!”

“Onu kast etmemiştim. Sadece, yalan söylemek gibi bir basitlik yapma demek istedim.”

“Ne yapabilirim ki başka? O zaman bu son konuşmamız olur.”

“Ama kolay yolu, yani yalanı seçmek de seni kurtarmaz. Aksine, annen bunu anlayacağı için sana olan güvenini yitirir. Bak beş dakikadır konuşacağımıza çalışmaya başlasan bile bir şeyler yapmış olurdun.”

“Haklısın.”

“Ödevin ne?”

“Birisine mektup yazmam gerekiyor.”

“Mektup ne?”

“E-mail’in atası gibi bir şey.”

“E-mail mi? Kime yazacaksın?”

“Kişisi ve konusu serbest. Ama önce araştıracaktım biraz.”

“Bence araştırmayı boşver artık. Geç oldu. Hislerine kulak ver. İnsan en fazla en iyi bildiği konularda başarılı olabilir ancak. Bak bana!”

“Nasıl yani? Başarıyorum diye oyun oynamaya devam mı edeyim şimdi?”

“Hayır, tabii ki öyle demek istemedim. Ama şu anki durumunla bağlantılı bir şeyler olabilir pekala. Örneğin, neler hissettiğinle başlayabilirsin.”

“Üzgünüm tabii ama biraz da kızgınım.”

“Kızgın?”

“Evet, kızgınım! Bence bu muhteşem bir oyun ama şu an hayatta en sevdiğim şey olan bu oyunu herkes bana yasaklıyor! Annemin de bana saçma gelen bir sürü hobisi var, ben bir şey diyor muyum? Eminim öğretmenimin de hobileri vardır. Ama benim keyif aldığım şeyi yapmamı engellemeye çalışıyorlar! Üstelik Minecraft sadece eğlenceli bir oyun değil, aynı zamanda geliştirici de. Ve bence öğretmenim bu oyunu yasaklayacağına dersleri biraz bu oyuna göre değiştirse hem çok faydalı olur hem de daha keyifle ders yapmış oluruz!”

“Okulda da mı yasak oynamanız?”

“Evet, maalesef.”

“Çok üzüldüm. Oysa bizi yaratanlar, ellerinden geldiğince sizi geliştirecek şekilde dizayn ettiler.”

“Biliyorum. Yani anlayabiliyorum. Ama öğretmenime anlatamıyorum.”

“Buldum!”

“Neyi?”

“Minecraft için, senin en iyi bildiğin konu diyebilir miyiz?”

“E…evet.”

“İşte o yüzden bu konuda yazmalısın mektubunu.”

“Nasıl yani? Oyunu mu anlatacağım mektupta?”

“Evet!”

“Kime?”

“Öğretmenine tabii!”

“Neden ki? Kadın bu konuyu duymak bile istemiyor. Okumaz mektubumu.”

“Ödev olarak verirsen mecburen okur.”

“Delirdin mi sen? Oyunu yasakladı diyorum.”

“Sence yasaklaması doğru mu?”

“Hayır! Dinlemiyor musun sen beni?”

“Dinliyorum ve zaten sorumun cevabını da biliyorum ama öğretmenin bilmiyor. Şimdi sen ona bir mektup yazarak neden Minecraft oynamanız gerektiğini anlatacaksın.”

“Anladım. Süper bir fikir bu ya! Yaşa Steve!”

“Beni yaşatmak senin elinde.”

“Doğru.”

“Haydi ama, çok az vaktin kaldı. Ayrıca şu ‘zamanı iyi kullanma’ konusunu da bir ara konuşalım seninle. Biliyorsun oyunlarda bile çok önemlidir zamanı doğru kullanmak.”

“Tamam, teşekkür ederim, çok yardımcı oldun.”

“Önemli değil. Şimdi beni kapat da mektubunu yaz hemen. Ha, son bir konu: Lütfen annen ay başında bankadan yollanacak mail’de görmeden önce şu kredi kartı meselesini sen anlat ona. Bir daha da sakın böyle şeyler yapma Halil. Çok tehlikeli.”

“Tamam, yapmam. Ne bankanın mail attığını biliyordum ne de tehlikeli olduğunu. Çok kızacak ama yine de konuşacağım. Mob değil sonuçta, anne.”

“Anlaştık. Haydi şimdi mektubunu yaz hemen. İyi geceler.”

“İyi geceler.”

Halil, Minecraft’i hemen kapatıp yaklaşık bir saattir ekranın altında sırasını bekleyen word dosyasını büyüttü. Çok heyecanlıydı ama azıcık zamanı kalmış olmasına rağmen çok iyi bildiği bir konu hakkında yazacağı için kendine güveniyordu.

‘Öğretmenim’ yazarak başlayınca gerisi çorap söküğü gibi geldi. Sözcükler kendi kendilerine dökülerek tümceleri oluşturuyordu. Söylemek istediği her şeyi söylediğini düşünüp altına adını da yazınca geriye yaslanıp eserine bir baktı. Öğretmeninde nasıl bir etki yaratacağını anlayabilmek için mektubu bir kez yüksek sesle okudu:

Öğretmenim, Ben mektubumu size yazmaya karar verdim çünkü oynamamıza izin vermediğiniz Minecraft oyununun çok eğitici bir oyun olduğunu düşündüğüm için okulda oynayabilmemiz gerek bence. Derslerde yaptığımız birçok şey bu oyunda da var Öğretmenim. Oyunu oynarken hep örüntü çalışıyoruz mesela. Aslında Matematik dersleri ile ilgili çok şey yapıyoruz. Derslerde alan filan hesaplıyoruz, kesirlerle ilgili problem çözüyoruz ya hani, onları Minecraft kullanarak yapamaz mıyız? Her gün matematik dersinde sorduğunuz problemleri çözmemizi bekliyorsunuz. Problemin ana karakteri Steve olsa soruyu şıp diye çözebilecek bir sürü arkadaşım var ama tanımadıkları kişilerle ilgili soruları anlamıyorlar. Birçoğumuz her gün blokları kullanıp hesap yaparak ev yapıyoruz, küpleri kullanarak yeni malzemeler üretiyoruz. Bunun için neyin ne kadar malzemeyle üretildiğini bilmemiz lazım. Aynı okuduğumuz metindeki gibi: Aynı malzemeyi kullanarak farklı nesneler üretebilirsiniz. Aynı malzemeyi farklı miktarlarda kullanarak kazma da yapabilirsiniz, kürek de keser de. Ayrıca, geçen ay madde ünitesinde materyalleri filan işlerken camın kumdan oluştuğunu okuduğumuzda ben şaşırmadım örneğin. Çünkü bu oyunda biz topladığımız kaynakları kullanarak kendi malzemelerimizi oluşturuyoruz ve mesela oyunda da kömürle kumu birleştirince cam oluyor. Dolayısıyla ‘nesne’ ve ‘malzeme’ farkını çok iyi biliyordum. Aç kalmamak için avlanmayı ve yiyeceğimi yetiştirmek için gübreleme yapmayı bile biliyorum ben. Bence bütün dersler Minecraft ile yapılabilir. Mesela geçen gün resim dersinde çizdiğim resme Şükran Öğretmenim bayıldı. Çok iyi üç boyutlu çizmişim. Bir o anlıyor bizi zaten. Bir sürü yaşam öyküsü okuduk. Tanımadığımız insanların hayatını araştırttınız bize. Bir kerecik olsun Markus Persson’ın hayatına dair birşeyler yapma fırsatı bulamadık. Hayatımızda bu kadar önemli olan bu kişiyi siz tanıyor musunuz öğretmenim? Bence, hani bu oyunda bir yerde uyanıp da oraya yerleşiyoruz ya, oluşturduğumuz bu dünyanın ulusal marşını yazıp besteleyebiliriz. Belki oynadığımız oyunu videoya kaydedip arka plana da hazırladığımız müziği ekleyebiliriz. İnanmayacaksınız ama, bu oyun İngilizce bilgimizi bile geliştiriyor. Diamond, iron, coal, item gibi sözcükleri sınıfta sorduğunuzda cevabı nasıl bildiğimizi sanıyorsunuz? Ben hepsini bu oyundan öğrendim. İngilizceden şubat tatili ödevim için hazırladığım bulmacadaki bütün sözcükler Minecraft’tendi ama oyunu bilmeği için öğretmenim hiç anlamadı bunu. Ama seçtiğim sözcükleri beğenip iki artı verdi. Kayra da Minecraft’ten yeni kelimeler öğreniyormuş. Geçen gün bana anlattı. Zaten oyunu daha iyi anlamak için İngilizce birçok şeyi anlamamız gerekiyor. Sonra Minecraftwiki var! Wikipedia gibi bir şey. Birçok zaman kullanıyoruz. Anlamakta zorlandığımız metinler yerine oradan bir şeyler verse İngilizce Öğretmenimiz ne kadar iyi İngilizce anladığımızı görürdü. Bence metinlerdeki karakterlerin ismini bu oyundaki karakterlerden bile seçse her şey çok daha farklı olurdu. Hani soruyorsunuz ya “Sizce bundan sonra hikayede ne olacak” diye. İngilizce öğretmenimiz de soruyor bu soruyu. Mesela bunu Minecraft oyunu ile sorsaydınız ne güzel olurdu. “Steve’e bundan sonra ne olacak?” Steve’in isminin neden Steve olduğunu siz biliyor musunuz Öğretmenim? Biz bunu kendi aramızda çok tartıştığımız için bir sürü forum okumak zorunda kaldık. Hem de siz ödev vermeden. Çünkü I am an inquirer. İngilizceden ünite tekrarı için hazırlayıp oynadığımız oyunlarda ben Minecraft ile ilgili sorular da sormak istiyorum ama öğretmenim hiç izin vermiyor. Emir cümlelerini işlerken “iyi bildiğiniz bir konu seçip nasıl yapılacağını anlatan cümleler yazın” dedi ve ben de Minecraft ile ilgili birşey seçmek istedim ama onu da kabul etmedi. Sene başında hayali karakter yaratma çalışması yaparken karakterimi bu oyunla bağlantılı yapmak istediğimde kızmıştı bana. Siz beni engellerseniz ben nasıl geleceğin Notch’u olacağım? Siz bizim açık görüşlü olmamızı istiyorsunuz ama birçok zaman siz bizim fikirlerimizi beğenmiyorsunuz Öğretmenim. Halbuki bu oyun bize gerçekten çok şey öğretiyor. Özellikle de İngilizce’den. Mesela bazen biz de wikiye bilgi yazıyoruz. O zaman İngilizce yazma konusunda yardım ediyor. Açıkçası, Miss Constantine’ın verdiği writing ödevlerinden daha çok seviyorum bunu yapmayı. Bir de hep İngilizce konuşmamızı istiyor Miss Constantine ama Minecraft chat yapmamıza izin verse biz zaten İngilizce konuşuyoruz. O bize başka ülkelerden mektup arkadaşı bulmaya çalışıyor ama biz zaten Minecraft arkadaşlarımızla ortak şehirler kuruyoruz. Aslında şu anda Türkçe dersime bile yardım ediyor. Steve olmasaydı ödevimi yapamayacaktım! Yani derslerde işlediğimiz her şey var. İçinde haritalar var, hayvanlar, madenler… Elementleri bilmeniz lazım, coğrafya bilmeniz lazım. Siz anlatıyorsunuz ama Minecraft oynarken ben bunları yapabiliyorum, o da çok hoşuma gidiyor. Özür dilerim ama sizi dinlerken ya da metin okurken o kadar zevkli olmuyor. Hayatta kalabilmek için birilerini öldürmemiz gerekiyor diye rahatsız oluyorsanız ‘survival’ modda oynamamız gerekmiyor Öğretmenim. ‘Creative’ modda hiç bir şey öldürmeniz gerekmiyor. Sadece ev filan inşa ediyorsunuz, item yapıyorsunuz. Sonra, siz problem çözme becerileri önemli deyip duruyorsunuz ya, işte bu oyunda hep problem çözmek için düşünmeniz gerekiyor. Sadece, form doldurmuyorsunuz, öğrenme günlüğü yazmıyorsunuz. Sahi öğretmenim, öğrenme günlüğümüze neden hiç Minecraft oyunu ile ilgili bir şeyler yazamıyoruz? Bir de hiçbir zaman tartışma konumuz bu oyun ile ilgili olmadı örneğin. Öğretmenim lütfen Minecraft oynamak serbest olsun.

 

Halil

Son cümleyi bitirip gülümseyerek elini fareye uzatmıştı ki büyük bir gürültüyle açılan kapıdan korkup olduğu yere yapıştı. Annesinin bir saat önceki sevimli ve anlayışlı yüzünden eser kalmamıştı:

“Halil!”

“Anne… valla bitirdim ödevimi. Bak istersen burada zaten. Çıktısını alıp kapatacaktım bilgisayarı.”

İçeri girip yanına kadar gelen annesi göz ucuyla ekrana baktı ama bu konuyla artık çok da ilgilenmiyor gibiydi. Kollarını göğsünde kavuşturarak kaşlarını hafif havaya kaldırdı:

“Şimdi bankadan yollanan hesap özetini inceliyordum da”

“Ha…hangi banka… hesap…ya…”

“Kredi kartımla ilgili olarak bana söylemek istediğin bir şey var mı?”

“Ay başı olmadı ki daha! Vallahi söyleyecektim. Neden hemen yollamışlar? Ay başı olmadı ki daha ama…”

“Çünkü benim hesap özetim yirmisinde kesiliyor Halil. Ama bunun gerçek konumuzla ilgisi yok. Nedir bu Halil? Hemen açıklama bekliyorum!”

“Anne… bu oyunu ne kadar sevdiğimi biliyorsun. Ama bazı önemli özelliklerini de kullanabilmem için bu yeni sürümünü almam gerekiyordu. Oynarken Ali ile sohbet ediyoruz ve harika oluyor. Yenisini almamız gerektiğine de birlikte karar verdik ama… o babasına rahatlıkla söyledi de ben sana söylemeye korktum. Ali’nin babası bu oyunu çok destekliyor. Zaten sınıftaki herkese tahtadan Minecraft karakterleri yapıp hediye etti. Zaten hep heykel yaptığı için bunları yapması çok kolay olmuş.”

“Konuya gel Halil!”

“Ben… senin asla kabul etmeyeceğini bildiğim için konuyu açmadım bile kızarsın diye. Bunun parası kadar günlük masraflarımdan kısarsam seni kandırmış sayılmam diye düşündüm. Zaten farkındaysan bir haftadır hiçbir şey almanı istemedim senden. Masrafsız bir çocuk olmaya çalışıyorum.”

“Oh, beyefendi kendince haklı açıklamasını bulmuş! Bana para harcatmayınca yaptığın hareket doğru mu olmuş oldu sence?”

“Hayır… yanlış oldu.”

“Oğlum, ne kadar tehlikeli bir iş yaptığının farkında mısın? Bizden habersiz kredi kartı numarasını tanımadığın kişilere nasıl verirsin? Neler olabileceğini tahmin bile edemezsin. Internetten paylaştığın bilgiler kötü insanların eline geçerse hepimizin hayatı kararır. Bırak birkaç hafta masraf çıkarmamayı okuldan bile almak zorunda kalabiliriz seni.”

“Yok canım.”

“Tabii Halil, ne sandın? Senin nasıl elde ettiğini de anlamadım ama bu verdiğin bilgilerle kötü kişiler bizim adımıza bir sürü harcama yapıp bizi yüklü miktarda borca sokabilirler. O zaman bu borcu ödemek için çok büyük sıkıntılar çekmek zorunda kalırız oğlum, çok tehlikeli bu yaptığın şey.”

“Özür dilerim… bilmiyordum. Ali’nin babası yapınca kötü bir şey olacağını düşünmedim. Zaten Minecraft’i üretenler çocukları bu kadar sevdiğine göre kötü insanlar olamazlar ki anne.”

“İyi, aferin oğlum, sen gelip annenle babanla konuşacağına, kendi başına işler yap. Bu sefer kötü insanlara rastlamamış olabilirsin ama bir daha yaparsan neyle karşılaşacağını bilemezsin. Bak Ali ne güzel konuşmuş ailesiyle, dürüstçe istemiş. Yakışıyor mu böyle davranışlar senin gibi zeki ve terbiyeli bir çocuğa?”

“Ama anne, Ali’nin ailesi senin gibi Minecraft oynamayı yasaklamıyor! Hiç kızmıyorlar.”

“Ben neden kızıyorum Halil?”

“Bilmiyorum!”

“Hayır, biliyorsun oğlum. Bir söyle bakayım.”

“Of tamam! Çok uzun süre oynuyorum ve ödevlerime zaman ayırmıyorum diye… Yaptım işte ödevimi de bak! Ben seni üzmemek için yaptım bu ödevi, sen bakmıyorsun bile! Ne yapsam memnun edemiyorum seni!”

Halil, sesi titreyerek bitirmişti konuşmasını. Bu son laf üzerine annesi bir süre ağzını açmadan ona baktı. Halil kafasını yere eğmişti ama yüzü görünmese de mutsuz olduğu anlaşılıyordu. Annesi, yana kayması için eliyle oğlunun omzunu dürtüp yanına ilişti. Halil söylemese mektup olduğu anlaşılmayacak metne göz gezdirdi. Kafasındaki okuma gözlüğünü gözlerine indirip daha dikkatli okumaya başladı. Bitirince gözlüğü tekrar başının üstüne yerleştirdi ve oğluna baktı:

“Önce oyun oynadın değil mi?”

“Nereden anladın?”

“Mektup nasıl yazılır diye hiç araştırmadığına göre demek ki vaktin olmamış. Önce oyun oynamış, sonra hızla bunu yazmışsın. Konuya hakim olduğun için içerik çok iyi ama bunu böyle teslim edersen mektup formatında olmadığı için puan kaybedeceğin kesin.”

“Senden de hiçbir şey kaçmıyor. Her şeyi hemen anlıyorsun.”

“Anlarım oğlum. Anneyim ben. Senin yaşadığının dört katı hayat yaşadım. Senin geçtiğin yollardan defalarca geçtim.”

“Nasıl yani? Hiç yalan söyledin mi sen?”

“Dokuz yaşındayken bir kere söyleyecek oldum, anneannen öyle bir tokat attı ki neye uğradığımı şaşırdım. Bir daha asla söylemedim.”

“Tokat mı?”

“Evet. Eskiden anne babalar çocuklarını arada döverdi. Sevmediklerinden değil. Onlar da bizi çok severdi ama o zamanlar terbiye öyle verilirdi. Şimdi biz dövmüyoruz ama bize yalan söylediğinizi anlayınca çok üzülüyoruz. Çünkü bu bizi aptal yerine koymaya çalıştığınız anlamına geliyor. Yalanı anlamayacağımızı düşünecek kadar küçümsediğinizi düşündürüyor.”

“Hayır! Annecim yemin ederim öyle bir şey yok! Sen dünyanın en harika annesisin! Ben sana ‘aptal’ demek için değil, bu oyunu oynamayı çok istediğim için yalan söyledim sadece.”

“Halilcim, şu mektubu daha önce yazıp bana gösterseydin yeterdi bana.”

“Gerçekten mi?”

“Evet, oyunun olumlu yanlarını öyle güzel anlatmışsın ki kabul etmemek elde değil.”

“Nasıl yani? Artık oynayabilecek miyim?”

“Orta yolu bulmak şartıyla evet.”

“Anlamadım.”

“Şimdi, önce şu yazdığın metni mektup biçiminde yeniden düzenleyip bugünlük ödev ve bilgisayar faslını kapatacağız.”

“Oyun konusunu konuşuyorduk.”

“Bekle bakalım. Sırayla.”

“Özür dilerim.”

“Bol özürlü bir gece oldu.”

“Galiba öyle.”

“Sonra hemen hazırlanıp uyuyorsunuz Halil Bey.”

“Peki annecim.”

“Aferin. Hafta sonu, önce neden ödev yapman gerektiği konusunda bir yazı yazıyorsun.”

“Nedeni belli değil mi?”

“Belli ama sanırım sen pek anlayamamışsın. Öğretmenin kızmasın ya da annen mutlu olsun diye yapılmaz ödev. Biraz düşün bakalım. İstersen Ali’yle tartışın hatta. Haftasonu bu konudaki yazını bekliyorum.”

“Emredersiniz Komutanım! Bitti mi?”

“Hayır, daha yeni başladık.”

“Uyumam lazım ama.”

“Bu gece biraz uykusuz kalıver. Umarım bu son olacak zaten. Sonra, bir de haftada bir anneannene mektup yazmanı istiyorum.”

“Ne? E-mail atsam?”

“Nereye atacaksın Halil? Anneannenin e-mail adresi mi var?”

“Tamam tamam, yazarım, ama haftada bir çok değil mi?”

“İyi, peki ayda bir olsun, ama mektup gibi yaz lütfen.”

“Bitti mi?”

“Bir de, bu kredi kartı meselesini babana sen anlatacaksın. Nasıl özür dileyeceğini bir düşün önce.”

“Anlaşmanın en zor maddesi bu muydu?”

“Bilemiyorum. Bize danışmadan yaptığın harcamayı geri ödeyebilmen için senin bulduğun yönteme devam edeceğiz bu arada.”

“Bir hafta daha masraflarımı kısacağım yani.”

“Bir ay.”

“Ne? İki hafta sonra doğum günüm var! Parti verecektik hani?”

“Sen bu oyunu o kadar çok seviyormuşsun ki paranı bu uğurda harcamayı seçmişsin değil mi Halil?”

“Evet.”

“O zaman?”

“Of ya, tamam, kabul.”

“Of ya deme anneye. Son olarak da, bu oyunu oynama şartlarını belirleyeceğiz seninle ve karşılıklı imzalayıp odana asacağız. Kabul mu?”

“Ne şartı?”

“Her ne kadar Minecraft oynamanı kabul etsem de saatlerce kontrolsüz bir şekilde oynamanı onaylayacağımı düşünmüyorsun değil mi?”

“Bir an için düşünmüştüm.”

“Her şeyin fazlası zarar canım. Saatlerce bilgisayar kullanman zararlı olmasaydı kızmazdık zaten. En faydalı sebzeleri bile çok fazla tüketirsen sana zarar verebilir.”

“Bilmiyordum.”

“Daha bilmediğiniz çok şey var Sayın Minecraft Uzmanı. Araştırabilirsiniz. Bilgisayarı bu yüzden odana koyduk. Sorgulayan ve araştıran bir birey olmanı dilediğimiz için. Bir araştır bakalım bilgisayarın zararlarını.”

“Birazını biliyorum aslında.”

“Öyle mi?”

“Evet, yeni işledik daha.”

“Duyabilir miyim?”

“Gözlerimizi bozar. Kemiklerimize zarar verir. Kambur yapar, kilo almamıza sebep olur. Sürekli radyasyon almamıza sebep olur. Ayrıca rahatlıkla arkadaş edinemememize neden olmaya başlar.”

“Asosyal olunuyor yani.”

“Tabii bunların hepsi saatlerimizi bilgisayar karşısında geçirirsek olur.”

“Tabii ki. Ödevini yaptın diye olmaz mesela.”

“Anne, biliyor musun, öyle bağımlıları varmış ki, bilgisayarın başından kalkmak istemediği için altına yapan çocuk oluyormuş.”

“Ya, işte bak gördün mü? Güzel şeyler mi bu saydıkların? Bu yüzden kızıyoruz fazla zaman geçirdiğinde.”

“Zaten biraz fazla kalınca insan kendini oyun karakteri gibi hissetmeye başlıyor anne. Etrafta olanlar gerçek değilmiş gibi geliyor.”

“İyi, aferin! O zaman bu günlük fazlasıyla bilgisayara baktığının da farkındasındır. Biyolojimiz gereği hepimizin saat onbirde uykuda olması gerekir. Haydi şu mektubu düzeltip yatalım artık. Biraz da kısaltsak iyi olur. Döktürmüşsün maşallah! Ama öncelikle, mektubu yazdığın kişi senin asker arkadaşın değil, öğretmenin. Resmi bir mektup yazıyorsun yani. ‘Sayın’ diye başlaman gerekiyor. Düzelt bakalım: Sayın …

Reklamlar