HayatKisa

“Hayatı komedi sayanlar son espriyi iyi düşünsünler” demiş Seneca. Siz düşündünüz mü son espriyi? Günlerinizi, yıllarınızı nasıl geçiriyorsunuz? Hayatı sadece tüketiyor musunuz, yoksa yaşıyor musunuz? Hayat mı size hakim oluyor siz mi hayata? Hiç beklentiniz var mı? Düşleriniz, gerçekleştirmek istedikleriniz? “Çocuğu özel okula verebilsek, masrafını denkleştirebilsek, mobilyayı yenilesek” diye mi geçiyor hayat yoksa kendi isteklerinize ve düşlerinize de yer veriyor musunuz yapılacaklar listesinde? En son kaç yaşındayken “büyüyünce bunu yapacağım” ya da “şunu mutlaka yaşamalıyım” dediniz? Hiç bucket list yaptınız mı kendinize? Bucket List, yani Türkçesi, ölmeden önce mutlaka yapmak istediğiniz şeylerden oluşan liste. Bu ifadenin neden Türkçe’de vücut bulmadığını hiçbir zaman anlayamamışımdır ama bence olmazsa olmaz bir kavram ve dilimizde yer almamasının umarım fazlasıyla tüketmeye meyilli bir toplum olmamızla bir ilgisi yoktur. Eğer bunu okurken hala kafanızdan “ya Özlem tabii senin tuzun kuru, iki çocuk bir hanım, para yok, nerede yapacağız bakıt list” diyorsanız hatırlatırım: “Hayata yeniden başlasaydım saniyelerin nabzını tutardım” demiş Dostoyevski. Bu hayattan bize bir tane verildi. Tekrarı yok. En fazlası yüz sene, onun da yarısını tükettik. Gerisini nasıl geçireceğiniz size kalmış. Yaşayamadığınız ve yaşamak için dünyaları verirdim dediğiniz bir şey varsa elinizden geleni yapın lütfen, çünkü verebilecek dünyalarınız yok. O kadar da sorun değil diyorsanız, o zaten sizin bucket listinizde yoktur. Hayattan beklentilerinizi yaşıyorsunuzdur şu anda.

Bense her ne kadar her zaman onayladığım yaşamı sürmek için elimden geleni yapmış olsam da hep bir yerlerde ‘daha fazlası’ vardı itici gücüm olan. Günlük planlarda pek başarılı olamasam da her zaman kısa vadede ve uzun vadede yapmayı kafama koyduğum ve yaptıkça üzerini çizmekten haz aldığım maddelerden oluşan listelerim oldu. Şimdi burada yaptığım liste ise çize çize geriye kalan ve gerçekten yapmayı çok istediğim deneyimlerden oluşmaktadır. Ancak kendimi zorlarsam zaten bir şekilde yapabileceğimi düşündüğüm hiçbir şeye bu listede yer vermedim. Bir de asla yapamayacağımı anladıklarıma…

 1. Sahnede Soledad’ı söyleyeceğim. Kardeşim Özge keman çalacak. Doğduğundan beri kendisini seyretmekten bıkmadığım ama sahnede izlemeyi fazlasıyla sevip her seferinde gurur sarhoşu olduğum kardeşime daha yakın olabilmenin bir yolu sanırım.

2. Tekne süreceğim. Tekneler… Her türlüsüne hayranım. Bunu bilen kaptan arkadaşlar yekeyi ya da dümeni elime tutuştururlar her seferinde sağolsunlar ama ben artık şu mereti tam anlamıyla öğrenip bir tekneyi kendim hareket ettirip başka bir yere götürebilecek hale gelebilmek istiyorum. Mümkünse dalgalı denizde götürecek kadar 😉

3. Kitap çıkaracağım. Yazmayı çok sevdiğim aşikardır herhalde. Okumayı okula başlamadan söktüm. Ömrümce ablamdan gizlice aşırdığım tek şey kitapları oldu. Kendi irademle ilk skeçlerimi ortaokuldayken yazdım ve oynandı. Muhtemelen o yıllardan beri benim de kitaplarım olsun istiyorum.

4. Diego El Cigala konserine gideceğim. Müziğe bayılırım. Metallica ile ruhumu teslim edip üzerine Fado dinleyerek coştuğum, Müzeyyen Senar ile adeta konuştuğum çok olmuştur. Ruhu hissedebildiğim, gönlümü kıpırdatan şeylere hayran olurum. Sevdiğim nice şarkıcılar oldu. Ama konserine gitme ihtiyacı uyandıranı pek çıkmıyor. Youtube’dan seyrederek de coşabileceğimi düşünüyorum birçoğu için. Ama bu bizdeki Ciguli misali İspanyol Cigala’nın şarkılarını söylerken kendinden geçmesi ve bu kadar sevdiğim için beni sinir eden cingen sesi onu izlemem gerektiğini düşündürüyor. Ruhumuzun arabesk tarafının da arada doyurulması gerekir. Listemde belki bir tek bu madde geçici veya değişici olabilir sanırım. İlk gençlik yıllarımda olsa Bon Jovi derdim, sonraları Axl Rose, sonra kim bilir ne 🙂 Cigala’yı tanımışlığım da topu topu birkaç yıla dayanır. Gerçekten sevmekten asla vazgeçmediğim ve her dönemin kalitesi olarak tanımlayabileceğim kişilerden ise hiçbiri yok artık dünyada. Yaşasaydı Bob Marley ile tanışmak isterdim örneğin. Sadece konserine gitmek de değil, sohbet etmek isteyebileceğim bir değerdir Marley.

5. İspanyolca öğreneceğim. Her yıl en az bir kere öğrenmeye başladığım bu dili anlayıp konuşacak kadar yani İspanyolca filmleri rahatlıkla izleyip İspanyolca şarkıları anlayarak ve anlaşılarak söylecek kadar öğrenebilmek istiyorum. Güney Amerika’ya gittiğimde İngilizce konuşmamalıyım 🙂

6. Flamenko dans edeceğim. Yeni başlayan her öğrenciyle her hafta sıfırdan başladığımız için şu an sadece Sevillanas’ın yarısını biliyorum maalesef. Yıllardır öğrenme çabası harcayıp başarılı olamadığım ama hayranlık duyarak izlediğim bu dansı bir gün mutlaka öğreneceğim ve bir yerlerde dans edeceğim. Bu Sevilla sokakları da olabilir Olympos ateşinin yanı başı da. Öyle ya, şarkımı söylerken dans edemeyeceksem ne anladım ben bundan?

7. Aydınlık, sakin ve denizli bir yerde yaşayacağım. Ömrümüz, kafamızı kaldırınca gökyüzünü görebileceğimiz, birilerine çarpmadan yürüyebileceğimiz, günün nasıl geçeceğine doğanın karar verdiği, insanın mecburen ürettiği bir yerlerde yani telaşın ne demek olduğunu bilmeden oturduğu yerde bütün günü asgari düzeyde hareket ederek geçirebilen ve ertesi gün de aynısını yapma şansı olduğu için telaşlanmayan insanların ülkesinde yaşamayı düşleyerek geçiyor.

8. Hobi olarak yaptığım bir şeyden para kazanacağım. Hani şu “hobimi yapıyorum, bir de üstüne para veriyorlar” edasıyla acı çeken çoğunlukla dalga geçen kesim vardır ya… Aramızda kalsın ama çok kızıyorum. Öğretmenliği çok seviyorum, o ayrı, ama öyle çok sorumluluk isteyen bir iş ki her saniye çocuklarınızı düşünüyorsunuz ve hiç de öyle zevkli geçmiyor günler. Tatmini bambaşka. Küçücük bir yürek size “sizi çok seviyorum öğretmenim” dediğinde olayınız bitiyor, eriyorsunuz ve bu tümce sizi en az bir ay götürüyor, fakat kafanız hep dolu olarak dolaşıyorsunuz. Gözleriniz sürekli her şeyi görmelidir, kulağınız ağızlarından çıkan her lafı duymalıdır, yüreğiniz hep onların ne hissediyor olabileceğini hissetmeli, beyniniz planladığı kazanımları canlı tutarak dersin akışını anlık değişimlere uyarlayabilmeli, bir yandan da her bir öğrencinin birer hamur parçası gibi ellerinize kalmış olduğunu unutmamalıdır. Hobi ise insanın kafasını biraz boşaltmasını sağlar, başka yerlere kanalize olarak farkına bile varmadan rahatlaması için fırsat verir.

9. En az bir ülkeye tekneyle gideceğim. Ben mi sürerim, sürülen bir teknede mi giderim bilemiyorum ama olmalı, olacak, istiyorum… Bu tutku çocukken yaşadığım Kıbrıs’a feribotla gidip gelerek başladı, deniz sevdasıyla beslenip büyüdü. Asıl düşüm tekneyle dünya turu ama başta dediğim gibi, yapamayacağımı anladığım konuları listeme dahil etmemeye çalıştım 😦

10. Hayranı olduğum bir kişiyle arkadaş olacağım. Acılarımın yanı sıra çok da güzel yaşadım. Çok güzel insanlar tanıdım. Doyumun zirvesinde dans ettiren sohbetlerim oldu. Çok dostuma hayran oldum. İnişli çıkışlı yolculuğumda yıllardır beni yalnız bırakmadan benimle birlikte seyahat eden herkese hayranım zaten. Oralarda olmasalar ben olmazdım. Ama burada kastettiğim, tanımadığım ve yaptığı işler sebebiyle uzaktan hayranlık duyduğum birisiyle arkadaş olmak. Gözlerini sosyal medya çağına açmış nesil için belli ki çok sıradan durumlar ama yıllardır hayranı olduğum Buket Uzuner ile Twitter üzerinden yazışmak, çok değerli Orhan Kemal’in oğlunun bir yazımı kullanmak istediğini belirten mesajı almak benim için son derece değerli ve asla düşünemeyeceğim heyecanlardı. Kaç yıl önce Selimiye’ye yelken eğitimine gittiğimde düşlediğim tek şey vardı: Sadun Boro ile aynı restoranda yemek yiyebilmek. Kendisiyle kadeh tokuşturup Galapagos’u konuştuğumuzu düşünsenize! Hoş, onu o kadar önemsiyorum ki ağzımı açıp bir kelime konuşamazdım herhalde, o ayrı.

İnsan hayatı için bunca önemli olduğuna inandığım bu durum bile ticari boyuta dökülmüş ve fikir yoksunu insanlara listelerine koyabilecekleri deneyimlerden örnekler veren kitaplar yazılmış. Internette listenizi oluşturmanıza ‘yardımcı’ olmak üzere hazırlanmış siteler üzerinden satılıyor. Bucket List denen şey kişinin aklına takılmış ve asla atamadığı/aşamadığı özlemlerden oluşan ve kişiden kişiye, hatta yaşanmışlıklarla ve yaşanamamışlıklarla doğru orantılı olarak seneden seneye değişebilen bir liste olduğu için bu çalışmalar nasıl yardımcı olur bilemiyorum ama bildiğim bir şey varsa o da herkesin mutlaka bir bucket list’i olması ve en azından yılda bir bu listeyi gözden geçirmek üzere kaliteli zaman harcaması gerektiğidir.

Şu an kırkiki yaşında olduğum göz önünde bulundurulursa burada paylaştığım listenin çocukluk dualarımın hatta yirmili yaşlarımdakinin aynısı olmadığını tahmin edersiniz. Çocukken her gece aksatmadan yakardığım üç konu vardı (gecelik duaları filmlerden öğrenmiş bir nesil olarak): Allah’ım yalvarırım (‘Allah’a lütfen denmez’ dedikleri için başka sözcüklerle ifade etmeye çalışırdım) Anadolu Lisesini kazanayım, Fen Lisesini kazanayım, sonra da Oxford’a gideyim. Yıllar sonra İngiltere’ye götürdüğümüz 27 tane Türk öğrencisi ile Oxford’da gezerken anneme bir kart atmıştım ‘bu sayılır mı sence’ diye. Sayılır mı sayılmaz mı bilmiyorum ama bir yılımızın bir yılımıza uymadığını iyi öğrendim. Yaşadıklarımıza göre önceliklerimiz de değişiyor. Kierkegaard’ın dediği gibi, hayat yalnızca geriye doğru anlaşılabiliyor ama ileri doğru yaşanmalıdır.

Son listemde yer alan ‘yapılacaklar’ bunlardan ibaret. Hangilerinin gerçekleşeceğini, hangilerininse gerçekleşebilecek duruma gelene kadar gözden düşeceğini çok merak ediyorum. Bir de sizin listelerinizde neler olduğunu…

Reklamlar