Etiketler

, , ,

Bu şehir nasıl alışveriş merkezleriyle doldu? Neden hala gördüğüm her çirkin inşaatın yanında alışveriş merkezi yapılmakta olduğunu anlatan bir tabela var? Ankara’nın yarısının karnını zor doyurduğunu düşünürsek bir-kaç milyon kişi mi alışveriş yapıyor hepsinden? Ne alıyorlar hala yeni alışveriş merkezleri açılmasını sağlayacak kadar paralar harcayarak? Çocuklar hiç olmazsa dürüstçe “kitap okumayı sevmiyorum” diyor ama ”vaktim olmadığı için kitap okuyamıyorum” diyen bunca –yetişkin– bu kadar vakti ve enerjiyi nereden buluyor? Hepsi sıkıntıdan değil mi?

“Sıkıntı bir zeka belirtisidir” diyen Bertrand Russell öneminin çok büyük olduğunu da eklemiş. Onunla nasıl baş edeceğinizi bilirseniz size dünyanın en güzel kapılarını açar şüphesiz. Çocukken her “sıkılıyorum” dediğimde muhteşem bir yaratıcılık ürünü serilirdi önüme. Ya evdeki yastık-yorganla bir oyun alanı inşa edilir, ya birlikte bir öykü oluşturulur, ya yapma çiçekler üretilir ya da çay eşliğinde sohbet edilirdi. Değil sıkıntıdan AVM’ye gitmek, çarşıya-pazara giderken görüp beğendiğim küçücük şey için bile “dönüşte alırız” denir ama hiç o yoldan dönülmezdi. Bunu fark edecek kadar büyüdüğüm zaman “paramız yok” kavramıyla tanıştım. Ve her yaratıcılığın kökünde olduğu gibi ‘yokluk’ bana kocaman bir ‘varlık’ getirdi: Yaratmanın sonsuz keyfine varmayı öğrendim. Sıkılınca, kendime dört duvar arasında hayal gücümle ördüğüm bir dünya yarattım; okudum, okuduğum kitapların dünyasında dolaştım; kardeşim olunca, bu kez onu oyalayacak dünyalar üretmeyi iş edindim. Yapboz bulmacalarla büyük resmin parçalarını görmeyi öğrendim. On yaşında ilk skeçlerimi yazdım ve sınıfta oynandığını görüp gururlandım. Evde üretebileceğim öyle çok şey vardı ki arkadaşlar kapıya dayanmadan dışarı çıkmak aklıma gelmezdi. Zamanla arkadaşlarıma da oyun alanları yaratmaya başladım. Apartmanlardan birinin bodrum katını temizleyip kütüphanemizi oluşturduk; olmayan yemek tarifleri icat ederek evi duman altında bırakan deneylerin sonuçlarını gözlemledik; onüçüncü cumada korku filmi seyretme toplantıları yaptık. Evde Blue Jean dergisine bakarak sınırlı sayıdaki kasetlerimizi dinlemek bile bir aktiviteydi bizim için. Sevdiğimiz şarkıcının posterini, hele bir de şarkı sözünü verdilerse dünyalar bizim olurdu. Ancak şimdi, dinleyemeyeceği kadar çok parçayı hareket halindeyken de tüketebilen insanlara bunlar yetmiyor tabii.

Sıkılmış insanlar kafeleri, barları ve göbeği doldururken mekanın raflarını ve kafaları boşaltıyor. Kilolanmış bedenleriyle mutsuz ruhlar diyetisyenlerin, yaşam koçlarının, psikiyatristlerin odalarını doldururken ceplerini boşaltıyor. Tabii ki bir şeyler yapacak zamanları da kalmıyor. Sıkılıyorlar.

Siz de haklısınız. Sıkıntıdan kurtulmak için her yolu denediniz. Futbol takımınızı yürekten destekleyip evin duvarlarını yumrukladınız. Olmadı. Çocuğa bağırdınız. O ağladı ama siz hala rahatlayamadınız. Masaj salonu da kar etmedi. Botoks mu yaptırmalı? Solaryuma gidip solarsanız mı? İguana besleseniz stresi alır mı? Belki evi feng shui’ye göre yeniden düzenlemek iyi gelir. Ya da yenilik olsun diye iyi bir mobilya takımı. Mor olmalı bu kez. Gerçi yeşil renk sakinleştiricidir. Hele açık yeşil enerjinin ve bereketin rengidir. Bir astrologa mı danışmalı? Falcıya mı gitmeli? Ne yapmalı da pozitif enerjiyi hayatımıza davet etmeli? Bunları düşünmek çok mu yorucu oldu? Bence siz hepsini boşverin, bir aaaveemeeye gidip rahatlayın. Çocuğun eline de verin bir elektronik oyuncak ki sesini kessin de oturduğunuz yerdeki uğultuyu rahat duyun. Üstüne de bir Quick China iyi gelir. Çektiğiniz fotoğrafları feysten paylaşmayı unutmayın.

Eski bir öğrencim olan Barıçcan Aksu ‘Özeleştiri’ adlı yazısını gezi olaylarında gündeme gelen AVM karşıtlığı ile ilgili şöyle bir kaygısını dile getirerek bitiriyor: “İnsanımız üç gün sonra AVM’de ‘gezmeye’ devam edebilir…” Gencecik bir insanın gözlemleriyle yaptığı bu tespit hiç de yersiz değil maalesef. Çünkü, akıllısıyla akılsızıyla takılmışız bir kere bu alış-verişe. Alıştığımız bu mekanlara verişimizin fazla büyük olduğunu fark edemiyoruz.

 

 

 

 

Boredom is… a vital problem for the moralist, since half the sins of mankind are caused by the fear of it.

Bertrand Russell

Reklamlar