“Bu sokağı çok seviyorum ben ya. Bir tarafa barlar dizili, karşısında satıcılar. Tam hayatın içinde hissediyorum buraya gelince.”

“Evet, çakma değil yani. Hayda! Bizim mekan hala kapalı. Ne biçim tadilatmış bu, bitmedi aylardır!”

“Nasıl bir şey çıkacak acaba ortaya? Ne yapalım o zaman? Şuraya oturuverelim mi?”

“Olur olur. Alt tarafı bir bira içip gideceğiz. Fazla vaktim yok zaten benim bugün. Pelin’le bir işimiz var.”

“Dur, unutma lafını. Usta, iki ellilik versene bize.”

“Ben küçük mü içseydim ki?”

“Niye be?”

“İşimiz var dedim ya. Kokmayayım millete. Öğlen vakti adam ne içmiş demesinler.”

“Kim diyecek ya? Ne işiymiş bu böyle? Evleniyor musunuz?”

“Yok be! Lens bakacağız.”

“Pelin’e mi?”

“Bana.”

“Sana mı? Senin gözün mü bozuktu?”

“Yok değil. Renk için.”

“Hoppala! Daha neler?”

“Ya Evren, lafı bölüyorum ama, şu karşıdaki standın satıcısı geldiğimizden beri bana bakıyor.”

“Baksın abi.”

“İnsan kıllanıyor oğlum.”

“Yok be ya. Boşver onu şimdi. Şu lensi anlat. Ne iş?”

“Ya Pelin’e biraz değişik görünmek istedim.”

“Niye? Gördüğünü beğenmemeye mi başladı?”

“Yok canım olur mu? Öyle bir şey dediği yok kızın ama ilişkiyi canlı tutmak için arada değişiklikler yapmak iyi olur. Top sakal bıraktığımda çok hoşuna gitmişti ama o da sıradanlaştı şimdi.”

“Senin de o yüzden bir yerlerini daha değiştirmen gerekiyor öyle mi? Gözüne de alışınca nereni değiştirmeyi düşünüyorsun? Saçını da kızıla boyat bari.”

“Ya herif oturduğu yerden dikti gözünü! Arkadaş bu nedir ya? Tövbe tövbe.”

“Adam sendeki değişim potansiyelini hissetmiştir belki.”

“Ne diyorsun ya? Kazma gibi davranıyorsun, farkında mısın?”

“Kusura bakma da sen de topoş gibi davranıyorsun. Kaç yıllık arkadaşımı tanıyamıyorum.”

“Abartıyorsun Evren. Lens takacak ilk erkek ben miyim? Neresi anormal bunun bu kadar?”

“Abi kendin algılayamıyor musun? Bu kadar mı aptal aşık oldun? Sapasağlam gözlerin var. Yakışıklı adamsın. Sevgi denen şeyin saçla-başla ilgisi olmadığını bilecek kadar da akıllısın. Yani öyleydin.”

“Öfff dalcam şimdi şu adama!”

“Yaş bunalımına filan mı girdin acaba?”

“Ne diyorsun ya? Bir yandan sen bir yandan şu herif! Şaka mı bu?”

“Akıllı ol diyorum Arif. Henüz vücudunun tüm organları mis gibi çalışıyorken kıymetini bil, saçma sapan şeylere takılma. Pelin seni beğenmezse Selin beğenir. Bu kadar dolu bir adamdan sırf gözü kahverengi diye sıkılacaksa kimden sıkılmayacak çok merak ettim. … Ben burada laf anlatıyorum adam satıcıya takık. Bırak şu adamı oğlum ya!”

“Abi sinir oldum ya!”

“E gel yer değişelim. Hah bak yan standtaki arkadaşı geldi. Onunla ilgilenir artık. Rahatla.”

“Bak herif hemen kalkıp onun da koluna yapıştı. Sapık mıdır nedir?”

“Yıllar sonra koluna girmemem gerektiğini de öğrendim. Sapık olunuyor demek öyle.”

“Yok be oğlum. Sinirden işte ya. Gerdiniz beni iki dakikada. Bir bira daha mı içsek? Küçük ama.”

“Arif, senin adama bak!”

“Bir yere gidiyorlar. … Ay Allaaaah! … Of ya, değnek mi o elindeki?”

“Değnek ya metrocan!”

“Adamcık körmüş yazık! Ay ben de sabah beri… öfff…”

“Tepede de yazıyormuş ‘Görme Engelliler Satış Standı’ diye.”

“Görmedim abi ne bileyim?”

“Sağlam gözlerinle göremiyorsun, cici lenslerinle ne yapacaksın bilmem.”

“Üfff… Tövbe yarabbim…”

“Tövbe mi dersin şükür mü bilmem ama bak bu da iyi bir fikir olabilir. Pelin lensinden de sıkılınca …”

“Evren, kapasan çeneni artık?”

“Baston da yakışır hani. Çekici olursun.”

“Hocam şu biraları tazelesene! Yetmişlik olsun.”

 

Reklamlar