Çok kazanmana rağmen kuruşu kuruşuna hesaplayarak harcadığın parana gösterdiğin özenin birazını da ömrünü harcarken göstermenin zamanı gelmedi mi?

Senin hayatını yaşamak beni çok yordu. Üzgünüm.

Bir haftadır kapının arkasında, Berfin’in bu evde dolaştığı son gün yapıştırdığı yerde duran notu aldı. Arkasını çevirip ‘2 yumurta’ yazarak mutfaktaki küçük panoya iğneledi. Yumurta olmadığına göre margarin de bir süre daha idare ederdi. Peynir de var. Bir çalışanının Edremit’ten getirdiği zeytin on-onbeş tane kalmıştı ama bugün canı zeytin istemiyordu zaten. Onu da öbürgün alırım diye düşündü.

Berfin’in sebepsiz gidişine canı çok sıkılmıştı ilk gün. Onu farklı bir yere koyup ikisi için iyi bir hayat yaratmaya çalışmış olmasına rağmen kendisine böyle çıkıp giderek ihanet etmiş kadını affedebileceğinden emin değildi.

Su! Su lazım ama dün çektiği yirmi lira bitmiş. Ne çabuk bitiyor para. Ne kadar çekersen o kadar bitiyor. Uçuveriyor adeta. Bunu fark ettiği günden beri azar azar çekiyor zaten.

Bozuk paraları içine attığı kavanozdan kurtararak masaya boşalttı. On ve yirmibeş kuruşluklar kalmıştı daha çok. Hah, bir ellilik! Haydi be! Altı lira elli kuruş. Damacana istemeye yetmez. Zaten sucu da suyu verince bahşiş ister gibi bakarak sinir ediyordu. Vermezse Berfin de kızıyor, emeğe saygı göstermemekle suçluyordu. Berfin’e kalsa sahip oldukları tüm parayı daha az kazananlarla paylaşacaklardı zaten. Zavallı garsonlara beş liracık veriverse dünya başına mı yıkılırdı? Biraz başkalarını da düşün diye söylenmeye başlardı. Dışarıda yemek yiyerek tomarla para başkalarına verilmiş oluyordu ama bu detayları pek görmezdi o. Berfin’i ve ikisinin geleceğini düşünmesi yetmezdi ona. Birçok kadının arayıp da bulamadığı şeyleri vaat ediyordu ona oysa, ama o anlaşılması güç, hırçın kadın her zaman nedensiz sinirlenip suratını asmayı başarıyordu. Şimdi altı lira elli kuruş çıktığını görse yine kızardı.

Bugün çeşmeden içeyim bari diye düşündü. Zaten her ay dünya kadar ödediği su parası yetmezmiş gibi dışarıdan su almak da Berfin’in icadıydı sonuçta. Çeşmeden kana kana suyunu içti. Tadı biraz acımsı olabilir ama pekala içiliyordu. Her zaman içtiğinden de çok içti.

Sahi neden gitmişti Berfin? Geçen cumartesi günü çalışanları kontrol etmek için erken kalkıp iş yerine gitmişti ve eve döndüğünde sadece bu notu ve girişteki sehpanın üzerine bırakılmış anahtarı bulabilmişti. Bir de Berfin’in eve sinmiş kokusunu.

Hiçbir zaman söylememişti gideceğini oysa. Daha bir gün önce haftasonu için planlar yapıyor, Assos’a gitmek istiyordu. Onu terk edecekse neden plan yapıyordu ki? Üstelik “İstanbul’da da deniz var, deniz görmek için neden o kadar benzin harcamak istiyorsun Berfin?” gibisinden son derece mantıklı bir soruya rağmen ısrar ediyordu. Bir gün içerisinde nasıl bu kadar değişebiliyor kadınlar? Her ay kazandığı paranın bilmem ne kadarını bu eve verdiği yetmiyormuş gibi bir de ‘farklı havaya uyanacak, yabancı gökyüzüne merhaba diyecekler’ diye oradaki otellere para bayılmanın anlamı neydi ki? Alemin adamı durduk yerde havadan para kazanıyor zaten, diğerleri de onun hükümdarlığını beslemek için, güçlükle kazandıkları paracıkları beyefendinin eline sayıyorlar. Oh ne ala memleket! Bazılarına babadan mal-mülk kalmıyor maalesef.

‘Yarın servisle gidersem hem orayı kontrol etmiş olurum hem de benzin almam gerekmez’ diye düşündü. Biraz erken kalkmalı servisi kaçırmamak için. Kapıya gelen kızların tanıtım amaçlı verdikleri kahvelerin poşetlerini yırtıp içindekileri kahve kavanozuna boşalttı.

Kardeşini araması gerektiği aklına gelip içeri yönelmişti ki kontörü olmadığını hatırladı. ‘Akşam olsun da evden ararım, bedava nasıl olsa’ diye içinden geçirerek mutfağa geri döndü. Su ısıtıcısını prizden çıkartıp yukarıdaki dolaplardan birine attı. Tost makinasını da. Çok elektrik yakıyor bu aletler ama Berfin’e anlatamıyordu bir türlü. Ne söylerse söylesin “zevkleri ertelememelisin” diye cevap veriyordu, “paranın sınırlı olduğunu biliyorsun da ömrün sınırsızmış gibi davranıyorsun”.

“Saçma” dedi duvarda asılı olan resme zoraki bir gülümsemeyle bakarak. Kalın bir çerçeveyle etrafı çevrilmiş olmasına rağmen gitmesi engellenememiş kadının resmine. “İşte gördük şimdi hangisinin daha önemli olduğunu Berfin Hanım. Haftasonu Assos halkını ihya edemedik diye gittin.” Kendi sesiyle biraz rahatlar gibi oldu. Tabii ya, Berfin şımarıkça müsrifti. Sürekli çeşitli bahaneler uydurarak para harcatmaya çalışır, başaramayınca küserdi. Sonu gelmez isteklerinin bahanesi hep hazırdı: İkimizin mutluluğu için. Sağlıklı bir ilişki için insanların sosyal hayatı olması gerektiğine inanır, kah dans kursu çıkarır, kah sürprizler hazırlar, yemekli buluşmalar organize ederdi.

Yoğurt var evde. Akşama bir yoğurtlu makarna! Al sana mutluluk! Gereksiz kurslara, şunlara bunlara para savurmadan da mutlu olunabilir diye düşündü. Bak, altıbuçuk lirayla da pekala güzel bir gün geçirilebiliyordu. Panodaki kağıdı çıkarıp ‘1 ekmek, 1 küçük su’ yazdı, bozuk paraların birazını cebine atıp evden çıktı.

 

 

Reklamlar