Etiketler

Datça’ya yolunuz düşer de yağmur-çamur demeden sokaklarda dolaşan hatta suların içine içine yürüyen, her koşula hazır giyindiği için astronot görünümünde olup mesafeli duran ama bir o kadar da muzipliğe hazır bakan bir genç kız görürseniz bilin ki o benim annemdir. Kocaman ruhuyla yerleştiği dünyamdan her çıkışında yarattığı boşlukları dolduramayışımın sebebi olan kadın: Kalemiti Jale. Yıllarımı sabah-akşam bıkmadan kendisini izleyerek geçirdiğim değerli insan.

Renkli kişiliği ve şen sesiyle ailemizin mutluluk kaynağı olan annem pür dikkat iş yaparken bile şarkı söylediği için evdeki sessizlik süresi uzarsa çok sıkılır, annemin başına ekşirdim. “Sıkıldıysan ne yapayım kızım? Göbek mi atayım?” diyen annem hiç üşenmeden işini gücünü bırakıp şakır şakır göbek atmaya başlayınca tüm sıkıntım camlardan uçup giderdi.

Bazen de birdenbire bir öykü anlatmaya başlardı gözlerimin içine içine: “Tavşan yolda giderken hayda… karşısına bir kamyon çıkmış. Bir de bakmış koca bir domates! Ondan sonra yoluna devam etmiş. Gitmiş gitmiş gitmiş, o da ne? ……”

Her satırını o saniye uydurduğu, asla gerçekleşemeyecek bir sürü saçmalıkla dolu, bulunduğumuz odada ne görüyorsak aniden olaylara dahil edilebilecek denli spontan gelişen bu masalların aralarına serpiştirilmiş “bir de ne görsün?” türü soruların cevabını büyük bir merakla bekler, cevap uzadıkça kendim bulmaya çalışır, saçmalıklarına kakır kakır güldüğüm bu masalları saatlerce bıkmadan dinleyebilirdim.

Masal ve oyun yaratıcılığının ötesinde kriz yönetimi becerileri ve doğal olarak geliştirdiği pedagojik hisleriyle tanıdığım en eşsiz öğretmendir annem. Okula başladığım ilk senenin daha başında öğretmenim bana iki kıta şiir vermiş ve törende ezbere okumamı söylemiş, yöntem olaraksa sadece “yaparsın sen” demişti. Hala olmayan ezberim sebebiyle küçücük bedenimin içinde ben karalar bağlamıştım. Hiçbir şekilde aklımda kalmayan satırları annem anında şarkıya dönüştürmüş ve aklıma kazımıştı. Kendisi bir leğen çamaşırla dövüşürken beni yanına oturtur, “Haydi kızım, başla, ünümüzü dünyayaaaa mertçe duyuran atam….” sözlerine yaptığı besteyi pür neşe dillendirirdi. 1978’de okuduğum bu şiirin sözleri hala aklımdadır.

Çok güzel şarkı söyleyen annemin tek yeteneği ve ilgi alanı bu değil tabii ki. Dillere olan merakı ve dil konusundaki yeteneği örneğin beni hep hayretler içerisinde bırakmıştır. Müthiş kulağıyla duyduğu tüm ağızları hatasız taklit etmesi ile çevresindekileri gülmekten perişan eder zaten ama beni ilgilendiren kısım daha çok bilmediği yabancı diller konusundaki başarısıdır. her şeyden önce doğal bir telafuz harikasıdır. Dahası, yabancılarla, çok iyi İngilizce bilen insanlardan daha sağlam iletişim kurabilir. Kolejde okuyup ağzımı açıp iki laf İngilizce konuşamadığım yıllarda, Amerikalı kadınlarla bir toplantıya katılıp döndüğünde muhabbetlerini anlatan annemi çok kıskanmıştım. Yıllar sonra, Kanadalı bir arkadaşımla iki dakika bıraktığım annemin Kanada’ya davet edildiğini duymam da az şaşırtıcı olmamıştı.

Tiyatro yeteneği zaten gün gibi aşikar olan annemin en sevdiğim repliği “Sizi bir yerden tanıyor gibiyim” lafına doğal bir şekilde verdiği “Televizyondandır” lafıdır. Ellili yaşlarının sonlarında çeşitli dizi ve filmde rol aldı nitekim. Ancak bu konuda asıl hamleyi, altmışlarında iken bir tiyatro grubuyla çalışıp Molière’in “Cimri” adlı oyununda rol aldığında yaptı bence. Yoksa zaten aklına esince aniden ortadan kaybolup bazen ‘Sürahi Nine’ bazen ‘Tavşan Kız’ gibi giyinip yanımıza gelmesi ve tüm benliğiyle rolünü oynaması ailemizin alışık olduğu sürprizlerdendir. Üşenmez. Harekete geçer. Hakkını verir. Kendi de keyif alır. “Yeter bu kadar” der ve Soydan Albayın karısı olur tekrar.

Gezmeyi, yaşamayı ve zevk almayı bu kadar çok seven annem aynı zamanda ekonomistimizdir. Akşamki pilav ertesi gün yepyeni bir çorba olarak soframıza gelir. Zamanı dolmuş her şeye başka bir şekil verilir. Çoraplar paspas olur, eski elbiseler battaniye. Tüm kıyafetlerimizi kendisi diktiği gibi dışarıya da çalışır. Üretime asla son vermez. Gerektiğinde babasıyla gerektiğinde kocasıyla mücadele edip çalışarak bütçeyi desteklemiştir.

Ruh sağlığı hastanelerinin rehabilitasyon merkezlerinde el sanatları öğretmenliği yapmış olan annem aynı zamanda psikologumuz olmuştur her zaman. Her türlü hastalığımıza ilk yaklaşımı “psikolojiktir” olan bu kadın beyin gücüyle bedenimize ve yaşamımıza hükmetmeyi öğretmiştir.

Kendisinin, plasebo etkisini keşfeden kişi olduğuna inandığım bu doğal yetenek, hapşurmaya başlayınca sekize tamamlamadan duramayacağına inanan ve kendi şiddetiyle sarsılan babama zararsız bir ilaç uydurarak hepimizin bir derdini ortadan kaldırmıştır örneğin.

Kendisi ise, sıkıntıdan patladığı toplantılarda bile etrafına kendine özgü bir ısı ve koku yayar, komşuların gökyüzüne yükselen kahkahalarını izleyerek ona ulaşırdınız.

Çok büyük sıkıntılar yaşamasına rağmen güne göbek atarak başlamayı ihmal etmeyecek kadar hayatı her şeyiyle kucaklayıp bağrına basmış olan annemin hayatında ilk defa fatura ödemek zorunda kaldığı gün girdiği kuyrukta ağlayışını unutamayacağım elbet. Ancak genç yaşlarında izin verilmeyen özgürlüğüne ileri yaşta böylesine ani ve sevimsiz bir şekilde ulaşması da onu yıldırmamış, aksine, şartları lehine çevirerek kendisini daha güçlü kılmayı başarmıştır.

Tek başına verdiği yüce bir mücadeleyle gerek bir şeyler satarak gerek kredi çekerek beni çok iyi bir okulda okutmuş, toplumun ahlaki baskısına rağmen kardeşimin konservatuar mezunu iyi bir sanatçı olmasını sağlamıştır. Bunları başarırken ağaç tepelerinde meyve toplayan, su birikintilerinde yürüyen, tabağa plastik böcek koyarak garsonun ödünü koparan çocuğun elini hiç bırakmamıştır.

Ve en nihayetinde, bundan birkaç yıl önce, hiçbirimizin cesaret edemediği bir girişimde bulunarak Datça’ya yerleşip bize önayak olmak isteyen annem oyun oynayabilen insanların yaşlanmadığının kanıtı gibidir. Tüm umutsuzluğumda beni yüreklendiren, gelecekten beklentileri benden kat kat yüksek bir yürektir.

Yıllar önce ilk defa birisi bana “Annene benzemeye başladın iyice” dediğinde nasıl gururlanmıştım anlatamam. Hayattaki tatminsizliğimin başlıca nedeni olan kadına benzersem sorun çözülür diye sevinmiş, hayalini kurmaya başlamıştım ardından gelen sözcükleri artık dinlemeden.

Gerek erkeksi hırslarla gerek hayatın aniden karşısına çıkardığı acılarla istediklerini istediği gibi istemesine izin verilmemiş milyonlarca kadından sadece birisidir Jalecim. Ama boyun eğmeyendir. Korkmadan karşı koyandır. Yılmayandır. Pes etmeyendir. Toplum baskısıyla büyüyüp toplumu takmayandır. O kadar yüzme profesyoneli dururken yarışmaya katılıp kazanandır. Asla üşenmeyen, gerekirse kendini zorlayandır. Tıp okumamış nöroloji profesörüdür. Her gün kendine yeni hedefler koyandır. Kardeşimin ilk notaları, benim kendime öyküler anlatma sebebimdir. Kurs kurs dolaşışımdır. Bin yaşamım olsa binini de kendisiyle geçirmek istediğim, ‘ben’ olma mücadelemde özlediğimdir. Hayatımdan her çıkışında yarattığı boşlukları dolduramayışımdır.

Datça’ya yolunuz düşer de yağmur-çamur demeden sokaklarda dolaşan hatta suların içine içine yürüyen, her koşula hazır giyindiği için astronot görünümünde olup mesafeli duran ama bir o kadar da muzipliğe hazır bakan bir genç kız görürseniz yanaşın yanına bence. Kimbilir, şanslıysanız belki size de biraz ‘hayat’ bulaştırabilir.

Reklamlar