Etiketler

, , , , ,

Birbirlerini takip etmelerini yadırgamadığımız zıt akımlar misali, yıllardır ülkemizde her türlü insandan duymaya alıştığımız “eğitim şart” geyiğini, kimse okumasın diye uğraşılan bir kampanya izliyor sanki. Bunun beraberinde getirdiği felaketlerden gözle görüleni birlikte büyüdüğümüz kitap evlerinin kapanmasıyken gözle görünmeyeni ise üçer üçer çoğalmaya hazır kıllardan oluşan cahil bir millet olma yolunda hızla ilerleyişimizdir.

Üniversite yıllarımın en tatlı düşü bir kitabevinde çalışmaktı. Kitap okuyalım diye gösterdiği onca hoşgörüye bir de taksit imkanı sunmaya başlamasını eklemesine rağmen kolay kolay kitap alamasak da her fırsatta kendimizi attığımız Dost Kitabevinde çalışan abilerin bütün gün kitap okuması şüphesiz ki en paha biçilmez yaşam şekliydi. Bacaklarının arasında dolaşan kediyi okşarken bile gözlerini kitaptan ayırmasalar da müşterilerinin ne yaptığından haberdar olduklarını fark ettiğim için ben de bu rol modellere layık olmaya çalışır, kaliteli kitaplarla ilgilendiğimi gösterene kadar belli rafların önünde dikilmekten gururlanırdım.

Okuyan herkese açık olan kitap kulübümüzde yeni tanıştığım genç bir arkadaşın geçen yaz böyle bir fırsat yakaladığını duyduğumda çok heyecanlanarak bu ulaşılmaz sevdamdan bahsettiğimde “Kitap okumamız yasaktı” cevabını alınca, ne yalan söyleyeyim, uyduruyor sandım. Çünkü bu durum, öğretmen olmama rağmen benim öğrenmeme yasak koyulmasına benziyor. Ancak çalıştığı yerin son yıllarda piyasayı fazlasıyla tekeline almış büyük bir ‘kitapçı’ olduğunu anlayınca inandım. Hatta arkasından, sözkonusu kitapçıda çalışan gençlerden ne zaman yardım istesem “Yazarı kim?”, “Nasıl yazılıyor?”, “Türü ne?” gibi sorularla karşılaştığımı ve hiç yardımcı olamadıklarını, aksine, son derece tanınan yazarları bile onların bilgisayara yazabilmesi için garip garip söylemeye çalışırken duyduğum sesimden rahatsız olduğumu hatırladım. Bizi büyüten kitabevlerinin çalışanları bize örnek olmakla kalmaz bir nevi eğitim bile verirlerdi oysa.

Şu an okumakta olduğum Pascal Mercier’in “Lizbon’a Gece Treni” adlı yapıtı iç içe geçmiş kahve ve tuvalet kokularının değil sadece kitap kokusunun solunduğu, sohbet edilecek kafeler sunmak bir yana sessiz olmanız için uyarıldığınız eski kitap evlerini hatırlattı. Kitabın ana karakteri Gregorius’un birisi Bern’de diğeri Lizbon’da iki farklı kitabevi çalışanıyla yaptığı muhabbet öyle derin ve kaliteli ki kendi yaşantımda hissettiğim boşluk, özlemlerimi besledi. Sadece yazarları tanımakla kalmayıp sorduğun kitapları okumuş, fikir sahibi olabilmiş, dil bilip çeviri bile yapabilen, öneride bulunan, iki lafın belini kırabileceğin, gerçek kitap sevdalısı, adanmış, kitabevi vatandaşları.

Tabii bu elemanları barındırabilmesinin sebebi biraz da eski kitabevleri olmalarından kaynaklanıyor. Porto’daki Livraria Lello gibi yüz yıllık olmasa da alıştığımız kitap mekanlarının yerinde durmasını istiyor insan. Yüzlerce yıllık tarihimizle övünürüz de en eski kitabevimiz kaç yıllıktır acaba?

En azından hala Dost ve İmge kitabevlerine sahip olduğumuz için çok şanslı olduğumuzu hissediyorum. Hatta geçmişteki tek dostumuz olan Konur Dost’ta hala çalışmakta olan birkaç kişinin hala orada olması işlerin daha tam olarak berbat bir hal almadığının garantisi gibi. Onlar orada oldukları sürece kimse bize dokunamayacakmış kadar hayatın kendisiler.

Tunalı’da bir süreliğine yaşamını sürdürebilmiş, ayakta kalmak için her şeyi yapmış ancak sonunda bu yeni ‘kitapçı’ piyasasına daha fazla direnemeyerek yerini süpermarkete bırakmış kitabevi kapandığında çok üzülmüştüm. İstanbul’da yaşamadığım için hiç bilmesem de Robinson Crusoe Kitabevinin bugünlerde içinde bulunduğu duruma da çok üzülüyorum ve uzaktan ne yapılabilirse elimden geldiğince desteklemeye çalışıyorum. Tüm arıların öldüğü günün sonumuzu getireceğine inanıldığı kadar derinden inanıyorum kitabevlerinin kapanmasının sonun başlangıcı olduğuna.

Öte yandan, kitap okuma oranının bu kadar yerlerde olduğu ülkemizde devletin okumayı artırıcı tedbirler alıp yüreklendirici bir tavır sergilemesini ümit ederken, özellikle kız çocuklarının okumasının tehlikelerinin net bir şekilde açıklanması pek de iyiye gitmediğimizi gösteriyor aslında. Karşı yönde yapılan bu kampanya korsan kitaplardan da elektronik kitap okuyucularından da daha tehlikeli bir gelecek vaat ediyor nitekim.

Oysa “kadınlarını okutmayan uluslar yıkılmaya mahkumdur”. Kimsenin okumadığı bir toplum ise tam bir felaket habercisidir. Ovidius’un deyimiyle “Yetişen zekaları kitaplarla beslemeyen uluslar yıkılmaya mahkumdur”. “Kitapsız yaşamak, kör, sağır ve dilsiz yaşamaktır” der Seneca. Balzac ise “Kurnaz insanlar okumayı küçümserler, basit insanlar ona hayran olurlar, akıllı insanlarsa onu kullanırlar” sözleriyle durum değerlendirmesi yapar gibidir.

Net olarak görülebilen birşey varsa o da çocuklarını okuma bilinci içerisinde yetiştirmiş tüm toplumların okumanın önemini anlattığı sözlerinin olduğudur. “Kitap ruhun ilacıdır” der bir Japon atasözü. Çinliler ise kitapların insanların yolunu aydınlattığını söyler ve kitapsız büyüyen çocuğu susuz büyüyen ağaca benzetirler. Okumadan geçen üç günden sonra konuşmanın tadını kaybedeceğini iddia ederler. “Tanrım bana kitap dolu bir evle çiçek dolu bir bahçe ver” demiştir Konfüçyüs. Bir Latin atasözü ise “tek kitaplı insandan kork” der.

Yazarlar ve filozoflar kadar devlet başkanları da önemsemişlerdir okumayı. “Kitaplar uygarlığın önderliğini yapan ışıklardır” diyecek kadar iddialıdır Roosevelt. Churchill ise “Bir ulusun en değerli hazinesi onu yükselten yayınıdır” demiştir. Umarım bizim de okumanın yüreklendirilmesini devlet politikası yapacağımız günler yakındır. Çünkü Eğitim Şart!

 

* “Kitaplık kurmak tapınak yapmak kadar kutsaldır” Victor Hugo

* “Kitaplıklar aklın tedavi yerleridir” Scilus

* “İyi bir kitap insana can veren kandır” John Milton

* “Elimde olsaydı her karış toprağa buğday eker gibi kitap ekerdim” Horace

* “Okumadan geçen bir gün yitirilmiş bir gündür” J.Paul Sartre

* “Yabani uluslar dışında her ülke kitaplar tarafından yönetilir” Voltaire

* “Okuyanlar iki misli daha iyi görür” Maender

* “Bir damla mürekkep bir milyon kişiyi düşündürebilir” Lord Byron

* “Kitap aklın ilacıdır” Ovidius

* “Okumak bir toplumun günlük alışkanlıkları arasında olunca o toplum mutlu olur. Kitap okuyanlardan zarar gelmez” Socrates

* “Suçların anası yoksulluksa, babası da kafa yoksulluğudur” La Bruyere

* “Öğrencilerine okuma arzusunu aşılamayan bir öğretmen soğuk demiri döven demirci gibidir” Horace Mann

* “Dünyayı yöneten, kalem, mürekkep ve kağıttır” James Hawel

Reklamlar