Gezintiye çıkmış adam edasındaki adımlarını istemsizce hızlandırdığını görüyor. Yürümeye devam ederek arkasına bakıyor. Belli ki, gece sessizliğinde sadece kendi adımlarının duyulduğu bu ıssız sokakta takip edildiğini düşünüyor. Ceketinin iç cebindeki bir tomar paraya astarın üzerinden dokunarak adımlarını hızlandıran adamı korkuyla izlemeye devam ediyor. Aslında kendisini izlediğini fark ediyor. Bu semtte oturduğu için bunca insanın kızmasına rağmen romantik ruhuna yenik burada oturmaya devam etmesine kızıyor. Soluklarının hızlandığını duyuyor. Arkasına daha sık bakmaya başladığını, neredeyse koşar adım gittiğini görüyor. İlerideki sokakta saklanan sakallı bir adam olduğunu fark edince kendisini uyarmak için bağırmaya başlıyor. Çırpınıyor, bağırıyor, haykırıyor ama hiç sesi çıkmıyor. Arkasına bakarak koşturan ‘kendi’ni bekleyen adam birden karşısına çıkıp sustalıyı karnına saplayınca tarifsiz bir böğürmeyle uyanıyor.

 

Biraz dinlenmek için uzandığı kanepede uyuyup kalınca boynu köşeye sıkışmış adam kendini zor kurtararak sıkıntıyla ayağa fırladı. Işıl ışıl salonunda olduğunu fark edip rahatladı. Portmantoda asılı ceketinin iç cebini kontrol etti:

“Şükür”

Rüyasındaki bıçaklı adam gözünün önüne gelince ürperdi. Bankada gördüğü sakallıydı o. Akşamüstü de oturduğu mahallede karşılaşınca içine kurt düşmüş, doğrudan parayı teslim etmeye gitmek yerine farklı yollardan  dolaşarak evine kapanmıştı. Öykü yazmayı bunca seven kişilerin arada kurguda yaşaması doğaldır herhalde diye geçirdi içinden. Bu arada, bu rüya da süper öykü olurdu. Ceketinin cebinden hemen bir kağıtla kalem çıkarıp not aldı:

‘Uzaktan kendini izliyorsun. Başına geleceği biliyor ve uyarmak istiyorsun ama uyaramıyorsun.’

Harika bir öykü yakalamanın tebessümü ile ceketini giydi, evden çıktı, bir sigara yaktı. Üç-dört saat içinde hava ne güzel serinlemişti. Gördüğü rüya yüzünden de ter içinde kaldığından şimdi alnında ve boynunda hissettiği esinti çok iyi gelmişti. Rüyasını hatırlayınca keyfi kaçtı yine. Ürpertiyle sigarasını karşı duvara fırlattı. Gezintiye çıkmış adam edasındaki adımlarını istemsizce hızlandırdı. Kalbinin üstündeki astarı bir daha yokladı. Hiç de azımsanacak değerde değildi cebindeki kağıt parçaları. Bugün bankadan çektiği bu krediyi iyice yaşlı bir adam olana kadar ödeyecekti ama şu an oturduğu minicik dairenin de sahibi olacaktı. Pek kimsenin beğenmediği bir semtte olsa da bu kurgu yuvasını seviyordu. Hem gücü daha iyisine de yetmezdi. Yürümeye devam ederek arkasına baktı. Gideceği ev alt tarafı üç durak ötede diye her zamanki gibi yürümeyi tercih etmişti ama taksiye mi binseydi ki? Bu bunak ev sahibi de dünyanın en geçimsiz, en garip adamıydı. Bu devirde bu kadar parayı elden teslim etmeni isteyen kaç kişi vardı Allah aşkına?

“Mübarek, kirli işler içinde olduğundan bankalardan korkuyor!”

Ne bitmez üç durakmış bu! Gecenin sessizliğinde sadece kendi adımları duyuluyordu. Dar sokaklara özensizce sıralanmış beton binacıklara çarparak iyice yankılanan ayak seslerinin ürpertisiyle daha da hızlandı. Bir yandan sürekli arkasına bakarak neredeyse koşar adım ilerliyor, diğer yandan da gözünde iyiden iyiye canlanmış olan rüyasının beynini tamamen ele geçirmesini engellemeye çalışıyordu. İçinden bir ses ilerideki sokağa varmadan dönmesi için avaz avaz bağrınırken bacakları kontrolsüzce ileri koşuyordu.

Ses duyduğundan emin bir kez daha arkasına baktığı sırada karnında sıcak bir acı hissetti. Tarifsiz bir böğürmeyle yere uzandığında sakallı ceplerini deşmeye başlamıştı bile. Buz gibi parlayan sustalının gücüyle darmadağın ettiği ceketten istediği kağıtları alıp istemediklerini fırlattı ve karanlıkta kayboldu. Havada uçuşan kağıtlardan biri yerde yatan adamın eline kondu. Ak kağıdın üstü kara yazıyla doldurulmuştu:

‘Uzaktan kendini izliyorsun. Başına geleceği biliyor ve uyarmak istiyorsun ama uyaramıyorsun.’

 

 

Reklamlar