Etiketler

Portekiz 12

– Bugün hava 22°C. Sabah çok yağdı, şimdi iyi.

OzNave

– Adında João olan iki cadde varmış. Benim gibi yanılmayın (belki daha fazladır).

– Televizyonda garip bir yarışma var: Yarışmacı şarkı söylemeye devam etmek zorunda her ne olursa. Söylerken kızın kafasına koca böcekleri filan atıyorlar. Kafası onlarla aynı fanusun içindeyken şarkı söylüyor.

– Füniküler €2 (Porto Card’ımın süresi bitmeseydi bedava olacaktı) ve keyif için binecekseniz inip çıktığı mesafe çok az. Ama yukarı mahalleye çıkan yokuş çok dik ya da daha uzun yollardan olduğu için amaç ulaşımsa çok faydalı. Tabii o mahallenin amca ve teyzelerinin günde €2 verecek hali yok, gübür gübür yokuş tırmanıyorlardı. Ama ne sağlıklı görünüyorlardı. Aşağıdan binip yukarı çıkın, üst kattaki köprüden karşıya (Gaia’ya) geçin, oradan teleferikle aşağı inin, mahzenlere gidip şarap tadın. Çok zevkli. Teleferik: €5 tek yön, €8 gidiş-dönüş. Sonra dönüşü köprünün alt katından yapabilirsiniz.

Algida’nın Portekizce ismi Ola.

– Wine tasting burada ciddi bir kültür, yaşam tarzı adeta. Her gün bunu yapıp keyif alabilecekmiş gibi görünüyorlar. Mahzenler, kafeler, şarap evleri hep bu işle meşgul. İnsanların masasının üstü kadehlerle doluyor. Başta biraz keyifli ama biz rakı kültüründen gelen insanlar için uzman ile aşırı iletişim biraz bunaltıcı oluyor sonraları. İçeceğimizi içerken sadece masadakilerle iletişmeyi severiz biz. En fazla yan masaya sarkarız. Zaten hepimiz de uzmanızdır. Çoğumuz hala Yeni Rakıyı sevsek de yeni çıkan rakılar konusunda da hepimizin kafasında çoktan bir fikir oluşmuştur. Orada burada deney yapmayı gerektirmez. Oysa burada, önce hangi türü sevdiğini anlamak için üç-altı kadeh arası tadıyorsun (white, rosé, ruby, tawny), sonra beğendiğin türü farklı markalarda tadıyorsun, sonra da 170 kadar çeşit arasından ‘ahanda budur benimki’ diyorsun. Ölme eşeğim ölme.

Vinologia adı mağaza-kafede (‘şarap evi’ diye geçiyor) içtiklerimin hepsini beğenmiştim ama Gaia’daki mahzenlerden birisi olan Quevedo Port Wine’dakilerin hiçbirini beğenmedim. Beyaz olanı aşırı tatlıydı. Ruby sıradan bir şarap gibi, tawny de alelade ucuz portolara benziyordu. İlk girdiğimde duvarlardaki bilgilendirme yazılarını okurken şarkı söyleyen kadınla aniden burun buruna geldim. Hayatımda hiçbir kadın yarım metre ötemde durup gözümün içine bakarak şarkı söylememişti. Üstelik mikrofonla ve üstelik fado, ve bir de üstelik mahzenin üst katında masalara oturmuş gruplar dolusu insan onu dinlerken ama ben ayakta durmuş duvarları okurken.

Kafelerde şarap tadanlar yanında peynir ve kızarmış minik ekmek dilimlerinden oluşan bir tabak ediniyorlar (tostas). Bu mahzende öğrendim ki tawny’ye yakışırmış bu tabak. Ya da fıstık. Ruby ile çikolata veya sosis (chourico) yiyecekmişsin. Rosé ile zeytin veya tremoços (şu şişik mısır taneleri- İngilizcesi ‘lupens’ olan). White için ham ve tostas veya jam ve tostas yazmışlar ama beyaz öyle tatlıydı ki reçelle nasıl içeceğimizi merak ettim.

Teleferiğe bindiğiniz zaman verilen biletlerle bu şarap tadımı işini parasız yapabiliyorsunuz. Dolayısıyla, altı köprüyü göstererek elli dakikalık bir nehir turu yaptıran cruise ile ilgilenmiyorsanız ve zaten teleferiğe binecekseniz kırmızı otobüslerin €13’luk standart tur ücretini ödemeniz yeterli olur. €20’luk paketi seçtiğinizde kırmızı otobüslerin yanı sıra, bir cruise ve bir şarap tadımı imkanı sunuyor ama dediğim gibi, şarap tadım işini zaten teleferiğe binince de yapabiliyorsunuz.

Otobüs üç seçenek sunuyor: Cockburn’s (saat beşe kadar ve bazı günler sadece), Wiese & Krohn (saat yediye kadar inanın buna da yetişemiyorsunuz), Quevedo (saat sekize kadar ve fado da var). Zaten bu sonuncusu teleferiğin de anlaşmalı olduğu mahzen ve ancak onu yakalayabiliyor insan. Ama işte dediğim gibi burada tattıklarımı pek beğenmedim. Belki de kasıp Cockburn’s filan yapmalı. Bu Quevedo’nun duvarında yazdığına göre kuponsuz gidince de tasting €2 imiş tanesi. Tüm mahzenlerde böyleyse bir kafede denemek daha güzel olabilir çünkü burada, denediğiniz için az koyuyorlar zaten ve sonuç olarak kapalı bir mahzendesiniz (caves-cellars diye geçiyor).

– Şunu deneyimleme şansım olmadı tabii:

– Dolmalık biberler çok iri, sert ve koyu yeşil. Sebzeler genelde bizdekilere benziyor.

– Hediyelik eşya dükkanlarının sahibi hep Hintli.

– Kalamarı bizden farklı bir şekilde kızartıyorlar ve yanında sos getirmiyorlar, patates kızartması ile servis ediyorlar.

– Sanırım Porto’da başkanlık seçimleri var yakında. Her yerde birbirinin neredeyse aynısı reklamlar var (adamlar farklı).

– Araba küçük olunca…

SmartCar

Portekiz 14

Reklamlar