Etiketler

Portekiz 11

Sabah bardaktan boşalırcasına yağmur yağdı, öğlen kesildi ama öyle cayır cayır güneş de açmadı. Bugün kapalı kıyafet günü.

Bu kentlerin yaşayanlarını sürprizlerle kucaklaması aşkı canlı tutuyor. Otelden merkeze giden yoldan birazcık sapınca günüm güzelleşti.

Normalde otelin biraz aşağısındaki meydandan Rua Fernandes Tomás’a vurup dümdüz gitmek yetiyor. Küçük dükkanlar, çok sevimli bir kızın her lafınıza gülerek yardımcı olduğu minicik bir café (o acı kahvelerini içerken yüzünüzün aldığı halleri de kıkır kıkır izliyor), Ayrancı antika pazarı gibi geniş ama kapalı mekan bir antikacı, ucuz ve kaliteli bir bakkal/manav, kazıkçı ve asık surat bir çin malıcı, kalabalık alışveriş caddesi (Catarina), kızarmış balık kokuları gelen bir sebze hali, kaliteli birkaç butik/ayakkabıcı geçiyor ve merkeze geliyorsunuz.

Bu sefer güzergah Tomás’tan R. D. João IV’e dönmek şeklinde plansızca saptırılınca az ötede pink market’la sarmaş dolaş olduk. Müziğin kokusunun beni çektiğine inanıyorum zaten ben. Açık havada reggae çalıyordu. Daha ne isteyeyim? Ama istemesem de dahası vardı. João caddesi ile Av de Rodrigues de Freitas’ın kesiştiği köşeye yerleşmiş olan ve küçücüklüğüne rağmen içinde koca ağaçlar barındıran sevimli bir parkta müzik çalınıyor ve kurulan basit standlarda insanlar çeşitli ürünler satmaya çalışıyordu. İkinci el ayakkabı, kullanılmış CD gibi şeylerin yanı sıra yiyecek içecek de vardı ve ıspanaklı gibi bir şeyli bir atıştırmalığın (€0,50) tadı damağımda kaldı. Üzerinde sebze (legumes) yazan her şeyi korkmadan alabilirsiniz bence. Sebzeyi çok iyi kullanıyorlar. Ve mesela havuçları çok lezzetli. Bir de, Türkiye’de de olduğu gibi, el yapımı ürünler tabii ki daha lezzetli pastanelere nazaran.

Dans ede ede gezdiğim pink market’ı terk etmek zor oldu ama bugün cumartesi olduğu için benzeri marketçikler orada burada bilumum ücra köşede karşınıza çıkıyor zaten. Akşamüstü gördüğüm bir tanesinde (ki bu da bir avluya kurulmuştu) de şu ilginç geldi: yayılmak için atılan minderlere hakikaten yayılmış bazı gençlerin yanı sıra hemen yan tarafındaki basamaklara yerleşmiş, yanlarında getirdikleri şarapla zeytinlere takılan gençlerin de olması. Zaten şu güzelim peynirlerle zeytinler layığını bulamıyor ya. Bu arada fotoğraf merkezinin önünde de (sokakta) boks maçı vardı 🙂

Neyse. İstemeden de olsa parktan ayrılıp Freitas’ı takip ederseniz az ileride muhteşem tiyatro binası var: Teatro Nacional S. João ve burası Batalha meydanı. Buradan da nehir tarafına doğru (Augusta Rosa) yürürseniz Fernando duvarı (surlar) ve Santa Clara kilisesi karşınıza çıkıyor. Buralarda öyle çok kilise ve benzeri güzel yapı var ki ne yapacağınız, hangisini seçeceğiniz size kalmış ve sanırım tüm kiliselerin giriş ücreti var. Ancak asıl katedralin (Catedral do Porto – Claustros / Casa do Cabido) ve içindeki müzenin (Museu Arte Sacra da Sé) gezilmesi gerekir diye düşünüyorum. Yine ibadet kısmı ücretsiz, müzesi €3. İki Türk de burada gördüm. Kalabalıkta bilet almadan geçmeyi denerlerken bilet kesen adam arkalarından seslenince “olmadı” diyerek dışarı çıktılar.

Müzesinde önemli törenlerde kullanılan kıyafetler, taçlar, kocaman kutsal kitaplar, vs var. Bir eksiği, açıklamaların İngilizce yazılmamış olması ama üç aşağı beş yukarı anlaşılıyor. Masif masanın yer aldığı odanın tavanında resmedilmiş kadın figürleri ve avlusunun duvarlarını süsleyen çini öykünün gözleri sonradan kazınmış kahramanları üzerinde düşünülmeye değer.

Katedralin hemen karşısında Pelourinho ve ortaçağdan kalma bir kule var (gezilecek bir şey değil). Bu kulenin solundaki merdivenlerden aşağı kıvrılmak çok zevkliydi: Arabalarını tamir ederken müzik dinleyen gençlere balkondan seslenen tanıdıklar, rüzgardan ve ağırlıktan devrilen çamaşır direğini sabitlemeye çalışan teyze, aşağıda görülen nehirde yarışan yelkenliler, birbirini mıncıklayan aşıklar (bunlardan çok var) derken yine bir kilise, ama “bu da çok farklı olmasa gerek, yeter Hristiyan dünyasına kazandırdıklarım” içgüdüsü devreye giriyor bir süre sonra. Infante D. Henrique meydanında bir tane daha güzel bir kilise var örneğin ama artık ona ne giresim vardı ne de para veresim. €7 vererek girebileceğiniz Francisco kilisesinin (üç parçadan oluşuyor) merdivenlerinde dört genç kızdan oluşan güzel bir Türk grup gördüm. Gördükleri güzellikler karşısında resmen gözleri parlıyordu. Sevindim.

Bu kilisenin bitişiğindeki bina (aynı binanın diğer tarafı gibi görünüyor) Palácio da Bolsa (stock exchange palace) ve Porto tarihinde yeri önemli. €7 vererek rehber eşliğinde gezdirdikleri gruba katılabiliyorsunuz. Ancak her turda her dilde rehberlik sunulmuyor. Örneğin saat 15:00’deki tur Portekizce ve Fransızca yapılacaktı. İngilizce ise saat 15:30’da idi. Katılmak istesem de vakit sınırlı! Daha çok iş var! Karnım da aç… olsun, gezmek lazım.

Infante heykelinin arkasında, stock exchange binasının karşısındaki kırmızılı bina Mercado Ferreira Borges, metalden yapıldığı için önemli ve geçmişin ‘market’larına alternatif olarak yaratılmış bir bina. Öyle de kullanılıyor dendi ama içinde restorandan başka bir şey görmedim ben, bir de konser tarihleri. Örneğin bugün saat 22:00’de Dj Paula Basto ile tango varmış (€5) girişte ve birinci salonda da saat 00:00’da konserler başlıyormuş (€15). Salon ikide gece ikide psychedelic sounds (€3 ve içkiyle ilgili bir offer yazıyor ama anlamadım). Gitmeden etkinlik takvimi incelenebilir:

www.facebook.com/HardClubPorto

Bugün cumartesi olduğu için kentin çeşitli yerlerinde konserler ve etkinlikler var. Bu pembemsi kırmızımsı metal binanın önünden geçen ve Antalya’da turdan dönen gezi teknelerini andıran otobüsün üst katında deliren gençler de etkinlik flierları atıyorlardı etrafa. Casa da Música’da da güzel bir konser var bu gece. Yani hareket seven gençlere seçenek çok. Tabii bunları öğrenmenin en güzel mekanları hosteller aslında. Benim için bir hostelde kalmak zor artık biraz ama bugün güzel bir hostel ilanı gördüm:

Tattva Design Hostel – Rua do Cativo 26-28

www.tattvadesignhostel.com

(tattva, Sanskritçe element demekmiş, toprak, hava, su, tahta gibi yani 🙂 )

Resimlerden güzel görünüyor ve yeri de S.Bento istasyonuna çok yakın. Şu herkesin kullansa da kullanmasa da görmesi gereken muhteşem güzellikte duvarları olan tren istasyonuna (tuvaleti ve lockerları da olan). Dolayısıyla merkeze de çok yakın.

Konudan daha fazla sapamazdım herhalde. Kiliselerden bunalmış olarak başka konu üzerine yoğunlaşmış bir müze göresim vardı:

Museu Transportes e Comunicações (Transports and Communications Museum), ki kendisi Alfándega Nova yani eski gümrük binasını mesken tutmuş bir müze olması sebebiyle de görülmek zorundadır bence. Eski işlevi sebebiyle Douro nehri kıyısındaki bu haşmetli binanın bir kısmında da dinozorlar var bu günlerde ama boşverin dinozorlara €7 vermeyi bence ve binanın asıl sakinlerinin sesine kulak verin: Birbirinden etkileyici üç sergiye:

  1. Başkanların arabaları
  2. Eski arabalar
  3. İletişim

Bunların tek tek fiyatlarını hatırlamıyorum ama üçünü de görmek isterseniz €7,5.

Başkanların arabalarında tahmin edeceğiniz üzere bugüne kadar gelmiş geçmiş Portekiz başkanlarının kullandıkları arabalardan bazılarını görebiliyorsunuz. Özellikle bir Rolls-Royce vardı ki bayıldım. Ama bazıları da özel kişilere satıldığı için bu müzeye koyamamış olmalarına üzülüyor görevli. Her şey Portekizce yazılmış ama girerken İngilizcesinin yazılı olduğu bir dosya veriyorlar size. Fotoğraf çekmek yasak. Salonun her yerinde gördüğünüz rayları merak ediyorsunuz. Resimlerin birinde de bu arabaların bu salona çıkarılışını görebiliyorsunuz.

Eski arabaların olduğu diğer sergide çok güzel kızlar var. Hiç görmediğim bir Alman arabası Messerschmitt diye bir şey bile var. Hangi birini anlatayım? Bayıldım. Bence en güzel yanı, sergilenen arabanın yaşadığı yılları biraz daha iyi hissedebilmemiz için yanına o yılların kıyafetlerini giymiş bir kadın ve adam manken koymaları ve Portekizce olsa da arkasındaki duvara da o yıllarda Porto’da neler yapıldığını gösteren yazılar ve resimler koymaları. Dört boyutlu algılamanızı ve içselleştirmenizi sağlıyor. O yıllardan park levhaları, iş arabaları, bavullar, vs. Bir süreliğine geçmişte yaşıyorsunuz resmen. Sonra günümüze gelip en dış katmanı kesilmiş bir Volvoya bakarak nasıl yapıldığını inceleme fırsatı buluyorsunuz. Resim çekilebiliyor.

Beş bölümden oluşan iletişim sergisinin ise en güzel yanı ilk bölümde izlediğiniz kısa belgesel film. Resmen, turist olarak sokaklarında dolaştığınız bir kentin dokusunu, halkının yaşadıklarını daha iyi anlamanıza yardımcı oluyor. Bir de bütün binaya neden raylar döşendiğini anlamanıza. Binanın gerçek sahipleriyle yani eski çalışanlarıyla yapılan bu röportajı izlemek bile diğer ikisine göre biraz daha vasat kalan bu sergiye de girmeniz için yeterli bir sebep. Bir de son bölümde Türkçe yazı görmek.

Tabii son derece doyurucu birkaç saat geçirdiğim bu müze neye sebep oldu? Bizde böyle bir şeyler olmadığı için çıldırmama. Bir Türk olarak ben bile bir sürü insanla sohbet edip farklı farklı eserler okumadan kolay kolay geçmişin izlerini ve hislerini yakalayamıyorum. Çok çok önemli kurtuluş savaşlarından geçmiş olsak da, son derece parlak bir Osmanlı tarihinden gelmiş olsak da, halkın yaşamına dair izlenim edinmek neredeyse imkansız. Tek bildiğimiz fakir oldukları. Oysa birkaç saatte Porto halkının yaşadığı günler hakkında bile daha çok bilgi edindim: www.amtc.pt

Bu kadar ağırlık yeter. Müze çıkışında hop on! 18:30’a kadar otobüs nereye giderse git, ayaklarını dinlendir, kulaklıktan fado dinle, rüzgarı hisset. Dolce Vita!

18:30’da şoför hepimizi aşağı attı.

Güne dair son notlar:

– ‘Obrigado’ konusu tekrar muamma oldu.

– Gece Ribeira’da folklör gösterisi izlerken bir tane garsonun sözleri dansçıların kırsal kesimden geldiği ve bundan kaç sene öncesine kadar İngilizce nedir bilmedikleri ve sadece tarımla ilgilendikleri yönündeydi. Sanırım Portekiz turizmle geç tanışmış bir ülke ve o yüzden bu kadar doğal ve güzel.

– İlk haşhaş satıcısı! Ama o kadar sessiz ve kibardı ki haşhaş satmaya çalıştığını anlamadım bile.

– Bugün biraz daha fazla polis var (dört tane gördüm 🙂 ).

– Sanırım İspanyollar Portekizlilerle dalga geçiyor.

– Nehir turu yaptıran büyük otel-gemiler var.

– Timor halkı mensubu çok.

– Porto’nun spesiyali olan francesinha isimli yemeğin en büyük özelliği sosu. Sosu yapması birbuçuk saat sürüyormuş içine koydukları içkilerle filan. İçinde peynir ve çoğunluk pork olmak üzere dört çeşit et varmış.

– Bugünlerde televizyonda ne var?

  • Papa’nın Brezilya ziyareti çok detaylı veriliyor.
  • Cuma gecesi boğa güreşi vardı. Özel bir gösteriydi.
  • Biri Bizi Gözetliyor: açıkçana sahneler ve moda şov ağırlıklı.
  • BBG ile dalga geçen komedi programı – Özellikle gay ilişkilerle

– Yemeklerde pek tavuk kullanılmıyor. Portekiz’de sadece bir kere hindiyle yapılmış hamburger gördüm. Tavukburger hiç.

– Taksi açılış: €3,90. Otuz saniyede bir €0,10 atıyor ama dururken de hareket halindeyken de aynı. Dolayısıyla, trafiğin daha fazla olduğu cumartesi gibi günlerde aynı mesafeye daha fazla ödüyorsunuz.

– ‘Imperial’ Lizbon’da fıçı bira için kullanılan kelime. Porto’da imperial değil ‘fino’ diyorlar (‘bardakta’ anlamında).

– ‘I make good babies’ yazan t-shirt gördüm. İyice desperate durumdakiler için herhalde.

teşekkür ederim obrigado / obrigada
hesap lütfen a konta pır favor a conta por favor
su agua (g’yi bastır, k değil) água
iyi günler bom diya bom dia
beş yıllık sinko anyos cinco anos
kırmızı şarap beyaz şarap  porto şarabı viniyo tinto           viniyo branka       viniyo porto vinho tinto             vinho branco         vinho do Porto
un sinko anyos viniyo porto pır favor
bira sırvaça cerveja
tavuk frango frango
iki doyış dois

–         http://www.bbc.co.uk/languages/portuguese/guide/phrases.shtml

Portekiz 13

Reklamlar