Etiketler

Portekiz 8

Coimbra’dan Porto’ya geçiş:

Coimbra’dan 12:43’te kalkan tren 14:06’da Aveiro’ya vardı. Aveiro kentinde bu trenden inip aynı hatta hemen arkasında bekleyen Porto Campanhã trenine geçiyorsunuz. Biletin kesildiği destinasyon Porto São Bento olduğu için isterseniz Porto Campanhã’da inince ikinci hatta geçip o trene biniyorsunuz. Bu aktarmaların hepsi fiyata dahil (€8,55) ve kondüktörler dahil refer çalışanları çok güzel yardımcı oluyorlar. Bu tren biletleri koltuk numarasız satılıyor ama zaten trenleri o kadar geniş ve boş ki numaraya gerek yok hiçbir şekilde.

Estação de São Bento ise tam turistik alanın göbeği. Dolayısıyla tekrar aktarılarak trenden orada da inebilirsiniz eğer tarihi kent merkezinde bir oda peşindeyseniz.

Yani Lizbon – Porto arası trenle €19,20 + €8,55 = €27,75’e geldi ama direk gidilse eminim daha ucuza gelecektir. Trenleri rahat ve ucuz ve hızlı olmayan tren bile otobüsten hızlı. Ayrıca neredeyse her yere tren var. Aaaah ah! (www.cp.pt)

Porto’nun merkezi Ponte de D. Luis I köprüsü ve bu köprünün bağladığı iki yakadan oluşuyor kısaca. Birçok kartpostalda ve Porto resminde gördüğümüz tarihi binaların yer aldığı rengarenk manzaranın olduğu yer Ribeira. Karşı taraf da Gaia (Vila Nova de Gaia) diye geçiyor. Neyse bu konuyu biraz daha öğrenince yazarım. Şimdilik sadece bu metrelerce yükseklikteki demir köprüden karşıya geçmenin harika bir duygu olduğunu söyleyebilirim. İkide bir yanınızdan tren geçerken (Türkiye’de olsa habire kaza olur) hafif titreşimde manzara seyretmek ve altınızdaki çılgın nehirde jet ski yapanlara bakmak çok hoş bir duygu. Hele bir de köprüden inip nehrin yanına kıvrılan yolu takip ettiğinizde köprünün alt katından da arabaların geçtiğini görünce resmen içiniz çekiliyor. Sonra tepenizden geçen teleferiklere, karşı yakadaki fünikülere, trenlere, gezinti teknelerine, bulunduğunuz yer Gaia’daki şarap tadım yerlerine ve çimlere oturmuş bira içip güneşlenirken Ribeira’nın olağanüstü görüntüsünü seyreden gençlere bakıp başkalarının kentlerini kıskanıyorsunuz elde olmadan. Hele bunlara martı çığlıkları, sokak müzisyenlerinin kaliteli müziği, çikolatadan bardaklarla vişne likörü tadımcıları (€1) ve heykeladamların inanılmaz performansı eklenince, içinde yaşadığınız bina yığınına, AVM çöplüğüne ve trafikte yiten zamanınıza ve sinirinize lanet ediyorsunuz.

Akşam yemeği:

Gaia tarafında Theophilus – Avenida Diogo Leite, 250

Şimdiye kadar yediğim en lezzetli bolinhos de bacalhau buradaydı (hep ‘atıştırmalık’ diye bahsettiğim yiyecek türünün en güzeli ve en bilineni – €0,80). Belli ki taze yapılmış ve gerçekten tadı süperdi. Bugüne kadar yediklerim geyikmiş (not literally). Yanındaki siyah zeytinin tadı da harikaydı. Yemekleri de çok lezzetli zaten:

Dört peynirli pizza €8
Mantar soslu tavuk + patates kızartması €8
Peynirli ve maydanozlu makarna €6,50
Mantarlı makarna €6,50
Litrelik kırmızı şarap €7

Şarap, Porto şaraplarının üretildiği Vila Real bölgesindendi. Daha iyi şarapları da var tabii ama fiyat/kalite orantısında bu yeterli 🙂

İlginç nokta: Garson, yemeğin üzerine kahve istenmemesini bir türlü anlamadı. Üç kere sordu.

Bu arada, çok kaliteli ve rahat bırakıldığınız, gençlerin çalıştığı bir mekan.

Dikkat edilmesi gereken konu:

Sanırım burada eli uzunlar biraz daha fazla. Lizbon’a nazaran alışveriş imkanı daha fazla. Bir sürü mağazanın yer aldığı tıklım tıklım bir cadde var merkezde: Rua de Santa Catarina. Alışveriş merkezleri de var (C&A, Springfield ve Code ucuz ve giyilebilir, pratik şeyler satıyor). Bir tanesindeki ATM’den para çekince yaşlı bir amca (!) takıldı bir süre. Mağazanın birinde de, kapıdan çıkan genç kızlar cırıl cırıl ötmeye başlayınca tezgahtar kız ok gibi uçtu yanlarına. Dikkatli olmalı derim ben…

OTEL:

Hotel Nave – Avenida Fernão de Magalhães, 247

Geceliği €38 kahvaltı dahil (Booking.com haftasonu için €65’ya çıktığını gösteriyor ama ilk anlaşma fiyatı €38 olduğu için peşin ödemek şartıyla €38’dan devam etmeyi kabul ettiler).

Kahvaltı oldukça fakir ama her oteldeki plastik sarı peynirin ve paket tereyağının yanı sıra burada gerçek çay var. Hem de soğumamış. Ülkede muhteşem peynirler var akşam yemeğinde karşınıza çıkarılan, ama sabahları yok oluyorlar! Zeytin keza…

510 numaralı odada TV, Internet, küvet, Nuh nebiden kalma ama iyi çalışan bir klima, çift pencere ve fena olmayan bir manzara olmasının yanı sıra geniş bir banyo/WC var! Lükse bak! Ayrıca oda aydınlık. Ama halı, mobilya ve kullanılan kumaşlarla tam olarak yurdumun cumhuriyet yıllarından kalma otellerini andırıyor. Ama rahat ve oda servisi çok ucuz. Örneğin:

Bira €1,50 (Ribeira’da €2)
Café €1
Whiskies €2,50 – €3,25
Martini €2
Tawny (porto şarabı) €2

Barı da akşam 23:00’a kadar açık ve süper keyifli sohbeti olan bir barmen var. Portekizce öğretiyor ve sebebini açıklayarak! Birçok öğretmenden iyi. Ama kendisine sırnaşmazsanız da rahatsız etmiyor. Bu arada Super Bock’un en iyi bira olduğunu söyledi. Lizbon’da da Sagres için demişlerdi 😀 Porto’da üretilen Super Bock daha iyi oluyormuş. Sagres, Lizbon tarafının birasıymış, Super Bock Porto tarafının. O yüzden, Lizbon tarafında yapılan Super Bock’un tadı farklı ve kalitesiz oluyormuş. Ben inandım! Sebep buymuş demek ki! Hakikaten buradaki Super Bock çok daha lezzetli. Sonradan Tuborgcu olan eski Efesçi gibi oldum!

Bir de “obrigado” (teşekkür) muammasını çözdü. Yani obrigado mu denecek, obrigada mı, obrigadu mu, obrigaduş mu, ne? Netliğe kavuştu. Ohh… Potlara son!

Otel çok bilindik eski bir otel. Taksiciye adres değil de “Otel Nabe” deyince hemen getiriyor. Ribeira’dan €5,70.

Banyo çok aydınlık ve aynaya yaklaşınca kendini görebiliyorsun! Ama havlular kullanılmaktan ve yanlış yıkanmaktan morarmış temizlikte beyaz. Son derece sessiz, sakin bir otel. Zaten kat duvarlarında sadece “SILENCIO” yazıyor.

Bu arada otel fiyatları borsa gibi oynayıp duruyor. Şimdi de Lizbon’daki otellerin fiyatları arttı. İspanyolların tatil ayı (Ağustos) yaklaştığı için herhalde. Bu, tatil yapmayan halleriyse Ağustosu düşünmek bile istemiyorum. Her yerde bağrışan çocuk ve genç İspanyol gruplar var. Ortalığı ayağa kaldırıyorlar. Portekizlilerin öyle olmaması sevindirici. Sakinler. Müzikler mi halkların karakterini belirliyor acaba yoksa sadece yaşam tarzı mı müziğin üzerinde etkili oluyor?

Portekizli genç taksi şoförü Almanya’da yaşıyormuş buradan önce. Stuttgart dedi yanlış hatırlamıyorsam. Bütün piyasayı Türklerin elinde tuttuğunu söyledi. Tamamen Türklerin hakimiyetindeymiş ticaret. İnsan bir irkiliyor ister istemez  ne diyecek diye.

Portekizli insanın bu yönünü çok sevdim yalnız. Mesafeli duruyor ve iyi bir şekilde işini yapıyor sadece (çaktırmadan bir gözü sende oluyor hep). Fakat sen bir soru sorunca cıgır cıgır konuşmaya başlıyor İngilizce ya da Portekizce. Portekizce olunca mutlu oluyor. Dilini seve seve, gururla öğretmeye çalışıyor.

Portekiz 10

Reklamlar