Etiketler

Portekiz 7

Bu kısmı biraz toptan yazacağım.

OTEL:

River Suites

Avenida João das Regras n°82

Check in – 15:00

Kahvaltı 07:30 – 10:00 arası ve fiyata dahil.

Günlük ücret: €40

Coimbra zaten küçük bir yer olduğu için tren garı, şehir merkezi, old town, hediyelikçiler, nehir, köprü ve otel birbirine çok yakın. Tren garından çıkınca ileride görülen köprüye doğru yürümeniz yeter. Ponte de Santa Clara’dan (köprüden) karşıya geçince iki-üç dakikalık yürüyüş mesafesinde, eski katedralin karşısında otel. Küçük, sevimli ve yeni bir bina olması önemli. Portekiz’de merkezi yerler orijinal, tarihi halini koruduğu için böyle ikisinin ortası yerler pek yok.

126 numaralı odanın arka tarafa bakan balkonu var. Yani kahvaltı edilen bahçeyi ve ortak alanı görüyor.

Burası, kahvaltıda domates de veren ilk otel. Kahvaltı alanının yan tarafında ortak alan var. Yani geniş ekran televizyon seyredebileceğiniz (odada da TV var), iki bilgisayar bulunan, kanepe-koltuğun mevcut olduğu küçük salon. Ayrıca su alabileceğiniz makineyi barındırıyor.

Odaların en ilginç özelliği minicik lavaboları. Ama iş görüyor ve muhteşem bir şekilde yer kazandırmış.

Benim için en kötü yanı ise odadaki koku. Ne olduğunu tam çözemediğim bir koku bünyeyi zorluyor. Odada otururken alışıp hissetmiyorsunuz ama dışarıdan girince, hele bir de klimayı açık bırakmadıysanız yıpratıyor. Halıflex ya da otelin yeni olması sebebiyle oluşmuş bir koku olduğu muhakkak (kullanılan bir kimsayal örneğin), ama öyle ya da böyle, otelin olumlu yanlarının önüne geçemediği ortada. Tertemiz bir oda. Resepsiyonda vardiyalı çalışan gençlerin her biri birbirinden güzel ve özel. Işıl ışıl gözünüzün içine bakıyorlar ve son derece yardımseverler. Verilen kartla odanızın kapısının yanı sıra otelin kapısını, ortak alanın ve kahvaltı salonunun kapısını da açabiliyorsunuz. Ayrıca bir cep telefonu veriyorlar özel yapım Nokia. Ücretsiz olarak polis, vs şehir içi aramalarınızı yapabiliyorsunuz. Daha önce hiç görmediğim muhteşem bir hizmet. Kliması ve özellikle yatağı bilmemkaç yıldızlı otellerden de iyi. Yeri harika. Hemen yanında bir bar var. Süper müzikleri var ve yemek malzemesini kendisi özel olarak yaptırdığı için lezzetli. Portekiz’in yerlisi olmadığı için yerel yemek yapmıyor ama özellikle kaç gündür balık yemekten sıkılmışlara iyi bir seçenek: Marujo. Hamburger €3. Malzemeyi doldurtursan €4,20. Sagres €1. Sahibi çok iyi İngilizce konuşuyor ve bu işi severek yaptığı belli. Yemekleri nasıl yaptığını anlatıyor.

Onun dışında nehir kenarında bir restoran var. Tortellini €7,50. Sebze çorbası €3. Serinletici değişik içecekleri var. Örneğin Caipirinha tansiyonumu düşürdü resmen (buzlu, limonlu).

Köprüyü geçince sağa doğru dönünce ilk restoran (Italia). Nehir turu attıran teknenin yanında.

Nehir teknesi ile saat 3’te, 4’te, 5’de, 6’da gezebiliyorsunuz €6,50’ya ama en az sekiz kişi olması gerekiyormuş. Coimbra’da pek kimse olmadığı için kaptan gitmek istemedi. Yani bulduğu müşteriyi bağlamaya, zorla orada tutmaya çalışmadı.

Bunlardan başka, merkezde mekanlar var. Merkezde görünen en belirgin yoldan (Rua Ferreira Borges) yürürken solunuzda beliren Pepe kebap sanırım bu taraftaki en ucuz mekan. Yemekler €2,50 – €3 civarı ama denemedim. Aşağıdaki meydana inen merdivenlerin başındaki havadar alana yerleşmiş. Aşağıdaki meydanda yer alan restoranlarsa en turistik olanlardan (Rua da Sota – Rest. Esplanada Praça Velha). Malum, dünyanın her yerinde aynı şeyler yaşanan: çığırtkanlı, koca kurt bakışlı yılan garsonlu, sürekli dikkatli olmayı gerektiren atraksiyonlarlı, pratik ve lezzetsiz yemeğine yüksek fiyatlar biçenlerden. Garsonlarının her zaman kendi aralarında sorunları vardır ve bunları yansıtmaktan çekinmezler tuhaf bir şekilde.

Bir de iyice minik ve lokal çözümler var. Mesela nehirdeki restoranın (Italia) az ilerisindeki su müzesinin (giriş ücretsiz ama görülecek hiçbir şey yok) oradan ana caddenin (Av. Emidio Navarro) karşısına geçince bir tostçu var Çin malı satıcısının karşısında. Hiç İngilizce bilmiyor ama tostu lezzetli yapıyor ve €1,50 fiyatı. Tabii Coimbra bu kadarcık olmadığı ve üniversite şehri olduğu için seçenek de imkan da çok. Minicik ara sokaklardan birinde kendinize uygun bir şeyler bulabilirsiniz.

Buranın kendine özgü bir Fado anlayışı var. Erkek bir gitarist-şarkıcı insanı tek başına konuşma yapıp şarabını içip şarkı söylüyor. Masalarla interaktif bir çalışma dönüyor. Ama benim Bar Diligencia’da (Rua Nova, 30) hoşlanmadığım fadocunun on dakika söyleyip “sigara içtiğim için gırtlağım daha fazlasını kaldıramıyor” gibilerinden hareketler yaparak onbeş dakika ara vermesiydi. Onun yine sigara içtiği bu aralarda (içerde tabii) biz seyirciler de pop müzik dinleyerek rahat konuşma boşluklarını değerlendiriyorduk. Buranın güzel yanı yemek yemen gerekmemesi, ucuz olması ve ayaküstü bar gibi geçerken uğrayıp bir şeyler içebilmen.

21:00 – 02:00 arası fado var yazıyor kapının önünde, ama gündüz geçerken sorunca dürüst bir şekilde “onu bulur başlaması” dediler. 22:30 – 24:30 arası yetti. €11’dan, büyük bir şişe vinho verde bitti (Casal Garcia oldukça iyi ve soğuk durması için etrafına buzlu aparat sarıyorlar) ve Rutkay Aziz kılıklı ve sesli fadocu da Brezilya’lı sarhoş kıza yazmaya başlayınca (düşündüğünüz gibi bir Brezilyalı değildi) gitme zamanı geldi.

Kötü bir örnekti ama yine de aradaki farkı görmek için bir bira içmeye girilebilir. Hiç ısrarcı olmamaları, garsonun (şarkıcıdan daha iyi gitar çalan bir delikanlı) iyi İngilizce bilmesi, meze, vs getirmeye çalışmamaları ama yine de bir isteğin olur mu diye gözlerinin ucuyla hissettirmeden seni izlemeleri, ve de sigara içilmesine rağmen süper havalandırılması bence en güzel yanları. Adam da iyi söylüyor ama fazla bağırması belki bazılarını bunaltır küçücük odada. Benim bir türlü anlamlandıramadığım bu kadar kalite bir müziğe karşı nasıl bunca tepkisiz kalabildikleri. Odadaki televizyondan izlediğim fado kanalında da gözlemlediğim, küçücük çocukların bile son derece sessiz, şarkıcıya bakarak oturdukları. Hiç kimse konuşmuyor. Şarkıya eşlik eden dudaklar görmedim. Alkış, garsonun teşvikiyle başladı. Kafa sallama, el-kol yapma gibi Türk usulü hoşlanma belirtileri yok. Komşuları İspanyollar gibi “guapa, guapa” türü aşırı coşku gösterileri yok. Bir şarkı bitmeden sipariş alınmaması gibi saygılı durumlar çok güzel ama insan bu parçaların gerçekten içte hissedilip hissedilmediğinden emin olamıyor. Ertesi gün Coimbra fado merkezinin vitrininde şunları okudum: Coimbra’daki fado türünün kentin ünlü üniversitesine okumaya gelen Brezilyalı öğrenciler tarafından getirildiği düşünülüyormuş, ya da Lizbon’dan gelen biri tarafından değiştirilerek uyarlandığı. Ama sonuç olarak anladığım kadarıyla müziğin kökü ortaçağlara uzanıyor. (Bu arada benim gibi Türklük yapıp da kıyafete takılmayın. Her türlü kıyafetle gelen var.)

Coimbra’da mutlaka gezilmesi gereken yer:

Merkezin en tepesine kurulmuş olan eski üniversite (www.uc.pt/en). Muhteşem bir kampüs. En tepede kale filan değil de üniversite olması fikrine zaten bayıldım ve anormal haşmetli görünüyor. Edebiyat Fakültesi, Fizik, Kimya bölümleri, vs hepsi duruyor ama en güzel yeri U şeklinde konuşlanmış fevkalade kütüphanenin, heykelin (Statue of Joao III), saat kulesinin ve kilisenin de yer aldığı, tabanı kumlarla kaplı oldukça geniş bir avluya açılan kapılarıyla ana bina. Bütün kapılar açık ve saat yediye kadar istediğiniz gibi gezebiliyorsunuz. Açık tüm kapılardan girip çıkabiliyor, derslik görebiliyorsunuz ve mis gibi çam kokuyor binanın içi. Kütüphanenin girişi ise €7 ama öğrencilere €5 imiş. Bence özellikle akademiyle haşır-neşir kimselerin soluması gereken bir ortam. Bir an orada yaşamak istiyorsunuz ama o okulda öğrenci olan ve ayrıca çalışan bir genç “eh işte” diye yanıtladı bu durumu. Yüz ifadesi ise daha kötü şeyler söylüyordu. Kim bilir? ‘Dışı seni yakar içi beni’ durumunu hepimiz biliyoruz yaşam alanlarımızdan.

1500lerden kalma bu kampüs içinde yer alan tüm binalar, kemerli geçişler, dar yollar ve mutlaka birinde bir ayine rastlayacağınız kiliseler çok güzel görünüyor. Bu bölgede güzel bir hostel de var ve hemen karşısındaki muhteşem katedralin merdivenlerinde bira içip sohbet eden gençler (orada pek sorun olmuyor herhalde). Ama ben tabii ki River Suites’i tercih ederim.

Önceden okuduğum bir kaynak Coimbra’da balıkçı köylerinden bahsediyordu ama şehir merkezinde tabii ki öyle bir şey yok ve Coimbra da deniz kenarında değil. Nehir balıkçılığı kastedilmiştir belki ama trenle gelirken de giderken de nehir kenarından gidiliyor ve yine öyle bir şey görmedim. Belki de vardır ama belki de yoktur. Zaten çoğu yollarda geçen iki günde böyle bir tur yapmak da mümkün değil.

“Coimbra’yı üs yapıp doğuya, en yüksek dağ olan Serra da Estrela doğal parkına gidin ve Dao bölgesinin bağlarını keşfedin” diye bir şey okumuştum, o da olmadı tabii. Bu iş için araba kiralamak gerekir sanırım, mutlaka bağ keşfedesiniz varsa.

“Temmuz ayında Festas da Rainha Santa var, sokaklarda canlı müzik ve havai fişek gösterisi görebilirsiniz” diye okumuştum, hiçbir şeye rastlamadım.

Dolayısıyla bir avuç yerde gezmek kolay ve dinlendirici oldu Lizbon’dan sonra. Buranın Lizbon’a kıyasla bir güzelliği de haşhaş, vs satıcısı olmaması.

Genel not: Akşamları atıştırmalıklardan almayın, iyice yağ depolamış oluyorlar.

Unutulmuş bir detay: “Portugal dos Pequenitos” (minyatür binalar) girişi €8,95. Çok gereksiz. Çocuğu olanlara keyifli olabilir. Bilet fiyatına bir Supermaxi (Olá marka) dahilmiş. Portekizce bilenler tarih hakkında bir şeyler öğrenebilir. İngilizce bir bilgi yok nitekim.

Portekiz 9

Reklamlar