Etiketler

Portekiz 5 

Bugün ağırdan alıp sindirme günü. Yapılan şey az ama Lizbon’un her yerinden her an beklenmedik bir şey çıkabildiği için tecrübe edilen haz yine büyük. Bu kente bir ay versen ne keyfin biter ne yaşayıp göreceklerin.

Pombal’dan her zamanki gibi Liberdade bulvarına doğru değil de Braamcamp caddesine sapıp Rato’ya varınca da Alvares Cabral’ı takip ettiğinizde (ki yaya yolları ve yeşil ışıklar sizi götürüyor zaten) Estrela bahçesine (Jardim da Estrela) varılıyor. Koskocaman ağaçların gölgelendirdiği muhteşem serinletici ve rahatlatıcı bir bahçe. Tesadüfen caz festivali kapsamında bir konser verilmekte olduğundan mübarek bütün Lizbon bu bahçeye doluşmuştu. Bizdeki bahar şenlikleri gibi bir görüntü hakimdi. Kilimini alan gelmiş, çim alana yerleşmiş. İp üstünde yürüyenler, güneşlenenler, vs. Tek farkı sanırım litrelik birasını alanın elini kolunu sallaya sallaya alana girerken yanından geçtiği polisten çekinmemesiydi. Gizli saklı değil yani. Bira satan standlar da var ama seni oradan almaya mecbur bırakmıyorlar. Ekonomik durumlar konusundan herkes haberdar yani ve bu nispeten pahalı şeylerin hepsinin turistler için olduğunu kabul ediyor ve bunu gelen turistle paylaşmaktan da çekinmiyorlar.

Öte yandan, gözlemlediğim kadarıyla çok da içmiyor Lizbon’lu ve ben bu durumu içki içmenin serbestliğine veriyorum. Bizde gizli-saklı, kaçarken-koşarken içilen içkiler daha çok sebepten ve daha fazla içilmesine sebep oluyor. Bu konuda kendimce yaptığım birkaç durum tespiti:

–         Bizde neden artık 33’lük kutu biraların bulunmaz olduğunu anlamazken burada 20’likleri görmek bana çok şey anlattı. Canınız bira isteyince herhangi bir yerden alabileceğiniz yirmilik bir bira isteğinizi ve hararetinizi giderdiği için devam etmiyorsunuz.

–         İçki içmek tabu gibi, ayıplanacak bir şey gibi görülmüyor. Bizde ise birçok durum ahlaksızca bir şeyler yapıyormuşsunuz hissine kapılmanıza sebep oluyor. Sokakta içilmez, öğlen arası içilmez, çocukların önünde içilmez, sahilde içerseniz herkes bakar, kalenin eteklerine oturup ya da herhangi bir manzaraya karşı içerseniz kesin ayyaş, çapulcu ve zararlısınızdır. Lizbon’da mesela trenlerde, vs lökür lökür bira içenler görmedim ama örneğin öğle arası parkta birer bira içen belediye işçileri gördüm. Hiç de anormal görünmüyorlardı ve asla rahatsız edici değildiler. Neden olsun ki? Ha kola içmiş ha bira. Yanlış bir şey yaptığı hissi içerisinde değil. Ha, bu arada kola gibi – bence daha zararlı – bir içecek tüketildiğini de pek görmedim. Neyse işte, bu gizli saklı yapılma hali de bence tüketim isteğini artırıyor, özellikle gençlerde. Çünkü durum bir kovalamaca oyunu halini alıyor. Görevli görmeden iç, bu noktayı kontrol eden olmuyor iç, eve geldin rahatlıktan bir tane iç, bahar şenliğinde kimin gizli içki sattığını bilmenin heyecanıyla iç, vs, vs… Daha birçok durum var.

–         Uygun fiyatlar, kaliteli ve az içilmesini sağlayan bir diğer unsur olmalı. Örneğin otuzüçlük Sagres’i en düşük €0,90’dan, en pahalı €6’dan (otel odası mini barı :)) gördüm ama ortalama €1 civarı. Şaraplar son derece lezzetli ve fiyatları uygun. Dolayısıyla kimsenin köpek öldüren, vs almasına gerek olmadığı gibi ucuz bulunca depolayıp kendini gereğinden fazla içerken bulması da icap etmiyor. Her yasak insanoğlunun savunma mekanizmasını biraz daha geliştiriyor ve zor duruma düşmemek için bulmuşken daha fazla alıyorsunuz. Tabii bu satıcının işine geliyor ama Bizans oyunuyla kazandığını sanan tüketici için aslında durum pek de öyle değil. Yapılan festivallerde örneğin harcamaları bir içki firmasına yaptırarak, eğlenmeye gelmiş insanı sadece onlardan (üstelik yüksek fiyata) almaya mahkum etmenin etik olarak doğruluğu-yanlışlığı zaten ortada ama benim asıl derdim ‘orada bu kadar para veremem’ diye evde deli gibi içip sarhoş olarak eğlenmeye giden gençlere yapılan çifte haksızlık.

Neyse, yeter bu kadar fikir teatisi. Sonuç olarak o parka gitme sebebi yanındaki  bazilika idi ama ortamın güzelliği, rahatlığı, samimiyeti ve güvenilirliği hayran bıraktı. Biraz aşağıda bir sürü çocuklarlı bir grup doğumgünü kutlamaya gelmiş mesela. Yiyeceklerini de getirmişler çimenlere yayılmış orada kutluyorlar. Hemen yandaki caz festivaliyle hiç ilgileri yok. Minicik ve insansız deliklerde bile olduğu gibi burada da polis var ama sadece dolaşıyor, kimseyle göz teması bile kurmuyor.

Bu güzel müziğe rağmen hedefe ulaşıldı: Basilica Estrela.

İçi gayet güzel, biraz girip oturup huzura ermekte fayda var. Terasına çıkış €4 imiş. Zaten görevli de kartpostal üzerinden ne görüldüğünü anlatınca artık bir daha manzara bakasım gelmedi. Belki de çok güzeldi, bilemiyorum..

Bu noktanın en güzel yanı hemen yanından 28 numaralı tramvayın kalkıyor oluşu.

Tram

Dolayısıyla oturacak yer bulabiliyorsunuz. Bir de Pazar olması sebebiyle sanırım turistler azalmış, daha bir rahat oluyor. Ama bugün ortada kalmamaya da dikkat etmeli. Zaten siesta için kapatan yerler var. Bir de üzerine Pazar diye açmayanları ekleyin, bulunduğunuz semte göre su bile alacak yer bulamama ihtimaliniz var. Süpermarket denen şey zaten az. Bakkal çok çok az ve pazar Hintlilerin elinde gibi görünüyor ve tabii ki geç saate kadar açık değiller ama birçok zaman hayat kurtarıyorlar. Bir de Çinlilerin işlettiği Amerika’nın ‘dollar general’ları gibi acil lazım olabilecek ucuz t-shirtten meyveye kadar çeşitli ürünlerin satıldığı yerler var, ki onlar da –arada– açık oluyor sanırım, tam bilemedim.

Sürücü insanı Graça’da tramvayı boşalttı. Bildik bir hikayeyi yeniden okuyormuş hissi.

Hintli bakkaldan su alınca “bunu alma bu €0,90 öteki €0,60, içindeki aynı su, onu al” dedi. Kırmak olmaz. Ama yolluk bir bira da alınır artık. O da €0,90 zaten burada.

Dün çorbasına bayıldığım yer bugün zımba gibi kapalı. Kilisenin yanında hiç pazarcı yok.

Ortalıkta pek insan görülmüyor ama tramvay raylarını ters yönde takip edince insanların hepsi ortaya çıkıyor. Bir saat önce hepsini Estrela’da sanmıştım. Herkes ne zaman buraya geldi acaba?

Burası dediğim yer Alfama’da yine bir seyir terası (Largo de Santa Luzia) ve önündeki heykelinin az ötesinde yer alan bir meydan. Yani kaleye çıkışın mümkün olduğu Portas do Sol’un biraz gerisi. Folklor festivali yapılıyordu ve çeşitli yörelerden yerel kıyafetleriyle teyzeler amcalar sırayla sahneye çıkıp anlatıcının eşliğinde canlandırma ve dans gösterisi yapıyorlardı.

Tam bir görsel-işitsel şölen. Lizbon’da yaşayana haftasonu eğlencesi olabilecek bir sürü şey var.

Akşam yemeği: Muhteşem atıştırmalıklar! Ayrıca, Baixa’da Subway’den tavuklu sandviç: €3,95.

Portekiz 7

Reklamlar