Etiketler

Portekiz 1

Pansiyonun kahvaltısı beni hayretler içinde bıraktı. İki kutu marmelat bir kutu yağ beklerken ev mutfağı gibi minicik mutfağa girince her tarafın envai çeşit yiyecekle donatıldığını gördüm. Kekler, kişler, mozaik pasta, her tarafa bırakılmış meyve tabakları, taze kahve ve daha bir sürü şey. Her gün servis takımını değiştiriyormuş. Kırmızı fincanları ve tabakları kullandığı gün kırmızı masa örtüsü, Amerikan servisini filan kullanıyor, yeşil fincanlarla her şey yeşeriyormuş. Bunların hepsi sevimli detaylar, kişinin işini severek yaptığını gösteriyor ve böyle konuları önemseyen kişileri etkiliyor, fakat beni asıl sevindiren konu peynir olmasıydı. Kahvaltıyı birlikte yaptığımız Finlandiya’lı çiftten de onların kahvaltıda ne yediğini öğrendim: meyve ve bolca kahve. Dünya kahve tüketiminde birinci imişler.

Kahvaltı sonrası yürüyüşte tesadüfen Bairro Alto bulundu, hem de en ünlü ve hareketli sokağı ile popüler fadocusu ancak o başka bir geceye ertelenerek sahile doğru yola çıkıldı. Sadece şunu söylemeden geçemeyeceğim: Yükseklerdeki Bairro’dan merkeze inerken geçilen Calçada do Duque’teki bir restoranın duvarında yer alan şu yazı tüm hayatı özetler nitelikteydi:

I work to buy a car to go to work

İstikamet: Belem. Nehir kenarında yer alan Praça do Comercio’dan geçen 15 numaralı tramvay Belem’den geçiyor.

PracaDoComercio

Metro istasyonlarından alınan 24H yani herhangi bir araca okuttuğun andan itibaren geçerliliği başlayıp yirmidört saat kullanılabilen ve üzerinde ‘Viva Viagem’ yazan yeşil kartlar kısa süre Lizbon’da kalacaklar için en hesaplısı gibi (Sonraki günlerde başka yollar öğrenip anlattım). €6 + €0,50 (kart için) verdiğin kartla metroya, otobüse biniyorsun ve bittikçe doldurarak kartını bir yıl boyunca kullanabiliyorsun. En azından pratik oluyor. Bir araç görünce telaş etmeden hemen atlayabiliyorsun. Tren türü tramvaylardan pek hoşlanmadım yalnız. Tren daha ferah. Bir de metro durakları çok geniş ve havadar.

Belem’de ilk durak ‘Museu Nacional dos Coches’ yani araba müzesi oldu. Onsekizinci – ondokuzuncu yüzyıllardan kalma Avrupa yapımı arabaların toplandığı müzenin girişi €5. Müze giriş ücretleri son derece insani. Diğer Avrupa kentlerindeki gibi yirmişer Euro filan değil.

Coches

Müzeden çıkıp sağa dönüp (ana cadde üzerinden) yürümeye başlayınca kısa bir süre sonra eski olduğu çinilerinden belli sevimli bir mekanın önünde koca bir kalabalık görüyorsun: Pasteis de Belem. 1837’den beri yaptığı minik pastacıklarla ünlü mekanın (en lezzetli pasteis de nata oradaymışmış) önündeki dağınık öbeklerden oluşan kuyruk bana yeterince antipatik göründü. Bir de vitrininde görülen replikası (!) sayesinde insan yemezse ölmeyeceğini anlayıp yola devam kararı alıyor. Zaten tüm Lizbon’da satılan bir tatlı da işte onlar bir başkaymış! Ben anlamam. Az ötede köşedeki bir bahçeye koyulmuş gölgeli, serinli masalarda bira içmek daha cazip geldi. Yine dünkü yerin benzeri, bizdeki çay bahçeleri gibi ama bir bira çakıp gidebileceğin yerlerden biri olan Banana Cafe ve yine sevimli gençlerden oluşan çalışanları yeterince hoş ve rahat ettiriciydi.

BananaCafe

Koca bir ekmekten oluşan mozarellalı domatlı tost €3,50. 45cl bira €3. Oldukça turistik bir mekanda tam da azametli Jeronimos manastırının (Mosteiro dos Jeronimos) yanında yer alan bir cafe için hiç fena değil fiyatlar. Portekiz’de sanki sizin paranıza sizden çok değer veriyorlar.

Üf sivrisinekler yiyor.

Manastırın önü yine kalabalık gruplarla dolu ama bence aynı devasa binanın diğer yanından girilen denizcilik müzesi (Museu da Marinha) daha öncelikli. Onun da girişi €5 ve benim gibi denizciliğe, keşifler tarihine, eski teknelere meraklıysanız buraya çok zaman gittiğini bilin, ki ikinci kat tadilatta olduğu için oraya çıkılamıyor bile. Ama mesela kadranlar ve benzeri eski ölçüm araçları, eski gemilerin baş kısmına takılan ahşap figürler, seksen kürekçinin çektiği muhteşem deniz araçları, ve benzeri birçok can alıcı obje var. Eski bir kraliyet teknesindeki kral ve kraliçeye ait eşyaların orijinalindeki gibi yerleştirilerek dizayn edildiği, mis gibi ahşap kokan çakma kamaralar titretiyor resmen.

map

Müzenin tuvaletini kullanabilmek de cabası. Üstelik hemen bitişiğindeki komşunun (manastırın) ziyaretçi kalabalığından nasibini almamış olması da muhteşem.

Oradan çıkınca sinyaller gelmeye başladı: Aynı avluda yer alan Planetario Gulbenkian bilet gişesini kapatmıştı. Dolayısıyla planetaryum görülemedi. Tabii manastır da.

Haşmetli manastır ve birkaç müzeyi barındıran koca binanın karşısında bir park ve meydan (Praça do Imperio), onun yanında da kültür merkezi var. Başka birkaç yer daha var (etnoloji müzesi gibi) ama zor da olsa insanın kendine sınır koyması ve seçici olması gerekiyor. Bu yüzden böyle zamanlarda öncelik sıralaması yapmak hayat kurtarıcı.

Parkın içinden geçerek hemen nehirin üzerine doğru yer alan Padrão Dos Descobrimentos’a (Kaşifler Anıtı) ulaşılıyor. Sağlı sollu iki yanı marina. Koşu yapanlar ve bisikletlilerin de spor alanı. Yerde koca bir dünya haritası. Anıtta her zamanki gibi Vasco da Gama da dahil denizciler, bilim ve din insanlarının heykelleri. Hemen arkasında (yani nehre bakarak durursan solunda) Boğaz köprüsü benzeri 25 Nisan köprüsü ve karşı yakada yer alan Rio de Janeiro’dakine benzer anıt (Cristo Rei). Nehirde başını çıkarmış hareketsiz dallar gibi bir sürü balık ve gelen geçen her tür deniz aracı.

Descobrimentos

Bu görülen nehir Tejo Nehri (Rio Tejo – İngilizcesi ‘Tagus’). Ama sağınıza doğru gitmeye devam ederseniz nehrin okyanusa vardığı yere ulaşıyorsunuz.

Az aşağıda Belem Kulesi (Torre de Belem) var ama saat 18:03 ve o da kapalı. Kapanış saati 18:30’muş ancak ziyaretçi alımı 18:00’da bitiyormuş. Bütün geççiler, gerçek bir zindan kapısı gibi olan kule kapısını zorladık ama yassak! Ne de olsa Portekiz de çalışma ve çalışmama saatlerini çok önemseyen ülkelerden.

BelemTower

Ölüm cezası yemiş suçluların Tejo nehrine atıldığı delikleri görmeyi istemiştim ama yapacak bir şey yok. O zaman, yapacak hiç bir şey kalmadığına göre mecburen kulenin yanındaki cafenin (Café do Forte) bahçesindeki çamların gölgesindeki masalardan birine oturulup Sagres içilir. 33’lük şişe €2.

Dönüş aynı yollardan olabilir ama ne de olsa artık kart var ve farklı yolları denemek lazım. 25 Nisan köprüsüne doğru yürüyün, üst geçitle yolun orta şeridindeki tren durağına geçin ve şehir merkezine götüren treni bekleyin. Yönler kafanızı karıştırmasın. Trafik akışı mantığıyla beklediğiniz taraf Cascais’e (Kaşkaş diye okunuyor) götürüyor olabilir. Yani artık nehre değil Atlantik (Atlas) okyanusuna kıyısı olan bir belediyeye. Bu trenin son istasyonu Cais do Sodré. Orada durunca bir kalabalık doluşuyor o vakte kadar bomboş olan vagonlara. Çünkü aynı tren bu kez Cascais’e gidiyor ve burası onun ilk durağı oluyor.

Cais do Sodré oldukça merkezi aslında, ancak yine de isterseniz orada trenden inince hemen metro merdivenlerine davranıp daha merkezi bulduğunuz yerlere de geçebilirsiniz. Nasıl olsa tek kartla her şey serbest! Örneğin hemen bir durak sonraki Baixa-Chiado’da inerek Pensao Royal’in karşısında bulabilirsiniz kendinizi. Bu arada Cais do Sodré yeşil hattın (linha verde) ilk/son durağı. Dolayısıyla yön durumu korkutmasın.

Saat gecenin ikisi ve çöp kamyonu ortalığı yıkıyor.

Sonrasında yine old townda tesadüfi keşif turları. Pansiyonun sokağından arka tarafı görülen Armazéns do Chiado alışveriş merkezinin yanından tırmanarak ön tarafındaki caddeye geçince hareket başladı. Gençlerden oluşan bir grup güzel müzik yapıyordu.

Biraz daha yukarı, daha minik sokaklardan, daha hislere güvenerek arşınlayın buraları. Neredeyse girdiğiniz her sokakta sizi şaşırtan bir şeyler çıkıyor karşınıza. Başında durup baktığınızda hiçbir şey olmadığını düşündüren bir sokakta kaç tane yerel lokanta çıkıyor örneğin ve hepsi tıklım tıklım dolu oluyor. Bunlardan birinden ilerleyerek meşhur asansörün (Elevador Santa Justa) çıktığı yerle burun buruna geliyorsunuz (Largo do Carmo). Sokaklara dalıp çıkmaya devam etmenizi öneririm. Bıkıp usanmadan ve yokuş görünce vazgeçmeden. Buralardaki birçok sokak ‘calçada’ zaten yani sonu yokuşla biten dar sokak.

Akşam yemeği Restaurante O Adriano’da. Calçado do Carmo başından Rossio tarafına geçmeyi sağlayan merdivenlerin tepesinde, sex shop’ın yanında olan minik, biraz daha yukarıdakiler (Bairro Alto’ya doğru) ve aşağıdakiler (Rossio) kadar kalabalık olmayan, Rossio’daki meydanı (Praça dom Pedro IV) biraz yukarıdan gören ve Bairro Alto’ya akan her türlü grubu (Fado sanatçılarını bile) gözlemleyebileceğiniz bir nokta. ‘Bu haftanın en sıcak günü’ denen bir gün için bir hayli serindi yalnız. Hoş, gün de o kadar sıcak değildi.

Stairs

Portekiz 3

Reklamlar