Etiketler

, , ,

Kısa erimde,  köy insanının bilinç, beceri ve kalkınma yolunda kendine yetebilmesini, uzun vadede ise ‘köylü memleketin efendisidir’ yaklaşımından yola çıkarak tüm toplumun gelişimini amaçlayan ve en az yirmi yıllık hedefler koyarak yola çıkmış olmalarına rağmen sadece 1940-1954 yılları arasında varlığını koruyabilmiş olan Köy Enstitüleri ile asıl amacı dünyada fark yaratabilecek kaliteli bireyler yetiştirmek olan, 1968’den beri Avrupa merkezli bir organizasyon (IBO) tarafından yürütülen ve her yıl binlerce Euro ödenerek uygulanabilen İlk Yıllar Programı (nam-ı diğer PYP) arasındaki benzerlikler dikkat çekicidir.

Her şeyden önce iki sistem de kendinden öncekilerin yetersiz kalması sonucu ortaya çıkmıştır. Her ne kadar Köy Enstitüleri savaşlar geçirmiş son derece fakir ve cahil köy halkını kalkındırmak için geliştirilmiş kurumlarsa da felsefe olarak ele alınca genele yayılabilecek kadar sağlam duruşuyla günümüz ithal eğitim programlarıyla kıyaslanabilir yapıdadır.

PYP’de öğrenimin en iyi özgün olduğunda –‘gerçek’ hayatla ilgili ve disiplinlerüstü olduğunda – yani öğrenim, geleneksel derslerle sınırlanmadığında ancak bu derslerle desteklenip zenginleştirildiğinde gerçekleştiğine inanılır (IBO, 2008, s.1). Köy Enstitüleri de ‘bilgi aktarımı’ şeklindeki öğretime karşıydı. Dönemin Milli Eğitim Bakanı Saffet Arıkan 1936’da yaptığı bir konuşmasında köylüye neyin belletilmesi gerektiğini özetlemiştir: okuma-yazma, basit hesap, Türk tarihi ve coğrafyası hakkında kısa bilgi, ama en önemlisi uygulamalı olarak hayat bilgisi ve ziraat bilgisi (Altunya, 2005, s.19). ‘Lazımgelen’ bilginin ötesi gereksizdir. Köy Enstitüleri felsefesinin temelini oluşturan görüş sahiplerinden birisi olan Atatürk’ün şu sözleri durumu daha da iyi açıklıyor: “Eğitim ve öğretimde uygulanacak yöntem, bilgiyi insan için gereksiz bir süs, bir baskı aracı, ya da bir uygarlık zevkinden çok, gerçek yaşamda başarıya ulaşmayı sağlayan, uygulanabilen, kullanılabilir bir aygıt haline getirmektir” (Altunya, 2005, s.27). Köy enstitülerinin mimarı ve dönemin İlköğretim Genel Müdürü eğitimbilimci İsmail Hakkı Tonguç da tercüme ders kitapları okutmayla eğitimin gerçekleşemeyeceğini düşünüyordu. Özellikle köy çocuklarına özel, sadece onlar için, onların şartlarına ve hedeflerine uygun programlar geliştirilmeliydi. Bu düşünceler doğrultusunda çerçeve programlar oluşturuldu ancak bu programlar kitap şeklinde bastırılmadı. Sadece çerçevesi çizildi ve gerek farklı ihtiyaçlar gerekse koşullar göz önünde bulundurularak uygulamada enstitülere geniş yetkiler verildi. Yine Tonguç’un deyimiyle, yazılmış hazır reçeteyi vermek yerine inceleyip, yoklayıp, reçeteyi kendileri yazdılar. Yani her enstitü kendi programını kendi hazırladı. Bu çalışmalara dayanarak sonraları (1943) bir program oluşturuldu ancak yine de gerektikçe değiştirme serbestisi sağlandı.

Aynı ‘çerçeve’ anlayışı İlk Yıllar Programının felsefesinde de vardır. Program size uygulamaya hazır, basılmış ve değiştirilemez şekilde verilmez. Sunulan ‘müfredat çerçevesi’ ile kılavuzluk edilir. Yazılı müfredat, öğretilen müfredat ve ölçülen müfredat konularında aldığı rehberliği temeline yerleştiren her okul kendi programını kendisi oluşturur, uygular, test eder ve gerektiğinde değiştirir. Bu programlara ‘Öğretim Programı’ değil ‘Sorgulama Programı’ denir çünkü bireyin aktarılan bilgiyi ezberlemesini değil parçası olduğu dünyayı sorgulamasını esas alır. İçeriğinde yalnızca öğretilmesi gereken dersler değil, bilgi, kavramlar, beceriler, tutumlar ve eylem vardır. ‘Bilgi’ adı altında dil, sosyal bilgiler, matematik, sanat, fen bilgisi ve KTE (kişisel eğitim, toplumsal eğitim ve beden eğitimi) ele alınır, ki Köy Enstitülerinde de temel eğitim adına işlenen Türkçe, Matematik, Yurt ve Yaşama Bilgisi derslerinin yanısıra teknik dersler ve tarım dersleri olurdu. Özellikle tarım derslerinin içeriği bölgeye göre değişirdi ve önemsenirdi. Nihayetinde tüm programın yüzde ellisini kültür dersleri oluşturuyorken yüzde ellisini de zirai ve teknik dersler oluşturuyordu. Yani birçok dersle yüklü, çoğunlukla bilgi anlatımına dayalı ‘öğretmeye’ çalışan bir müfredat değil bireyin yaşamını sürdürmesi, geliştirmesi ve fark yaratması için düşünülmüş, kişiye fırsatlar sunan özgün bir program.

Geleneksel derslerin önemi kabul edilir ancak aslolan bunların altında toplandığı altı disiplinlerüstü temadır: Kim Olduğumuz, Bulunduğumuz Mekan ve Zaman, Kendimizi İfade Etme Yollarımız, Dünyanın İşleyişi, Kendimizi Düzenleme Biçimimiz ve Gezegeni Paylaşmak. Seneyi altıya böler ve yapılan çalışmaların büyük çoğunluğunun bu temaların kazanımına yönelik olmasını ister. Detayına inildiğinde görüleceği üzere bunların çoğu sosyal ve fen kazanımları hedefler. ‘Kendimizi İfade Etme Yollarımız’ ise farklı kültürlerin daha derinlemesine incelenmesine olanak sunmasının yanısıra dile ve sanata yoğunlaşmayı da mümkün  kılar. Dolayısıyla, hepsi gerçek hayatın içinden olan konuların kavranmasını, içselleştirilmesini ve pasif alıcı olarak bir kenarda bekleyen değil bilimsel ilkeleri, haklarını ve sorumluluklarını bilen, bildiği için kendine güvenen ve eylem başlatan bireyler yaratmayı amaçlar. Nitekim Köy Enstitüleri programlarında da önemsenen konular bunlardır. Ayrıca enstitülerde de yerelden evrensele bir yaklaşım söz konusu idi. Öğrenciler köylerinden alınıp bir okulda eğitime tabi tutulup köylerine geri yollanmıyorlardı. Farklı kültürleri tanıyabilsinler diye başka şehirlere geziye götürülüyorlardı örneğin. Sonrasında, gittikleri köylerin halkına da bu fırsatları sunmaları bekleniyordu. Ayrıca her öğretmen ve öğrenci yılda en az yirmibeş kitap okumak zorundaydı ve okuma listeleri sadece yerli yazarların kitaplarını değil dünya edebiyatından da eserler içermeliydi. Okumayı mümkün kılmak için günde bir saat serbest okuma zamanı veriliyordu. Kendi kültürünü koruyarak diğer kültürleri öğrenmek ve asrın şartlarına da uymak gibi bir görev PYP’deki ‘açık görüşlülük’ profilini hedeflemiyorsa neyi hedefliyordur ki?

Ancak ayrıca bir ‘Ahlak’ dersi yoktu örneğin. Çünkü ahlak kavramı bir ders olarak değil yaşamın parçası olarak benimsetiliyordu, ki bu yaklaşım PYP’nin de vazgeçilmezidir. Kültürlerarası anlayış ve saygı yoluyla daha iyi ve daha huzurlu bir dünya yaratmak isteyen, sorgulayan, bilgili ve duyarlı gençler yetiştirmeyi amaçlayan IBO, belirlediği tutumlar ve öğrenen profili listeleriyle tüm öğrenenlerinin şu özelliklere sahip olmak için çalışmasını ister: araştıran-sorgulayan, bilgili, düşünen, iletişim kuran, ilkeli, açık görüşlü, duyarlı, risk alan, dengeli, dönüşümlü düşünen. Tüm insanlığın ve paylaştığımız gezegenin farkında olarak daha iyi ve huzurlu bir dünya yaratmaya yardımcı olan uluslararası zihniyete sahip insanlar olmamızı ister. Köyünden ilk kez dışarı çıkmış insanlar için uluslararası bilinç yaratmayı hedeflemek (ki o yıllarda) zor olurdu elbet ancak yine de enstitülerin de önemsediği ahlaki kavramlar ve hedef beceriler IBO’nunkilerden çok da uzak değil. Yaşadığı ortamı güzelleştirmek adına çiçek dikmelerini, ağaçlandırmalarını, korumalarını, yardımlaşmalarını bekler, ki bu beklenti İlk Yıllar Programında ‘duyarlı’ profili ile yer alır. Kurum üyelerinin sadece çalışmasını değil, boş zamanlarında oyunlar oynamasını ve spor yapmasını istemesi, programlarında yalnız derslere değil ders dışı etkinlikler, geziler, eğlenceler ve kültür-sanat çalışmalarına da yer vermesi de IBO’nun ‘dengeli’ olarak benimsediği öğrenen profilini destekler niteliktedir. Ne de olsa ‘çok yönlülük’ Köy Enstitüsü sisteminin dayandığı temel ilkelerdendir. Spor, müzik, resim gibi alanları insanların doğal ihtiyacı ve hakkı olarak görür (Altunya, 2005, s.38).

Daha önce sözünü ettiğim ‘bilgi’, İlk Yıllar Programının yapı taşlarını oluşturan beş temel öğeden sadece birisidir. Diğerleri, kavramlar, beceriler, tutumlar ve eylemdir. Örneğin öğrenenlerin edinmesi ve uygulaması hedeflenen beceriler beş grupta toplanır: Düşünme becerileri (bilgi edinme, kavrama, uygulama, analiz, sentez, değerlendirme, diyalektik düşünce, üstbiliş), sosyal beceriler (sorumluluğu kabul etme, başkalarına saygı duyma, işbirliği yapma, çatışmaları çözme, grup halinde karar alma, grup içinde çeşitli görevler üstlenme), iletişim becerileri (dinleme, konuşma, okuma, yazma, görme, sunma, sözel olmayan iletişim), özyönetim becerileri (büyük kas becerileri, ince kas becerileri, mekansal bilinç, organizasyon, zaman yönetimi, güvenlik, sağlıklı yaşam biçimi, davranış kuralları, bilinçli seçimler) ve araştırma becerileri (soruları oluşturma, gözlem yapma, planlama, veri toplama, verileri kaydetme, verileri düzenleme, verileri yorumlama, araştırma bulgularını sunma). Bunlar PYP inançlarının ve uygulamalarının merkezinde yer alır ve tüm öğretmenlerin bu becerilerin geliştirilmesini destekleyip özendirmesi beklenir. Bunlardan bir kısmı Köy Enstitüsü sisteminin dayandığı temel ilkeler arasında da mevcuttur. İnsanın kişiliğini tüm yönleriyle tam geliştirmesinin önemini vurgulayan bir sistem olarak Köy Enstitüleri ‘özyönetim’ adı altında bireylerin kendine güvenmesini, toplumda farklı roller üstlenmesini, grup çalışmalarının parçası olmasını; ‘üretkenlik’ adı altında da okumasını, gözlemlemesini, düşünmesini, planlamasını, uygulamaya geçip denemesini, değerlendirmesini, sonuç çıkarmasını, sorunlu kısımları düzeltip yeniden harekete geçmesini ve teknoloji kullanımını destekler. Ayrıca adını ‘disiplinlerüstü’ koymasa da açıkça görülen disiplinlerüstü bir anlayışla, planlanarak yapılan ve eyleme geçilen tüm işlerin kültür ve sanatının yaratılmasını da gerekli görür. Farklı olarak ifade edilen birşey varsa o da lüzumlu görüldüğünde gerek üretenden gerek yönetenden hesap sorulmasını öğütlemesidir ancak IBO bunu bu kadar net yazmamış olsa da ‘hesap sormak’ sorgulamanın temelinde vardır ve İlk Yıllar Programı da sorgulamaya dayalı bir eğitim sistemidir. Nitekim Köy Enstitülerinde cumartesi günleri yapılıp kurumdaki işleyişin ve kurum üyelerinin davranışlarının ele anılıp tartışıldığı toplantılar PYP’de haftalık kısa toplantılar (assembly) halinde vücut bulur.

Ezbere dayalı eğitim sistemimizin açtığı yaralar, sınavlarla tespit edildiği üzere ‘bilgi’ düzeyinde kalan kazanımlar, üst düzey düşünme becerilerine geçilemediği için sahip olduğu sayfalar dolusu bilgiyi hayatını kolaylaştırmak üzere kullanamayan beyni dolu gençlerimiz ve PISA gibi sıralamalarda sürekli aşağılarda çıkmamızdır bizi yeni felsefeler, programlar aramaya iten. Ancak üzücü olan şu ki IBO’dan yaklaşık kırk yıl önce çeşitli mecralarda geçen konuşmalarda temellerini attığımız bu sistemi gururla uygulayıp geliştirmek ve yaymak yerine ülkece milyarlarca dolar harcayarak yurt dışından satın almaktayız. Üstelik elimize hazır tarif olarak verilen ve başkalarının emin olduğu listeleri uygulamaya daha alışık olduğumuz için, bu kadar geniş tutulmuş bir çerçeveyi nasıl dolduracağımızı, yani nasıl yorumlayıp uygulamamız gerektiğini bilemediğimizden, bizlere ve kültürümüzün, tarihimizin inceliklerine her anlamda ‘yabancı’ kişilerden öğrenmeye çalışıyoruz. Oysa 1920lerde fikir bazında temelleri atılan, 1930larda geliştirilip ön hazırlıklarına ve pilot uygulamalarına başlanan ve beş parasız yola çıkan bu sistem tamamen bizim içimizden insanlarla bizim için yaratılmıştı.

Bir başka gerçek varsa o da Köy Enstitüleri sisteminin ülkesini, milletini seven, yurdunun geleceğini önemseyen, özverili öğretmenler ve yöneticiler sayesinde başarıya ulaştığıdır. Aynı durum PYP felsefesini yerleştirmeye çalışan günümüz okulları için de geçerlidir. En büyük direnç, felsefeyi içselleştirmek bir yana yönetim istedi diye uyguluyormuş gibi görünen öğretmen ve inançsız liderlerden gelmektedir. Oysa Köy Enstitüleri eğitmenlerinde aranan özellikler arasında da olduğu gibi bu tür okullarda eğitimci olabilmek için öğrencinin yaşam şartlarını iyi bilmenin yanı sıra önce köyün (okulun) kaderiyle kendi kaderinin ve bunlarla da devletin kaderinin birbirine bağlı olduğunu bilerek çalışabilmeli bir eğitimci ve eğitim yöneticisi (Altunya, 2005, s.44). Bu sebeple de bu tür görevler verilecek kişilerin sıradan yöntemlerle seçilmesi doğru değildir. Görevi yerine getirebileceği bilinen kişilere verilmelidir. Sonrasında, yönetim de devlet de bu kişileri desteklemelidir. Güvenceleri sağlanmalı, özlük hakları verilmelidir der Tonguç (Altunya, 2005, s.35).

Şu an birçok kişinin yeni icat edildiğini sandığı ve ‘needs analysis’ diyebildiği adımlarla başlayarak, John Dewey gibi son derece önemli bir eğitim kuramcısının ve gerek yurtiçi gerekse yurt dışı kurumlarda incelemelerde bulunan yerli ve yabancı nice değerin fikirlerini alarak yol alınan, kapsamlı eylem planlarıyla güçlendirilen, öğrenciyi merkeze alan ve eylemi ön planda tutan, özgürlükçü bu sistem bilgi bombardımanı yerine gerçek bir bilinçlendirmeyi, öğrenmeyi öğretmeyi ve harekete geçme özgüven ve yetisini aşılamayı amaçlayarak kurulmuştu. Köylünün bilinçsiz bir hayvan gibi çalışarak emeğinin sömürülmesini engellemenin önemi vurgulanıyordu. Ancak tüm dünyaya örnek olabilecek (belki de olmuş) olan bu ileri sistem Tonguç’un 1935 öncesi için söylediği gibi idarecilerin şahsi kaygıları sonucu yok edildi.

Ülkesini ve eğitimi sevmiş, gönül vermiş, çabalamış değerli insanlar İsmail Hakkı Tonguç, Hasan Âli Yücel, Saffet Arıkan ve diğer adanmış değerleri saygıyla anıyorum.

KoyEnstSist

http://www.koyenstitulerivakfi.org.tr/FileUpload/ds12596/File/ko%C2%A6%C3%AAyenstitu%C2%A6%C3%AAleri11-63.pdf

PYP’yi Gerçekleştirmek: Uluslararası İlköğretim İçin Müfredat Çerçevesi (Ağustos 2008)

(Orjinali İngilizce olarak basılmıştır: Making the PYP Happen: A Curriculum Framework for International Primary Education, January 2007, Cardiff: IBO)

Reklamlar