Etiketler

, , , , , , , ,

Mart boyu Datça sahilinin tüm erkek kedilerini sırtına almak zorunda kalmış tekir isteksizce kulağını kaşıdı, sahilde park etmesine izin verilmiş tanıdık arabanın gölgesine attı minicik yorgun bedenini. Denizden gelen esinti kıyıya henüz atılmış birkaç masadan birinde oturan genç kıza nefes aldırdı:

– Daha sadece Nisanda olmamıza rağmen bu ne sıcak abi ya? Yazın hiç çekilmez burası.

– Tabii çok sıcak oluyor ama sonuçta biz sadece tatildeyiz Meltemcim. O sıcakta çalışmak zorunda olanlara çok üzülüyorum ben asıl. Hele dönercide! Düşünsene.

– Sen de herkesi düşünmeyiver Atahan. Hayrına mı çalışıyor adam, para veriyorlar mis gibi. Benim çalışıp kazanmak gibi bir şansım da yok. Öğrenci kölesi olarak babişin eline bakıyorum resmen. Nasıl uygun görürse beyefendi öyle oluyor. Adam kıstı zaten harçlığımı, ne yapacağımı bilmiyorum. İki bin yollayacakmış artık.

– Kaldığın ev sizin ama değil mi?

– Evet de, iğrenç bir ev abicim. Eski! Garip, demode bir şekli var böyle kapıcı evi gibi. Onaltıncı yüzyıldan kalma mübarek. Arkadaşları çağırmaya utanıyorum ya. Herkes Koru Sitesinde filan ne modern evlerde yaşıyor, ben ezik ezik Bahçeli’de dededen kalma tuhaf evde yaşamak zorunda bırakılıyorum.

– En azından kira vermiyorsun.

– Boşversene Ata ya, şu okul bitse de artık bir işe girip kendi kararlarımın kadını olsam abi, daraldım yani. Ay Atahan, dün başıma gelenler! Var ya abicim yaşadıklarım senin hayal gücün bile olamaz! O kadar yani.

– Hayırdır? Ne oldu?

– Ya zaten Ankara’dan buraya direk uçuş yok. İlla İstanbul aktarmalı uçacağız. Koca bir köyde yaşıyoruz yani, kimse adam yerine koymuyor. Onbeş dakika rötar yapmasını da geçtim, bavulumu kaybettiler abi! Onca yolcu arasında benim bavul kaybolsun yani olacak iş değil. Bahtsız bedevi olayı yani anlıyor musun? Dalaman Havaalanını birbirine kattım ama ne fayda? Yarın gelecek bavul. Allahtan el bagajımda gerekli eşyalar vardı ama halime baksana Allah aşkına! Şu üstümdekilerin renklerine bak! Hiç uyum görebiliyor musun? Ne bulduysam giydim resmen Kezban gibi.

– Yok be! Abartıyorsun.

– Olur mu ya Ata? Utancımdan ölüyorum valla bir gören olacak diye. Bir de okulun bahar tatili ya, herkes buralarda olabilir yani. Rezil olurum valla böyle görürlerse. Hayır bir de sabah yüzücü atletlerden vardı üstümde. Ankara soğuk daha biliyorsun. Nereden bileyim Nisan sabahı güneşinin yakacağını? Saçma yani değil mi? Ama yanmışım işte. Yani tam kıro gibi ya! Amele yanığı abicim. Tam rezil senin anlayacağın. Ya dedim ya, benim yaşadıklarım senin hayal gücün bile olamaz!

– Aman Meltem, geçer güzelim ya, ne olacak? Yazın iyi bir güneşlenirsin, hiçbir şey kalmaz. Miami’ye gideceğim demedin mi? Orada insan anında simsiyah oluyor zaten.

– Ay olur mu Atoş? Sen de bir alemsin? Nasıl dolaşayım böyle yaza kadar? Solaryum paklar dönüşte. Hayır bir de daha düğün var iki hafta sonra. En samimi arkadaşımın düğünü yani. Kankamı rezil mi edeceğim Allah aşkına? Zaten o da ayrı bir sorun. Üf ya, bak hatırladım da sıkıldım yine, sipariş ettiğim ayakkabılar gelmedi hala. Hale bak. Diyorum sana kadersizim ben abi.

– Boşver! Takma kafana. Bak ne güzel hava. Deniz kenarındayız. Sağlığımız yerinde. Daha ne olsun? Keyfini çıkar bence.

– Ya! Ne keyif ama. Para harcarken bile çok dikkat etmem gerekiyor artık. Ellilik bira mı içsem otuzüçlük mü diye düşünmem gerekiyor abi, düşünsene! Üf! Ne biçin baba bu ya! Hiç mi sevmiyor beni anlamadım ki. Neyse Atahan, bir tuvalete gitmem lazım şimdi. Çıkınca da salata bara bir bakacağım tamam mı şeker? Güneşten belli olmasa da akşam oluyor yavaştan. Acıktım. Herhalde bir salata tabağı yapar gelirim. Biraz bekleyeceksin. Sorry! Ay Atahan beşyüz gram almışım ya.Tam yaz öncesi olacak iş mi? Yani diyorum ya, Allah verdi mi heryerden veriyor. Artık sadece salata.

– Tamam. Haydi git gel, bekliyorum.

Topuklu terliklerinin üstünde sektirerek ve üstünü başını çekiştirerek içeri giren kızın ardından bir süre bakıp kalan Atahan aniden oluşan sessizlikte gayri ihtiyari sigarasına davrandı. Kısa bir süre için de olsa kendi kendine kalmanın keyfiyle denizi izlemeye başladı. Az ötedeki masada garsonlardan biriyle oturmuş konuşan genç kadının sesi geliyordu kulağına:

– Ne yapacağımı bilemedim Memet Emmi. Bebemi de aldım buraya geldim. Kezban yengemle konuştuydum. O dedi seni burda diye. Yardım eder dedi. Son çarem sensin Memet Emmi, kurbanın olayım.

– Tamam da kızım çok zorlanırsın burada. Bak ben bile kaç yıldır uğraşıp didiniyorum, anca bu sene yediyüz lira maaşla burada iş bulabildim nihayet. Kiraydı bilmemneydi derken gidiyor o da. Elde var sıfır. Sen ne yapacaksın? Köyde kalsan daha iyi değil miydi?

– Nasıl daha iyi Emmi? Öldürürler beni alimallah. Dedem yaşında adama sattılar beni, düğün öncesi kaçtım diyorum. Sen de bilirsin töreleri. Evlensem, bu benim bahtsız bebeyi de satardı o dürzü afedersin. Başka çarem mi kaldı?

– Bebenin babası kimdi de Ayşe?

– ………..

– Niye sustun kızım? Anlatmazsan nasıl yol gösteririm sana?

– Onüçümde kirlettiler beni Emmi afedersin. Öz dayım, boynu altında kalasıca.

– Allah belasını versin kitapsızın!

– Versin Emmi. Bu bebenin günahı ne? Bunca yıl ben korudum garibi. El kadar bebeyi namussuz belleyenlerden sakındım. Şimdi beni verdiler o yaşlı herife, uçkur düşkünü domuz, buncacık bebeye ne eder o hayvan Emmi?

– Haklısın kızım. Ben sana yardım etmeyi çok isterim. Senin için telaşlanıyorum sadece. Burada da hayat çok kolay değil. Güzel kadınsın, yalnızsın, dulsun. Rahat bırakmazlar. Gözünün yaşına bakmadan harcar, üzerinden para kazanmaya çalışırlar. Yıpranırsın Ayşe.

– Daha ne yıpranacağım Memet Emmi? Başıma gelmeyen mi kalmış benim? Dönersem katil olurum. Yalvarırım yollama beni köye. Burada ne iş olsa yaparım. Kimse o dediklerin, bırak yapsınlar. Çalışırım, ne olsa yaparım. Onlar da kazansın Emmi, ben de kazanayım, yavrumun gursağından iki lokma geçsin. Bir deri bir kemik yavrucak. Bana geceyi geçirebileceğimiz bir göz oda gösterirsen gerisi gelir Emmi. Çalışırım. Domuz gibiyim evelallah. Dörtten sonra okumadım ama elimden her iş gelir Emmi. Yollama geri köye, kurbanın olayım. Dönersem ya ölürüm ya katil olurum.

Duyduğu topuk sesiyle irkilen Atahan elinin tersiyle gözlerini sildi.

– Salata çeşitleri çok azmış ya. Yalnız inanabiliyor musun, tuvalette kağıt yoktu, ben koydurdum. Ne köylü milletiz biz ya. Hayır, burası da turistik bir yer yani sonuçta. Bana rastlıyor herhalde bütün terslikler. Mıknatıs gibiyim ha, çekiyorum. Daha ne gelecek bakalım başıma.

– Bir sus Meltem ya! Bir yok ol iki dakika! Gözünü seveyim bir kapa şu lanet çeneni.

– Aah! Ne diyorsun sen ya?

Elinde çatalı öylece kalakalmış kıza hiç bakmadan toparlanıp kalkan Atahan gözyaşlarına hakim olmaya çalışarak hızla uzaklaştı. Genç kızın salatasındaki tavuk parçalarının kokusunu alan tekir koşarak masaya yaklaşıp gözlerini kızın gözlerine dikti ancak onu fark edip arkasından koşarak gelen kara kedinin üstüne çıkmasını engelleyemedi. Datça’da yavaş yavaş akşam olmakta, gökyüzü bütün bahtsızların üzerine kara örtüsünü örtmekteydi.

Reklamlar