DÖRDÜZ ÖYKÜLER…

– 1 –

Günlerdir bir şey yemiyor, saçını başını düzeltmiyor, pijamanı çıkarmıyorsun. Bir yıldır hayallerini kurduğunuz yaz tatilinin ilk günü Selda kapıyı çarpıp gittiğinden beri evden dışarı adımını atmıyorsun. “Sakın arama beni” cümlesi kulaklarında yankılanıyor. Telefonun yanındaki koltukta, elinde kimbilir kaçıncı biran, kapıya bakıyorsun. Arasın diye dua ederken aramayacağını çok iyi biliyorsun.

Akşamüstü Taci geliyor. Günlerdir senden haber alamadığı için bağrınan arkadaşın seni zorla giydiriyor. Kavga dövüş bir kılığa sokulup dansa götürülüyorsun. O kızdan hayır gelmez demişlerdi sana. Genç yaşta mezara soktun kendini. Dünyanın sonu değil ya. Dans et. Dans her şeye iyi gelir. Bırak bedenini müzik yönetsin. Ritim damarlarından aksın. Ağla istersen. Düzeleceksin. Hayat devam ediyor. Dans et. Bu fani dünyayla işin olmaz senin. Doğayla kucaklaşan yerlisin. Yap dansını. Hayatın dansı bu. Dön. Dön. Dön. Zıpla. Daha hızlı. Daha hızlı dön. Kendi kuyruğunu yakalamaya çalışan kedi gibi. Ruhlara yakaran yerli gibi. Dön etrafında.

Son tura hızlı giriyorsun. Bara inen merdivenlere çarpınca yerde buluyorsun kendini. Düştüğün yerden bir daha kalkamıyorsun.

– 2 –

Günlerdir bir şey yemiyor, saçını başını düzeltmiyor, pijamanı çıkarmıyorsun. Bir yıldır hayallerini kurduğunuz yaz tatilinin ilk günü Selda kapıyı çarpıp gittiğinden beri evden dışarı adımını atmıyorsun. “Sakın arama beni” cümlesi kulaklarında yankılanıyor. Telefonun yanındaki koltukta, elinde kimbilir kaçıncı biran, kapıya bakıyorsun. Arasın diye dua ederken aramayacağını çok iyi biliyorsun.

Akşamüstü Taci geliyor. Günlerdir senden haber alamadığı için bağrınan arkadaşın seni zorla giydirmeye çalışıyor. Dansa gideceksiniz beraber. Bak göreceksin çok iyi gelecek. Çünkü dans her şeye iyi gelir. Of Kerem of! O kızdan hayır gelmez demişlerdi sana. Başka kız kalmamış gibi direttin. Defol git Taci! Rahat bırak Kerem’i. Kimseyi çekebilecek durumda değil şimdi. Hele hele milletin piyasa için gittiği bir barı. Peki abicim, gidecek Taci, ama aradığında aç şu telefonu.

Aynı kapıdan bu kez Taci çıkıyor. Uğursuz kapı kapanıyor. Telefon, çal artık! Ara Selda! Bu böyle olmayacak. Sen ara o zaman. Kızgınlığı geçmiştir belki de. Arıyorsun. Meşgul müsün Selda, konuşabilir misiniz biraz? Meşgul Selda. İstemeye gelmişler babasından. Böyle yaşamaya devam edemez. O da bir kadın en nihayetinde. Hayatına bir yön vermeli. Arama bir daha Kerem. Aynı ses. Aynı “sakın arama beni” diye yankılanan ses günlerdir yapışıp kaldığın koltuktan söküp çıkartıyor seni, balkonun kapısını açıyor ve aşağı atıyor. Yakalayamadığın kuyruk peşinde. Düştüğün yerden bir daha kalkamıyorsun.

– 3 –

Günlerdir bir şey yemiyor, saçını başını düzeltmiyor, pijamanı çıkarmıyorsun. Bir yıldır hayallerini kurduğunuz yaz tatilinin ilk günü Selda kapıyı çarpıp gittiğinden beri evden dışarı adımını atmıyorsun. “Sakın arama beni” cümlesi kulaklarında yankılanıyor. Telefonun yanındaki koltukta, elinde kimbilir kaçıncı biran, kapıya bakıyorsun. Arasın diye dua ederken aramayacağını çok iyi biliyorsun.

Akşamüstü Taci geliyor. Günlerdir senden haber alamadığı için bağrınan arkadaşın seni zorla giydiriyor. Kavga dövüş bir kılığa sokulup dansa götürülüyorsun. O kızdan hayır gelmez demişlerdi sana. Genç yaşta mezara soktun kendini. Dünyanın sonu değil ya. Dans et. Dans her şeye iyi gelir. Bırak bedenini müzik yönetsin. Ritim damarlarından aksın. Bırakıyorsun kendini. Ne kadar sonra bilinmez, küçücük dans alanını anlaşmasız paylaştığın kızı fark ediyorsun. Kendinden emin kadın alımıyla gülümsüyor. Neden olmasın? Madem Selda oyundan çekilmeyi tercih etti… Neyi bekleyeceksin daha? O artık yok, kabul etsen iyi olur. Paylaşımcı dansçının bakışlarının emrinde barın arka kapısından çıkıyorsun. Mıknatıslı yüzün neden aniden değişip çirkinleştiğini çözebilmek için gözlerini korkuyla diktiği yere bakıyorsun. Görmeye vaktin olmuyor.

Öldüresiye tekmelendiğin yerin koca çöp konteynırlarının arası olduğunu fark etmiyorsun. Leş kokusu çöplerden mi senden mi geliyor bilmiyorsun. Düştüğün yerden bir daha kalkamıyorsun.

– 4 –

Günlerdir bir şey yemiyor, saçını başını düzeltmiyor, pijamanı çıkarmıyorsun. Bir yıldır hayallerini kurduğunuz yaz tatilinin ilk günü Selda kapıyı çarpıp gittiğinden beri evden dışarı adımını atmıyorsun. “Sakın arama beni” cümlesi kulaklarında yankılanıyor. Telefonun yanındaki koltukta, elinde kimbilir kaçıncı biran, kapıya bakıyorsun. Arasın diye dua ederken aramayacağını çok iyi biliyorsun.

Akşamüstü Taci geliyor. Günlerdir senden haber alamadığı için bağrınan arkadaşını sepetliyorsun. Rahat bıraksınlar seni. Acına saygı duysunlar. Tamam, Taci hiçbir zaman sevmemişti Selda’yı, günde üç posta “o kızdan hayır gelmez” demişti sana, ama şu an en son ihtiyacın olan şey birinin sevimsiz bir sırıtışla ben-sana-demiştim ukalalığı yapması. Defol git Taci! Üff… Beş dakika geçmeden yine kapıyı çalıyor. Ne var Taci? Selda!? Gel lütfen, gir içeri. Gel benim yegane yaşam amacım. Geç gönlümün en rahat köşesine. Hep senindi ya. Nihayet döndün. Hala mucizelere inanma sebebim. Bak, Selda da seni özlemiş. Mırıl mırıl konuşuyor. O ne? Ses yine mi yükseliyor? Kavgaya gidiyor bu yine? Hayır, bu sefer izin veremezsin! İnsan bir kere ölür. Bir daha gidemezsin Selda! Kerem ne olacak? Yo, bu kadar kolay değil. Otur oraya! Boğazını tutup oturtuyorsun. Çok mu sıkı tutmuşsun? Onlar parmak izin mi? Neden konuşmuyor artık bu asi kısrak? Dizlerinin üzerinde yere yığılıyorsun. Yanındaki şişeyi kır, kullan Kerem. Git artık buralardan.

Selda’nın yanına uzanıp yapman gerekeni yapıyorsun. Sonsuz sevgilin gibi. Yakalayamadığın kuyruğun gibi. Ilık hislerle sevdana yol alıyorsun ama düştüğün yerden bir daha kal-ka-mı-yor-sun.

Reklamlar