Etiketler

,

“Delikanlı bir yardım et Allah rızası için. Bu kızlar benim başımın etini yedi. Sabahtan beri piknik yaptık, yedik içtik, güldük eğlendik. Hay o elmayı çıkarmaz olaydım. Bir tanecik elma varmış arabada, dörde böleyim dedim, ama yok! Bir oyun tutturdular ‘en güzelimiz hangimizsek ona ver’ diye, kendileri de inandılar kendi yarattıkları oyuna. Çık şimdi işin içinden çıkabilirsen.”

Uzun yoldan geldiği için bunalmış genç adam yüzünü yıkamakta olduğu çeşmeden doğrulup kuzguni esmer adama baktı:

“Allah kolaylık versin, ne diyeyim? Başka derdiniz yok herhalde.”

“Boşver derdi tasayı şimdi. Biraz eğlenmeye geldik ama ortam çirkinleşti iyice. Haydi bir gel de yardım et. Genç adamsın yahu, zor olmasa gerek güzel bir kız seçmek.”

“İyi de benim Çanakkale’ye gitmem gerekiyor, yolum uzun.”

“Gel biz bırakırız yahu, boşver şimdi.”

“E iyi tamam hadi.”

“Hay yaşa. Kızlar! Size süper bir jüri buldum. Ona gösterin bakalım numaralarınızı.”

“Bizde numara yok deyyus, olayımız belli, kimin en güzel olduğu da ortada, ama ben yine de beni seçecek kadar akıllı bir adamsa onu kral yapacağım, kral” dedi Hira Naz.

“Kral mı? Ben ona sonsuz zafer vaat ediyorum” diye küçümsedi Atiye.

Banu çok güldü duyduklarına:

“Ya Allah aşkına, hakikaten verebileceğiniz şeyler söyleyin bari. O ne öyle bol keseden atıyorsunuz?”

“Sen ne vereceksin kız? Boklu donunu mu?”

“Oşt! Sen kendine bak yelloz! Dünyanın en güzel kadınıyla tanıştıracağım ben yakışıklıyı.”

Kahkahalardan kulaklarını tıkamak zorunda kalan Pars ses düzeyi normale dönünce ellerini indirdi, kızları ve adamı tek tek süzdü:

“Ben bunları daha önce yaşadım sanki ama böyle bir şey yaşamış olsam nasıl unuturdum ki? Allah Allah.”

“Hadi aslanım, bırak şimdi Allah’ı kitabı da seçimini yap.”

“Hepiniz çok güzel kızlarsınız maşallah. Sen Gülşen Bubikoğlu’na benziyorsun, sen Müjde Ar, sen de Banu Alkan. Hepiniz birer Türk lokumu.”

Kızlar kıkırdayıp daha da kırıttılar.”

“Ama vaat ettiğiniz şeyler, yani krallık, para, pul, zafer, vs, bunlar benim hiç ilgimi çekmiyor. Çekse burada, dağ başında yaşıyor olmazdım. Ben zaten varlıklı bir ailenin çocuğuyum ve çok iyi eğitim aldım ama yaşadıklarım beni çok yıpratmaya, mutsuz ve agresif yapmaya başladı. En son babamla tartıştığımızda davranışlarımla onu rezil ettiğimi, bir an önce ‘normal’ davranmaya başlamazsam kendimi çok ciddi sorunların ortasında bulacağımı söyleyince, ‘alın normaliniz sizin olsun’ dedim ve buraya, doğanın kucağına sığındım.”

“Kısa kes be paşam, uyuttun ha! Hangimiz?”

“Kusura bakmayın, ne zamandır kimseyle konuşmamıştım da. Peki, kısacası, söylediklerinizin hiçbiri beni ilgilendirmiyor ama bu ablanın söylediği yaratığı merak ettim. ‘Dünyanın en güzel kadını’ diye bir şey düşünemediğim için hediyesini tanımlayamadım. Elmayı ona ver abi.”

Kararı beklerken sakin sakin tırnaklarını bilemekte olan kadınlar elma verilir verilmez iyice incelttikleri sesleriyle birbirlerine saldırdılar. ‘Deyyus’ dedikleri adamın bu kadınların kullanma kılavuzunu yazdığı, teybe basıp Trakya havası çalmaya başlayınca anlaşıldı. Müziğin ritmine karşı koyamayan vücutlar birbirinden ayrılıp kendilerini ritmik devinimlere bıraktılar.

Pars bir yandan gitmesi gerektiği için huzursuzlanıyordu, bir yandan da hala olan biteni anlamaya çalışıyordu:

“Çok iyi bildiğim bir senaryoyu eklemelerle yaşıyorum sanki. Yönetmen çektiği filmi eksik bulmuş da yeni sahneler eklemiş gibi. Reenkarnasyon diye bir şey var mı ki acaba sahiden?”

Kılavuz yazarı adam kendisine bakıyordu:

“Allah seni inandırsın, söylediklerinden tek kelime bile anlamadım, ama bu olaydan iyi yırttık sayende koçum, sağol.”

“Sorun değil abi de benim bir an önce Çanakkale’ye gitmem lazım. Siz daha çok kalacak mısınız burada?”

“Yok yok, haydi gidelim. Söz verdim sana.”

İki saatten önce toplanamayacağı hissi veren set kılavuz adamın talimatlarıyla beş dakikada söküldü ve herkes minibüsteki yerini aldı.

“Delikanlıyı Çanakkale’ye götüreceğiz.”

“Olmaz şugar çocuk’ Ben kendime yalancı dedirtmem. Önce sözüm yerine gelecek. Ispartalı Mennan Agaya gidiyoruz.

“Mennan mı? Kız onun karısını mı dediydin yoksa?”

“Göstercem dedim ben, vercem demedim ya. Ama istersen kaçırırsın Helin’i. Babası sattı zaten zavallıyı Mennan Agaya, severek isteyerek varmadı ya goca herife.”

“Aşiret reisi kız Mennan Aga, gözün çıkmasın! Toplar herkesi valla!”

“Aman, savaş mı çıkacak sanki? Gencecik delikanlı, kurtarır kendini.”

Hepsi güldüler, Pars hariç. Halkın içinde yaşamaya devam ederse felaketi olacağını bildiği için insanlardan kaçmış genç adam ise hala bu öyküyü nereden hatırladığını düşünüyor, Kaz dağlarından aşağı hızla kıvrılan minibüsle gidilen eve ulaşmadan o araçtan inmesi gerektiğini seziyor ama sezgileri kaderine söz geçiremiyordu.

 

Reklamlar