Etiketler

,

Traktörü iyice sağa yanaştırıp banketten biraz aşağı kayarak durdu. Nazlı nazlı tıkırdayan motoru durdurmasına sebep yolun karşı tarafında acemice bekleyen spor arabanın içindekilerdi. Kararmaya yüz tutmuş gökyüzünün tüm oyunlarına rağmen Aydın Bey’i tanımıştı.

Gözlerini kırpmadan kendisine bakarak arabaya doğru yürüyen adam Aydın Bey’i telaşlandırdı:

“Nereye geliyor bu adam?  Hırlı mıdır hırsız mıdır bu saatte? Öyle dikildi orada suratıma bakıyor yahu. Ne var be adam?”

“Minnoş bak, camı aç diye işaret yapıyor.”

“Görüyorum da kapkaranlık yolun ortasında tanımadığım adama nasıl açayım camı?”

“Aç aç, bakalım ne diyecek. Traktörlü sapık olacak hali yok ya.”

Kadının kahkahasına canı sıkılan Aydın Bey ters bir bakış fırlatarak cama davrandı. Üstten hafif araladığı pencerenin tepesine doğru uzanarak seslendi:

“Ne var? Ne istiyorsun?”

Traktörcü eliyle çevirme işareti yapıyordu hala:

“Camı açsana Aydın Bey.”

İsmi duyan kadın bir kahkaha daha patlattı. Aydın Bey’in gözleri açılmış yabancıyı dikkatle incelemeye başlamıştı. Yanında oturan ‘az sonra yumurtlayacak tavuk’ sesleri çıkaran kadın iyice sinirini bozuyordu. Paltosunun yakasını çekiştirerek dışarı çıktı. Traktörcü başını hafif öne eğerek selam verdi:

“Tanımadın mı Aydın Bey? Cengiz.”

“Hangi Cengiz? Tanıyamadım. Malum, bütün gün bir sürü insan görüyorum. Gerçi traktörcü görmüyorum ama…”

“Senin partide şofördüm ben başgan, traktörcü deel.”

“Hmm bildim galiba. Ee, bu saatte ne yapıyorsun burada?”

“Bura benim memlikat. Burda  yaşıyom atıldığımdan kelli. Mecburen. Birgün araba yolda kaldıydı da çıkardıydın ya beni işten benim suçummuş gibi. Onu da mı unuttun?”

“Ha, … tamam tamam. Ya oluyor öyle.”

“Olur de mi başgan? Sen nörüyon burda gece vaktı?”

“Eee bir görüşme yapmam gerekiyordu önemli.”

“He, önemli, Beybazarı’nda de mi? Önemlidir dabi.” Cengiz eğilip arabanın içine baktı, yüzüne anlamlı bir gülümseme yayıldı:

“Abla partiden mi başgan? Çıkaramadım.”

“Ya evet, … gençlik kolları başkanı.”

“Hee, o da başgan yani.” Bıyıkların sakladığı ağzının sağa kaydığı anlaşılıyordu:

“Bu sizin görüşme Karagöl’de miydi?”

“Yok canım, merkezde!”

“Neyse canım, baa ne? Burda da mı görüşme yapıyoguz?”

“Olur mu yahu? Ne görüşmesi?”

“Ne bilem ben? Kalkınma, egonomi vesayır.”

“Ya yok, ee, araba kaldı yolda da, … ee, Ankara’ya dönmenin yolunu arıyoruz.”

“Alla Alla! Goca başgansın, emir ver.”

“Ee, şey, araba hanımefendinin olduğu için partiden yardım isteyemiyorum. Davamızın geleceğini bu işlere yatıramam değil mi?”

“Tabii ki tabii.” Tekrar eğilip kadına baktı.

“Araba kiralayacak yer yok namussuzun ilçesinde. Taksileri aradım, bu saatte hiçbiri Ankara’ya gitmeyi kabul etmiyor. Çok para önerdim üstelik.”

“Gitmez! Herkeşin ailesi var. Şindik Angara’ya giderse gece orda kalması gerek. Sen niye illa bu gece gitmek istiyorsunkine? Burda otel var.”

“Gitmem lazım.”

“Sebep?”

Başkan gözlerini yere indirip öylece durdu bir süre. Başını arabaya çevirdi, içeriden kendisine el sallayan kadını donuk bakışlarıyla süzerek tekrar traktörcüye döndü:

“Eren’in onsekizinci yaşgünü bugün. Orada olacağıma söz verdim. Sonuna yetişsem bile hiç gitmemekten iyidir.”

“Hee. Benim en güccük bebe de onsekiz yaşında. Beni attığın gün ‘ayağına paspas olam beni çıkarma da şu bebe liseyi bitirip mesleğini eline alsın’ diye yalvardığım bebem. Doğumgününü hiç kutlamak naasip olmadı ama Allah’ım goçumu bana bağışlasın.”

Başkan’ın mitinglerde saatlerce kelime püskürten ağzı iki laf etmek istedi ama aralanan dudakları çok geçmeden mıhlandı. Sessizlikte uzaklardan bir kurt uluması duyuldu. Bir de kuluçkaya yatmış tavuk:

“Nabıyonuz kız orda? Muhabbet iyi herhalde. Donduk valla.”

Cengiz gözlerini Aydın’dan ayırmıyordu. Sağ bıyık öbeği yine yukarı kalktı:

“Şinci sana yardım mı lazım başgan?”

“Benim çözemediğim problemi sen nasıl çözeceksin Cengiz?”

“Bey.”

“Efendim?”

“Cengiz Bey. Karşında senin elemanın yok Aydın Bey.”

“Her neyse.”

“Hee, her neyse. Şindik bu gece benim bir argadaş Angara’ya gidiyor şansına. Az sonra geçer burdan. Arayayım mı alsın sizi de?”

“Gerçekten mi? Harika olur. Hay yaşa!”

“Essah diyom ya. Gasteci de kendisi, işi var bu gece Angara’da, gitmesi gerek.”

“Gazeteci mi? Naptın Cengiz? Bey? Olmaz o.”

“Sebep?”

“Ya tanır şimdi beni o, bir sürü soru sorar. Çok sakat. Yok, olmaz.”

“Hee, sakat de mi? … Niye ki? Sagat bişey mi yaptın da başgan?”

“Ya sakat ne olacak canım? Ama sıkıcı bir durum.”

“Hee, sıkıcı de mi? … Sana şinci yardım mı lazım başgan?”

Başkan saatine baktı. Eren çok kapris yapacaktı. Traktörcüyle konuşmaya başladıklarından beri hiçbir araç geçmemişti. Ortalığın iyice kararmasıyla arabadaki paçalı tavuğun da sesi kesilmişti. Uyukluyordu. Karşısındaki ise gözlerini gözlerinden hiç ayırmıyordu. Başkanın aralanan dudaklarından belli belirsiz sözcükler döküldü:

“Evet, yardım lazım.”

Cengiz’in gözlerindeki gülümseme kurudu:

“Duyamadım.”

“Yardım lazım Cengiz. Çözebilir misin bunu?”

“Bey.”

“Tamam, affedersin, Cengiz Bey. Bir yardım et edebiliyorsan ya! Amaaan nasıl edeceksin zaten? Bu Allah’ın dağında, ben çözemedim bu saçma sorunu da sen nasıl çözeceksin Allah aşkına? Ben de kimden medet umuyorum?”

“Yine mi beni ezikliyon başgan?”

“Bırak ya! Ne yapabilirsin ki?”

“Bir telefonumla bütün Beybazarı ayağıma gelir! Sen beni hala bir şeye benzetemedin zaar!”

Aydın Başkan’ın çalmaya başlayan telefonunun ekranında genç bir delikanlının resmi belirdi.  Gecenin karanlığında iki adamın da gözleri ışıldayan ekrandaydı. Israrlı bir şekilde çaldırılan telefon susunca Cengiz kendi telefonunu çıkardı. Parmaklarının tereddütsüz hareketlerinden çok sık aradığı bir yeri aradığı anlaşılıyordu.

“Alo! Bubam önemli gonuklarımız var bu gece Angara’ya bırakılması gereken. Bırakabilir misin sana zaamet?”

“…..”

“Hay aslan parçası! Bubasının oğlu!”

“…..”

“Mazot mu yok? Hee… Tamam la tamam, gapat, naapalım?”

Cengiz’in coşkusuyla coşan Aydın Bey konuşmanın beklenmeyen değişimiyle şaşkına döndü:

“Noldu ya? Gelmiyor mu?”

“Gelcek idi aslan parçam da mazot yogumuş arabada.”

“Yaa ben alırım!”

“Sakin.”

“…..”

“…..”

“Bak! … Bakın Cengiz Bey, size yalvarırım, Allah rızası için bir yardım edin de gideyim şuradan.”

“Sen Allah rızası biliyon mu başgan? Yardım lazım herhal?”

“YARDIM LAZIM! Lütfen! Yalvardım bile, daha ne diyeyim? Ne istersen veririm be adam!”

“Yalvardın de mi? … Sen şindi kim olduğumu bile bilmeden attın ya beni başgan, hani böyle sen gibi arabam yolda kaldı deyi, …. benim bebeyi okuldan almak zorunda kaldım ben biliyon mu? Bu gece seni Angara’ya götürmeye hazır bebemi. Evde var sekiz boğaz. Birinin çalışması gerek. Hiç doomgönü görmedi garip, möhüm deel. Ama diploma da görmedi sayende. Gençlik golları başganının arabasına binmekle olmuyo bu işler başgan. Gencin halini duy bi.”

“……”

“Sizlerden başka güvendiğimiz, büyük bildiğimiz yok bizim. Sizler böyle yaparsanız .… Bacım uyumuş arabada yazık. İnat etme, bize gidelim hadi, yarın çıkarsın yola. Bırak Eren’i şinci. Goçyiğenim bi güncük görmeyiversin bubasını. İlk defa mı bir genci hayal kırıklığına uğratacaksın?”

“…..”

“Aha oğlum, ciğer parem arıyo yine, içi rahat etmemiştir balamın.”

“Versene şu telefonu bana.”

“Sebep ?”

“Ver! …. Alo, …. Ben yeni patronun, Aydın Güven. Mazotu düşünme, ben alacağım. Beş dakikaya burada ol, bizi Ankara’ya götür, yarın izinlisin, ne lazımsa yarın yaparsın. Ha… dışarıdan sınavlara girip lise diploması almayı göze alıyorsan çık yola delikanlı.”

Reklamlar