Etiketler

, , , ,

Bilmediğiniz bir konuyu bir başkasına öğretebilir misiniz? Peki benimsemediğiniz bir kavramı savunup, içselleştiremediğiniz bir yaşam tarzını kitlelere yaymayı başarabilir misiniz?

Geçen hafta sonu İzmir’de yapılan eğitim konferansında gözlemlediklerim mesleğimizin geleceğini bir kere daha düşünmeme sebep oldu. Gerek organizasyon, gerek ana konuşmacılar, gerekse konular son derece kaliteliydi, ancak salonu dolduran kalabalığın tamamının öğretmen olduğunu düşünmek zordu.

Sekizde başlayan kayıt işleminin ona kadar sürmesine ve çok seri çalışılmasına rağmen, geç gelenler yüzünden ilk konuşmanın yarısını kaçırdık. Geç gelmeleri yetmiyormuş gibi uzun yoldan dolaşma cesaretini (ya da enerjisini) gösteremeyip bütün sırayı ayağa kaldırma hakkını kendilerinde gören, bununla da yetinmeyip bağıra çağıra konuşarak yerleşen kişiler gerçekten öğretmen miydi? Zamanı doğru kullanma ve başkalarına saygı gösterme tutum ve becerisini nasıl öğretir bu insanlar? Peki cesaret kavramını? Özgüveni ve birey olabilmeyi? Civcivlerini getirmiş tavuk gibi ‘sıra kapatan’ öğretmen gördüm: “Seda, sen en başa otur, ben de bu başa oturuyorum. Eşyalarınızı koyun, bu sırayı komple biz kapatalım.” Keşke gelmişken başka öğretmenlerle tanışıp fikir alışverişinde bulunmayı tercih etseydiniz…

Kişisel gelişiminde yol kat edemeden profesyonel gelişimine geçmiş gençler vardı: “Ya şimdi öğlen birlikte yemek yedik. Yanımızda ona da yer ayırmazsak ayıp olur. Bu duruma düşmek istemiyoruuum.”

Herkese çarparak yürüyenler, gürültü yapanları keskin ve yıpratıcı bir “şşşşşş” sesiyle susturup bir süre sonra kendileri gürültü yapmaya başlayanlar, konuşmacılardan çok konuşmasına rağmen anlatacaklarını bitiremeyenler, yüksek sesle esneyerek sıkıldığını belli etmekten haz duyanlar (üstelik en sağlam sunum sırasında), konuşmanın ortasında kırıta kırıta salonu terk edenler, öğleden sonraki sunumu izlemeyip yayınevlerinin tablet, vs armağan ettiği çekilişe gelenler (zaten belki de aslında sadece onun için gelenler)…

Eş zamanlı sunumlarda kendisi de konuşmacı olmuş bir öğretmenimiz bir başkasının sunumunu izlerken önce yanındakilerle konuştu, rahatsız olduğumuzu fark edince telefonunu çıkarıp twitter’a girdi, çantasından şeker bulup önüne, arkasına, yanına ikram etti, en son gördüğümde ise top patlatma oyununa geçmişti.

Derse girmeden önce her öğretmen çok ciddi hazırlıklar yapıp anlatacağı konuya hakim olana kadar çalışır. Peki dünya okulu (IB) olmak isteyen tüm okulların müfredatına girmiş saygı ve özgüven gibi tutumları, organizasyon becerilerini ve nicesini nasıl öğretiyorsunuz Sevgili Öğretmenlerim? İnanmadıklarınızı çocuklarınıza nasıl aktarıyorsunuz? Yoksa yeni nesil sanatçılardan sonra yeni nesil öğretmenler de mi rol model olduklarına inanmıyorlar?

Reklamlar