Etiketler

, ,

Önceki gün posta kutumda bulduğum için havalara uçmama sebep olan ve işyerinde gören herkesi kıskandıran mektuptan bir cümle: “İnsanlar adını yaşar ve yaşatırmış”.

Birçok zaman isimler önemli değilmiş gibi davranırız feylesof bir tavırla. Ama herhalde öğretmenlik gibi mesleklerde çalışanlar insan yaşamında isminin ne kadar önemli bir yere sahip olduğunu bilirler. Okulun ilk haftası yeni öğrencilerinizin ismini öğrenmeye çalışırken tavırları ile isimlerinin örtüşmesi çok yardımcı olur (malum; pembeli, gözlüklü, sarı gibi isimlerle çağırmak istemediğimize göre). Bildiğim bütün ‘Ada’lar sessiz, sakin ve huzurludurlar örneğin. Şimdiye kadar girdiğim her sınıfın Eren’i en ufak tefek ama gürültülüsü olmuştur. Adına ‘…can’ eklenenler de pek sakin duramaz, ama ‘Ege’ ismi verilmiş tanıdığım bütün çocuklar kendi yaşının ötesinde bir bilgi birikimine sahip, bir o kadar da derin bakan ama mütevazı çocuklardı.

Tabii ismimiz, ailemizin bize verdiği anlamı ve çocukluğumuzda bize nasıl davranacağını da gösteriyor. O yüzden karakter üzerinde belirleyici oluyor. Örneğin doğduğunda ‘Buyrukbay’ olduğu söylenmiş bir kimsenin mütevazı olmasını beklemiyor insan. Bir aile büyüğünün adı verildiyse ya çok değer verip her dediğinizi yaparak şımartıyorlar sizi, ya da ataerkil bir aile oldukları için çok kuralcı yetiştiriliyorsunuz.

Ancak bir yandan da adınızın içerdiği sesler kadar anlamı belirleyici oluyor yaşamımızda, ki yabancılara uzak bir kavram olduğu için bizim açımızdan çok havalı bir durum aslında. Örneğin gönderdiği mektubun sadece minicik bir bölümüyle beni bu kadar laf yazmak zorunda bırakan Latif arkadaşım çok latif bir insandır, herkes sever. ‘Fatih’ler fethedendir. Bu fetih ülkelere doğru da olur, insanların kalbine de. Kardeşim Özge o kadar özgedir ki tüm ömrünü kendine özgü yaşadı.

Ben mi? Yaşamımın en büyük sıkıntısı ortada değil mi? Sezen Aksu’nun dediği gibi “benim bütün derdim özlem”. Yaşadığım güzel olayları özlerim, kokuları özlerim, görüntüleri özlerim, dostlarımı, babamı, yanımdayken bile annemi, okuduğum bir kitabın yaşattığı zevki, denizi, tekneleri, karadan çok uzakta olmayı, güneşi, Ankara’dayken Salobreña’yı, Ascot’tayken Ankara’yı, yaşamadıklarımı, tanışmadıklarımı, çocukluğumu, yaşlılığımı, bugünümü, Tavukçunun müdavimlerini, bacanaklarımı, listenin sonunun gelmesini…

Reklamlar