Etiketler

, , , , , ,

“Ersen!”

“Aaa, Ayla!”

“Selam! Sen ne arıyorsun burada? Turistik bir gezi için biraz soğuk bir zaman seçmemiş misin?”

“Yok Ayla, ben  altı aydır buradayım.”

“Nasıl yani? Sen de mi Barselona’da yaşıyorsun artık?”

“Onun gibi bir şey. Yaşamaya çalışıyorum diyelim. Hayallerimi süsleyen şehirden uzak kalmaya daha fazla dayanamadığım için çıktım geldim.”

“İyi yapmışsın. Fakültemizin medar-ı iftiharı! Mimarlığı birincilikle bitirmiş bir şahıs olarak tabii ki Barselona’da da rahatlıkla iş bulursun.”

“Aslında tam öyle değil. Hala bir yerde çalışmıyorum. Kaç işe başvurdum. Başta çok ilgilenmiş görünüyorlar, sonra bir daha dönmüyorlar. bir şeyler oluyor ama anlamıyorum.”

“Ya, Türklerin gözünü seveyim. Bunlar çok güvenilmez adamlar abi! Benim de üç yıl oldu buraya yerleşeli ama mutsuzluğum otuzüç yıla bedel. Kimseye güvenmiyorum. Kimseyle görüşmüyorum. Avrupalı bireyselciliğinde takılıyoruz senin anlayacağın. Özledim ama ülkemdeki dayanışmacı ruhu, yardımseverliği, sıcaklığı. Güvenilir bir dostla sohbet etmeyeli yıllar oldu. Eşimle bile rakip firma gibiyiz.”

“İspanyol’du değil mi senin eşin?”

“Evet. Başka türlü nasıl yerleşecektim buraya? Sen parlak bir mimarsın. İyi bir iş bulacağından eminim. Ben şu an üç kuruşa mesleğimle hiç ilgisi olmayan işlerde çalışıyorum. Mesleği çok özledim ama. Senin gibi asla olamam ama seviyorum yine de.”

“Yok canım, abartıyorsun. Sen de iyiydin. Önceliklerin farklı olduğu için böyle şekillendirdin hayatını. Eminim yoluna girer.”

“Ya, ne demezsin? Ay ayak üstü iki dakika sohbetle bile açıldım baksana. Ne çok ihtiyacım varmış. Bütün hayatımı anlattım. Başını ağrıttım, kusura bakma.”

“Olur mu Ayla? Şehre aşığım ama iletişim içinde olduğum hiç kimse yok neredeyse. Bir Türk’le karşılaşmak bana da iyi geldi. Hem de sınıf arkadaşımla. Tesadüfe bak.”

“Hakikaten. Sağol Ersen, bana da iyi geldi. Vaktin varsa oturalım bir yerde biraz.”

“Yok, başka zaman yapalım onu. Yine bir iş başvurusuna gidiyorum şimdi. Yarım saat sonra orada olmam lazım. Adresi de tam bilmiyorum. Ofisin yerini bulacağım daha.”

“Bakayım ……. Ha, Carrer Laforja, yakın ya, hemen şurası, ben sana gösteririm.”

“Hah iyi, sağol. Türk insanına adres sor, oraya götürür bile seni değil mi?”

“Tabii”

“Parasızlıktan perişanım artık. Birikimimi tüketmekle meşgulüm. Bu seferki iş olur umarım. Parası da iyi.”

“Ay ne güzel ya. Dosyada da çizim örneklerin var herhalde.”

“Evet, iyilerden bir portfolyo oluşturdum, belki işe yarar diye. Bakmak ister misin?”

“Tabii ki.”

“Bak bu benim en sevdiğim.”

“Ay çok güzel! İşte, sen harikasın abi!”

“Yok canım, abartma.”

“Ver ben elimde bakayım, sen zahmet etme.”

“Yok canım ne zahmeti, ama sen ona bakarken ben şuradan bir sigara alıp geleyim müsaadenle. Olur mu?”

“Tabii tabii git sen.”

“Hemen gelirim.”

“Tamam, acele etmene gerek yok! ………………….. Git bakalım Ersen Efendi. Acele etme sakin. Hayatta her şeyin birincisi olunmaz ki. Bu ülkede yaşayacağım, hayatta kalacağım diye yıllarca uğraşayım, bir hiç uğruna bütün saçları beyazlatayım, sen gel üç günde iyi maaşlı bir işe yerleş. Yok öyle yağma. Bu işi alırsam Carlos’a da bir tekme! Oh! Çok bekledim ben böyle bir fırsat için. Fırsat, uçan bir kuş. Üstünden geçerken bacağına yapışmazsan kaçırırsın. Ofis hemen şuradaydı zaten. Haydi kızım Ayla, senin sıran geldi. Show time!”

Reklamlar