Etiketler

, , , ,

“Kaptan klimayı açsana bi zaamet, ölcez sıcaktan!”

“Klima yok arabıda.”

“Külüstürmüş bu ya!”

“He ya. Alıveecen mi bene yenisini sen? Az sıkışın bakam, şu gızı da alıverem.”

“Nereye alcan hocam? Yer yok.”

“Şu tabureyi araya koyuverin. Yabancı o. Yazık. Hadin gençlee. Zingildemeyin bakam.”

Şoför turist kızın tam önünde durup kapıyı açar. Minibüsteki gençler yeniden organize olup bir koltuk açarlar turist kız için. Sırtındaki çantayı indirip arabaya eğilen kız olaylara hakim olmaya çalışan gözlerle şoföre bakar:

“Olympos?”

Minibüsün çeşitli köşelerinden “yes yes” sesleri işitilince kız belli belirsiz arabanın içini tarayarak kendisine ayrılan yere yerleşir. Arabanın ani hareketiyle herkesin kafası geriye yatar.

“Al işte bu da olimposa gidiyormuş. Belli zaten. Bütün bitliler olimposa gidiyor bilader. Anlamadım ben ne var orada. Bir şeye benzese bari. Doğru dürüst bir tesis bile yok. Hepsi tünüyorlar ağaçlara tavus kuşu gibi. Uzun saçlı, küpeli bir sürü bitli.”

“İşte tamam da çekiyor bunlar orada hocam, onun için gidiyorlar oraya.”

“Ne çekiveren bunlaa bizim oğlan?”

“Ot baba ot. Orada satıcıları var da. Her gece kafa kıyak geziyorlar. Hayat bunlara güzel valla. İş yok, güç yok.”

“Uyh! O naal laf len? Töbe de. Gencecik gız yazık. Ay gızııım, endeene getme bakam sen.”

Yaşlı adamın kendisine baktığını gören kız ne olduğunu anlamaya çalışır.

“Sorry, I can’t understand Turkish.”

“Sori gızım yaa. SORİ. ENDEENE GETME.”

“Baba neden bağırıyorsun?”

“Kız anlamıyor diye bağırıyordur oğlum. Bağırırsa anlar belki.”

Minibüsten yükselen kahkahalar turist kızı ürkütür. Hep beraber kendine bakıp gülen erkek kalabalığına göz gezdirir.

“Gorkuttunguz ya gızı len. Bi susun bakam. Ver ar yu fırom bizim gız? VEEER AR YUUU FIROM? Yu.”

“United Kingdom. England.”

“VER?”

“Manchester.”

“Baba İngılınd diyor ya. İngilizmiş işte.”

“Oğluna mı alcaksın Aliksan Dayı?”

“Töbe de!”

“Gastan diyo dayı, gastan, inanma hemen.”

Kahkahalar eşliğinde birkaç kişi yaşlı adamın yanında oturan oğlunu yumruklar. Turist kız irkilerek kendini geri çekip cama biraz daha sokulur.

“TÜRKİYEE GUUT? TÜRKİYEE? TÖRKİ TÖRKİ.”

“Yes, Turkey is very beautiful.”

“Bitıfıl yes yes, Antalya guut?”

“Yes, Antalya is great.”

“Eyi eyi. Gızım bak! Antalya gut, Göynük gut, Kumluca gut, Kemer gut, Tekirova gut, bitıfıl. Kam, kam, TEKİROVAYA KAM. OLİMPOS NO GUT: NO NO! GETMEECEN!”

“Bağırma baba. Bırak nereye giderse gitsin. Sana ne? Senin kızın mı?”

“Üzüldü baban oğlum, ne yapsın? Gencecik kız yazık. Gitmesin öyle zibidilerin yanına.”

“Pek de zayıfmış yazık. Hışırı çıkmış, çırpı gibi kalmış sarı. Bunların ülkesinde doğru dürüst yemek yoktur tabii. Şunu benim hanım yaptıydı da yanıma verdiydi. Şundan biraz uzatıverin de yesin kızcağız yazık.”

Omzu dürtülen kız aniden kafasını çevirince kendisine uzattıkları börek burnuna çarpar ve korkuyla aniden ayağa fırlayınca başını çarpar.

“Amaaaan! Tüh tüh!”

“Ay ay ay, kız kafayı çarptı.”

“Voyn! Depes üstü mü getti o?”

“Yok yok o kadar kötü değil.”

“Ülen arkadaş caydarak düştü ya.”

“Ne oldu buna şimdi anlamadım ki, alt tarafı börek uzattım, niye fırladı ki öyle?”

“Ülen olum get hurdan bi çaktım mı tokadı akız yukarı koserin haa.”

“Ya kızın tepesine üşüştünüz hepiniz. Nefes alamayacak. Açılın biraz.”

“Tüngüyüp durman layn. Naalediyonuz arkada bakam?”

“Kız başını vurdu da kaptan. Acıdı herhalde çok, beti benzi attı. Biraz dursak şu benzinlikte de yüzünü filan yıkasa.”

Önünden geçmekte olduğu benzinliğe doğru aniden direksiyon kıran şoför çıkış tarafından girmeyi başarıp mağrur bir ifadeyle frene basar. Aniden durunca ayaktaki yolcular kızın üstüne düşer. Binbir güçlükle toparlanıp utana sıkıla dışarı çıkarlar.

“Hay Allah, kıza da ayıp oldu.”

“Ülen arkadaş, nalettik voyn?”

“Kızcağız bir yüzünü yıkasın da bir de kola mola alalım ona, sevaptır. Sever onlar öyle şeyi.”

“Nere gitti o?”

“Su dökmeye yalım.”

“Bakın orada. Niye koşuyor ki?”

“Hakikaten ya, tuvalet orada değil ki.”

“Jandarma aracına doğru koşuyor galiba.”

“Hakkat ya len. Niye ki?”

“………………..”

Reklamlar