Etiketler

, , , , ,

Yaşadığımız bereketli topraklarda üretenin cezalandırıldığı bir sistem hüküm sürüyor olmasaydı, emeği pazarlayan aracılar daha fazla kazanıyor olmazdı.

Yıllar önce henüz Türkiye’de bulunmayan tıbbi cihazları kendi çabası ve zekasıyla üreten babama üç kuruş vermeyi teklif eden tıbbi cihaz satıcısı değil bu konuda yazmaya iten.

Nakış nakış dokuduğu el emeği ürünleri kaliteli alıcıya ulaştıramayan yaratıcılık fışkıran annemin odasında yığılan, daha önce hiçbir yerde görmediğim muhteşem biblolar da değil.

İki gündür izlediğim programlarda geçen konuşmalar şu an beni bu konuda yazmaya zorlayan.

Birincisi, balıkçılık üzerine yeni kitap çıkarmış olan gazeteci Kadir Can’la yapılan röportajdı. Sektörün sıkıntılarına dair söylediklerinden bazıları özel okul öğretmenliğinin temelinde var olsa da balıkçı vatandaşlarımıza daha çok üzüldüm tabii. Özellikle de balığın gayet umarsızca tüketildiği denizlerimizde gecesini gündüzüne katarak çalışan küçük balıkçı geçimini sağlamayan bir parayla yetinmek zorunda kalırken, bu emeğin onda biri çaba harcamayan aracılar, taşımacılar, haldeki satıcı, balık lokantası sahipleri, denizdeki balığın tükenmesine sebep olanların başını çeken balık unu ve balık yağı fabrikası sahipleri oldukça iyi kazanıyor olmalılar.

Aynı durum sebze üreticisi için de geçerlidir nitekim. Gece gündüz düşündükleri, kimi zaman don yakarak hayatta tuttukları sebzelerinden elde ettikleri gelir hak ettiklerinin çok çok altında kalır. Bu arada bizler de o balıkları ve sebzeleri çok daha pahalıya yeriz tabii.

Başkasına ait bir evin ilanını dükkanının camına yapıştırdığı için emlakçı para kazansın diye daha pahalıya ev alındığı gibi.

Ve ürünün ihtiyaç sahibine ulaştırılması için biçilen bu pahayı da normal karşılamamız beklenir.

Diğer program ise Google+’da izlediğim yazar Murat Gülsoy’la yapılan bir röportajdı.

Kitap fiyatlarının çok yüksek olmasından dem vuran bir öğrenciye yaptığı açıklamada dağıtıcı firmanın kitap ücretinin yüzde kırkbeş-ellisini aldığını ifade etmesini çok da normal karşıladığımı söyleyemem. Ancak daha da üzücü olanı gecesini gündüzüne katıp asosyalleşen yazarın yani üzerinden para kazanılan o ürünü ortaya çıkaran kişinin yüzde ondan daha azını kazanıyor olduğunu duymak oldu. Yirmi liraya aldığınız bir kitabın dokuz-on lirasını dağıtım şirketi alırken en fazla iki lirası yazara gidiyor. Bu açıdan bakınca insanın ne kitap alası geliyor ne de yayınlatası.

Hangi sektöre bakarsak bakalım, aracıların ya da emeği pazarlayanın üretenden daha fazla kazandığı bir ortamda yüksek gelir elde etmek isteyenlerin ne yapması gerektiği ortada sanırım. İleride mutlu olmalarını dilediğimiz çocuklarımıza yaratıcı ve üretken olmayı öğretmemeliyiz belki de.

Reklamlar