Etiketler

, , , ,

Şehir kalabalığında yaşamayı sevmeden şehirde yaşayan insan sürüsü olarak kendimize çıkış yolları bulmamız gerekiyor. Benim için bunlardan en önemlisi sabah sessizliğine tapınma seremonisidir.

Sabah hava ağarmaya yüz tuttuğunda tek tük kuş seslerini duymaya başlarsınız. Çok işleri olduğu için olmalı, ilk önce minik serçeler uyanıp konuşmaya başlar. Hemen camı açıp tekrar yorganın altına süzülür, kuşlar dünyasının sabah haberlerine kulak veririm yüzümde gevrek bir gülümsemeyle. Bir süre sonra alakarganın cakırtısı eşliğinde kalkıp parmak uçlarıma basarak çalışma odasına geçer huzura ermeye orada devam ederim okuyup yazarak.

Özellikle hafta sonları, bu sessizlik en az dokuz – dokuz buçuğa kadar sürebildiği için, erken uyanan insanların benim gibi ‘sabah sessizliğine saygılı kent bıkkınları’ olduğunu düşünürüm. Mümkün olsa tuvalete bile girmeyebilirim komşular sesime uyanıp gürültü yapmaya başlamasınlar diye.

Ancak maalesef en geç onda bütün mahalle uyanmış olur. Eskiden sadece martta sevişmeleri beklenen kedilerin ‘yaz demedim, kış demedim, eğlendim’ edasıyla attıkları aşk çığlıklarına yoğurtçunun beyin delen motor sesi eşlik eder. Derken kapıcımız çılgın bir ıslıkla apartmanı dolaşır ve camlarda, silkelenen takıntılı kadınlar belirmeye başlar. Herkesi uyandırmaya ant içmiş gibi güne yoğun temizlikle başlamakta kararlı kadınlarımız. İlla yere düşen dikkatsiz tencere kapakları ve sevimsiz soğan kokusu düşünmemi engellemeye başlar. Ve tabii yaşlı dolmuşların gidiş-gelişinin artmasıyla trafik sesi çoktan yükselmiştir.

Saat onbir itibariyle üstümüzdeki dairede yaşayan ileri ergen delikanlı müsveddesinin dengesiz çığlıkları saygı törenimin bittiğini haber verir. ‘Allah’ım, lütfen üç çocuk yapma çağrısını ciddiye almasın insanlarımız’ dualarıyla günlük koşturmacaya geçerim.

 

Reklamlar