Etiketler

,

Yine o upuzun, suskun dakikalardan birisine girilmişti. Filmde olsa seyircinin çekirdek yeme hızını artıracak sahnelerden birisindeydiler. Aldığı yanıtın ardından yeni soruya hazırlanan Ayhan Bey müvekkilinin gözlerindeki acılı yakarışa takıldı birkaç saniye. Zehir izine rastlandığı için mahkemeye delil olarak sunulmuş gazoz kapağına yapışmıştı bakışları.

Bugün buradan bu adamın özgür çıkmasını sağlayacaktı. Bundan emindi. Ancak bir yandan da, kalan ömrü boyunca küs yaşamasına sebep olarak özgürlüğünü elinden alacağı için bu duruşmanın son bulmasını istemiyordu. Ne yazık ki geri dönüşü yoktu.

Sadettin Bey’in eşini evinde ölü bulan yakışıklı gence döndü tekrar:

“Ne kadar zamandır ders alıyordunuz maktülden?”

“Bir yıldır.”

“Bir yıl boyunca bu kadar sık görüştüğünüze göre birbirinizi oldukça iyi tanımışsınızdır herhalde.”

“Evet …. tabii. İnsan bayağı birşeyler öğreniyor birbiri hakkında.”

“Olay günü birlikte ders yapabilmiş miydiniz?”

“Hayır. Dediğim gibi, ben eve geldiğimde kapı açıktı ve kendisini yerde yatarken buldum. Ölmüştü. Belli ki olay ben gelmeden kısa bir süre önce olmuş ve ben katil kaçtıktan hemen sonra gitmişim.”

“Apartman girişindeki kamera kayıtlarını inceledik. O gün müvekkilimin evden çıktığı zamanla sizin eve geldiğiniz zaman arasındaki onbeş dakikalık sürede apartmana başka giren olmamış.”

Artık çok yaklaşmıştı. Bir anda şüpheleri üzerine çektiği müvekkiline çevrilmişti gözler. Bir avukat savunduğu adamı suçlu çıkarabilir miydi?

Salonda birşey arıyormuş gibi hızlı bir bakış fırlattıktan sonra kendisine şaşkın şaşkın bakan gence döndü tekrar. Daha yavaş ve sakin bir tonda devam etti:

“Ancak mahalle bakkalı o gün maktülün siparişi olduğunu söylüyor. Telefon ederek gazoz ve sigara isteyen Aylin Hanım uzattığı sepete koyulmasını söylemiş.”

Bütün salon pür dikkat dinliyordu. Birden o da bu sahneden çıkıp kendisini dinleme arzusu duydu. Acımasız bir meslekti. Her türlü olayla karşılaştığı için insana olan inancını yitirmişti. Gayri ihtiyari yakasını düzelterek devam etti:

“Bakkal, telefonla gelen siparişleri unutmamak için doğrudan yazarkasadan kestiği fişle not alıyormuş. Evde bulduğumuz fişteki saat 18:23. Yani müvekkilim evden ayrıldıktan dokuz dakika sonra, siz gelmeden ise altı dakika önce.”

Birkaç saniyelik sessizlikte karşısındaki adamın yüz kaslarındaki kıpırtıları inceledi.

“Maktül sizin için hazırlık yapmış olabilir mi?”

“Hayır …. sanmıyorum.”

“Daha önce birlikte birşeyler içtiğiniz olmuş muydu?”

“Eeee… bir…. iki kere.”

“Gazozla votka içmeyi sevdiğiniz doğru mu?”

“Yani”

“Votkayı gazozla içiyor musunuz içmiyor musunuz? Evet ya da hayır lütfen.”

“Evet”

“Yanında da sigara içersiniz değil mi?”

“Evet.”

“İçtiğiniz sigarayı görebilir miyim?”

Bir süre ceplerinde arandıktan sonra bir paket çıkaran genç ürkekçe avukata doğru uzattı.

“Olay günü sipariş edilmiş olan sigarayla aynı marka Sayın Hakim. Yine olay yerinde yapılan aramada kanepenin altında bulunan bu çakmağa bir bakmanızı istiyorum. Üzerinde ‘Aylin’i hiç unutma’ yazan bu çakmak sizin olabilir mi?”

Bir poşet içinde masanın üzerine bırakılan çakmağa bakıp kalmıştı. Belli belirsiz bir ses çıktı ağzından.

“Duyulmadı. Daha yüksek sesle söyler misiniz? O gün maktülün evinde bulunan çakmak size mi ait?”

“Evet”

“Aylin Hanım mı hediye etmişti?”

“Evet”

“Yine olay yerinde yapılan incelemede çalışma masasında bulunan kalp şeklindeki bir kalemtıraşın içinde size hitaben yazılmış bir not bulduk. Belli ki Aylin Hanım onu sizin bulmanız için yerleştirmişti oraya. Yani size sürpriz yapacaktı. Ancak sanırım siz o kadar ağırdan alamadınız.”

Genç adam avukatın elindeki not kağıdına kilitlenmişti. Ne yazdığını göremeyecek kadar beyni uyuşmuştu ancak kağıdın her tarafına çizilmiş kalpler kendisiyle alay ederek dans ediyorlardı. Şu an karşısında eriyen zavallı adamla paylaşamayacak kadar çok sevdiği Aylin’inin çizdiği kalpler. O notu daha önce bulabilmiş olsaydı bir şey değişir miydi?

Salonun diğer tarafından gelen bir sesle bütün dikkatler o yöne çevrildi. Karısının kalpler çizdiği adamın gırtlağına yapışmak için bir hamle yapmış olan Sadettin Bey yere yığılmıştı. Salondan yükselen uğultuların arasında şu ses ayırt edilebildi:

“Duruşma ertelenmiştir.”

Reklamlar