Etiketler

,

Bu yazı, beşinci sınıfta okuyan öğrencilerim için yazılmıştır. Ancak ufak uyarlamalarla İngilizce öğrenmek isteyen herkesin kullanabileceği fikirler içerdiği için bu bloga alınmıştır.

Harekete geçmek için hep bir sebebe ihtiyacımız vardır değil mi? Dolayısıyla işe neden İngilizce öğrenmek istediğinize karar vererek başlayın. Sınıf geçmekten bahsetmiyorum. Sizin hayatınızda neden gerekecek? Örneğin futbolcu olmak istiyorsanız, yabancı bir takımda oynama ihtimaliniz olduğu için olabilir. Zorlandığınız zamanlarda kendinize amacınızı hatırlatın. Bunu kağıda yazıp her gün baktığınız bir yere asmak iyi olacaktır.

Dil öğrenme sürecinde hepimiz birer bebek gibiyizdir. Bebekler ana dillerini yavaş yavaş öğrenirler. Önce dinlemeyi, sonra konuşmayı, en son da okuma-yazmayı öğrenirler.

Dolayısıyla, her gün İngilizce birşeyler dinlemeyi yaşamımızın bir parçası haline getirmeliyiz. Mutlaka her seferinde bir çalışma kağıdınız olması gerekmez. Sadece dinlemek bile kulağınızın alışmasına, beyninizin bazı sesleri depolamasına sebep olur. Artık Internetten dünyanın her yerindeki radyolara ulaşılıyor. Amerikan/İngiliz radyo kanallarını dinleyin (pratik bir site: http://www.mikesradioworld.com/), İngilizce televizyon izleyin, izlemek istediğiniz filmleri İngilizce izleyin. Herşeyi anlamamanız çok normal. İlginizi çeken birşey varsa kaydederek baştan baştan dinleyebilirsiniz. Günümüzde birçok kitabın (örneğin the Prince and the Pauper gibi readerların) arka kapağına iliştirilmiş ses CDsi de var. Kitabı evde okurken bir yandan da dinleyin. İngilizce telaffuzumuzun anlaşılırlığı da duyduğumuzu anlama kapasitemiz de olabildiğince çok dinlemekten geçer. Ne bulursanız dinleyin. Örneğin ben evde çalışırken bile yabancı bir televizyon kanalını açık bırakırım. Ben dinlemiyorsam bile kulağım dinliyordur. Siz de böyle yapabilir, ya da sadece duyduğunuz tanıdık kelimeleri not alabilirsiniz. Çok sık duyduğunuz sözcüklerin anlamına bakabilirsiniz. Zaman zaman çalışma kağıtları ile de uğraşmak önemlidir tabii. Bu konuda hazırlanmış kitaplar var ama Internetten ziyaret edebileceğiniz listening siteleri de var. Ya da sevdiğiniz bir parçanın sözlerini Internetten çıkartırsınız, evde birisinden bazı kelimeleri daksillemesini istersiniz, sonra dinleyerek doldurmaya çalışırsınız. Zevk almak önemlidir.

Basitten başlayalım: İngilizce olarak kendinizi tanıtabiliyor musunuz? “Beşinci sınıfa gidiyorum” nasıl denir? Çok mu basit geldi? Güzel, o zaman ilginizi çeken herhangi bir konu hakkında beş dakikalık bir sunum hazırlayın ve sınıfa sunun. Örneğin sevdiğiniz bir besteciyi tanıtın bize. Köpeğinizin cinsi hakkında bir araştırmayı sunun. İsterseniz sadece ailenize sunun. Yabancı arkadaşlar edinerek sohbet edecek fırsatlar yaratın. Yazın hepiniz yabancı birilerini görebileceğiniz yerlere tatile gidiyorsunuz. Birileriyle konuşmaya çalışın. Yurt dışına giderseniz yabancılarla iletişim konusunda ailenize güvenmeyin. Bırakın onlar size güvensin. Onlar adına konuşmaları siz yapın. Eminim sizinle daha çok gurur duyacaklardır. Ayrıca siz de çok eğleneceksiniz. Türkiye’de elinde harita ile bir yerleri bulmaya çalışan yabancı insanlar görürseniz yardım etmeye çalışın. Samimi Türk arkadaşlarınızla konuşma pratiği yapabileceğiniz zamanlar belirleyin. Temanın “sadece İngilizce konuşmak” olduğu bir parti düzenleyin. İngiliz yemekleri yapıp haritalar filan da asabilirsiniz. İngilizce olarak Monopoly ve Scrabble gibi oyunlar oynayabilir, doğaçlama olarak mini tiyatro oyunları canlandırabilirsiniz. Ailenizde İngilizce bilenler varsa birbirinize destek olun ve her gün yarım saat İngilizce konuşma kararı alın. Konuşacak kimseyi bulamıyorsanız kendi kendinize konuşun. Merak etmeyin kimse size deli demez ama siz çok şey kazanırsınız. Örneğin bir şeyler yaparken sesli olarak ne yaptığınızı anlatın. Bunu anlatabilmek için kendinizi zorlayacağınız için hem daha iyi öğrenmiş olursunuz hem de nerelerde zorlandığınıza bakarak o konuda pratik yaparsınız. İsterseniz, konuşurken sesinizi kaydedip sonra kendiniz dinleyerek de yapabilirsiniz bunu. Ya da herhangi bir metni yüksek sesle okurken kaydedin sesinizi. Sınıfta hepimize metin okuyacak kadar zaman kalmayabilir. Evde yüksek sesle tekrar tekrar okuyun. Zor kelimeleri çalışıp bir daha okuyun. Ses kaydınızı öğretmeninize verirsiniz, o da size yol gösterebilir. Ayrıca İngilizce tekerlemeler okumanız da telaffuzunuzun gelişmesine yardımcı olur.

Kitap okumaya alışık değilseniz, önce başlangıç düzeyde (beginner) kitaplar alarak başlayın. Sizin ilginizi çeken öyküleri ya da hobilerinizle ilgili kitapları almanız her şeyden önemlidir. İnsan ilgi duyduğu, sevgi  beslediği bir konuda daha başarılı olur. Hangi konu ile ilgileniyorsanız o konuda yabancı dergiler takip edin. Bunları Internet üzerinden de yapabilirsiniz. İngilizce gördüğünüz herşeyi okumaya çalışın. Tabii ki kitap okumak Türkçe’de olduğu gibi İngilizce öğreniminde de çok önemlidir. Eğer elinizdeki kitap okuma-anlama pratiği yapmak için hazırlanmış bir kitap değil de bir öykü ya da romansa, kitap hakkında fikrinizi yazabilir, karakterleri hakkında yorumlar yapabilir, sonunu değiştirebilir, ya da siz soru çıkarabilirsiniz. En azından 5N1K soruları cevaplamaya çalışın: Kim hakkında; Ne oldu; Neden oldu; Nerede oldu; Ne zaman oldu; Nasıl oldu; gibi sorulara yanıt arayarak minik bir özet yapabilirsiniz. Bu soruların cevabını yazarak veya evde birisine anlatarak verebilirsiniz. Kitap dışında Internet üzerinden de reading çalışabilirsiniz. Üzerinde çalışacağınız metni önce mutlaka bir kere okuyun ki ne hakkında olduğunu anlayın. Önce sorulara bakıp cevap arayarak gitmeyin, yanıltıcı sorularla karşılaşabilirsiniz. Ders kitabınızdaki parçaları okumadan önce metni bir gözden geçirin: Başlığına, alt başlığa, resimlere ve resim altı yazılara bir göz gezdirin. Kurgu mu kurgu olmayan bir metin miymiş?  Okumaya geçtiğinizde yine süratli okumaya özen gösterin. Sürekli sözlük kullanmayın ama arada bilmediğiniz sözcükleri tahmin etme çalışması yapın. Bilmediğiniz herhangi bir kelimenin anlamını bulmaya çalışın. O sözcüğün öncesindeki, sonrasındaki tümceler ve paragrafın genel anlamı size yol gösterecektir. Daha sonra bir sözlükten kontrol edebilirsiniz.

Mümkün olduğunca çok sözcük öğrenmeye çalışın. Kendinize günlük ya da haftalık hedefler koyarak konuya ciddiyetle yaklaşın (“her hafta beş yeni sözcük öğreneceğim” gibi). Herkesin kendine özgü bir öğrenme şekli vardır. Siz nasıl daha iyi öğrenebiliyorsanız o yöntemi kullanarak kelime grupları çalışın. Hayvanlar, sporlar, ders isimleri, taşıtlar, karakter sıfatları gibi gruplar belirleyerek öğrenmeye çalışın. Örneğin odanızdaki bütün eşyaların İngilizcesini biliyor musunuz? Bilmiyorsanız sözlükten bakarak küçük kağıtlara yazıp üzerlerine yapıştırabilirsiniz. Böylece her gün okuya okuya, siz farkına varmadan aklınıza yerleşir. Kelimeleri nasıl öğrendikleri konusunda arkadaşlarınızla da paylaşımda bulunun. Belki sizin bilmediğiniz iyi bir yöntem biliyorlardır ve sizin de işinize yarar. Kelime öğrenme işini kartlar kullanarak, resmini çizerek, okuduğunuzda çıkan sesi birşeylere benzeterek, bağlantı kurarak da yapabilirsiniz. Bazılarınızın kelime defterleri var. Çalıştıkları sözcükleri kaydedip bu defterden çalışıyorlar. Ama unutmayın ki, istediğiniz kadar kelime yazın, eğer bu sözcükleri kullanarak tümce kurmaya çalışmazsanız, sık sık tekrarlamazsanız, bu kelimeleri kolay kolayöğrenemezsiniz. Kelimelerin anlamlarını öğrenmek için öncelikle İngilizce-İngilizce bir sözlük kullanın. Sözlüğünüz her zaman elinizin altında olsun. Zevk için bir kitap okuyorsanız, bilmediğiniz tüm kelimelerin anlamına bakmaya çalışmayın ama sözlüğünüz yine de çok merak ettiğiniz bir sözcüğün anlamına hemen bakabilecek kadar yakınınızda olsun ve çok sık karşılaştığınız kelimelerin anlamına sözlükten bakmaya üşenmeyin. Bir kelime aramıyorsanız bile ara sıra sözlüğünüzle oynamak, resimlerini incelemek size birşeyler öğretecektir. Bilgisayarda çalışıyorsanız online bazı sözlüklere başvurabilirsiniz: (http://dictionary.cambridge.org/ , http://www.ldoceonline.com/ , http://www.pidic.com/) Öğrendiğiniz sözcüklerin yanısıra hoşunuza gidecek deyimler de öğrenerek anlatımınızı daha da zenginleştirebilir, üretmekten keyif alabilirsiniz.

Yazmak, öğrendiklerimizi kullanmaktır ve dil öğrenmenin en iyi yollarından birisidir. Mutlaka çok düzgün kompozisyonlar oluşturmamız gerekmez. Cümle kurmak da yazmadır. Bir cümleyle başlayın: Nasılsın? Hava nasıl? Ne yapıyorsun? Ne yaptın? Neler hissediyorsun? Kime kızdın? Seyrettiğin film hakkında ne düşündün? Gittiğin cafe nasıldı? Ne yapmak istiyorsun? Ertesi gün bir cümle daha fazla kurmaya çalışın. Günlük tutun. Başka ülkelerden arkadaşlar edinip yazışın (penpal). Ya da free writing yapın. Yani kaleminizi deftere koyarak beş dakika hiç kaldırmadan aklınıza ne gelirse yazın. Kimsenin okuyup hatalarınızı düzeltmesi gerekmiyor. Ne kadar çok kendinize ait tümceler oluşturursanız, bu sürece o kadar alışırsınız. Bu durum konuşmada akıcılık kazanmanıza da yardımcı olur.

Ana dilimizde olduğu gibi İngilizce’de de düzgün konuşmak ve yazmak hepimizin dileğidir ancak dilbilgisi (grammar) konusunda takıntılı olmayın. Eğer sürekli yanlış yaptığınızı düşünürseniz konuşmaya ve üretmeye çekinirsiniz. Bizler risk almanın önemli olduğunu çok iyi bildiğimiz için konuşmaktan ve yazmaktan çekinmemeliyiz. Hata yapmamız çok normal. Siz konuştuğunuz zaman ne söylemek istediğinizi karşınızdaki anlıyor mu? İngilizce olarak söylediğiniz şeye cevap alabiliyorsanız anlaşılıyorsunuz demektir. Ne mutlu! Bu her şeyden önemli. Gerisi pratik yaparak gelir. Çok yavaş gelir. Yıllarla gelir. Grammar kitapları alırsınız, nerede sorununuz varsa çalışır, tekrar yazmayı / söylemeyi denersiniz. Sorunun nerede olduğunu çözemiyorsanız, bir kompozisyon yazıp öğretmeninize gösterirsiniz ve nerelerde sorununuz olduğunu öğrenip, çalışıp çözersiniz. Ama konuşmaktan çekinirseniz kolay kolay özgüveninizi geri kazanamazsınız. Zaten bir dili konuşmuyorsak onu bildiğimizi söyleyemeyiz değil mi? Türkçe’yi her gün konuşuyorsunuz. Konuşurken hiç hata yapmıyor musunuz? Hata yaparım diye susuyor musunuz? İngilizce de bir dildir, bir iletişim aracıdır.

Organize olmak önemlidir. Kendinize bir çalışma düzeni yaratın. Evde çalışırken, kendinizi mutlu hissettiğiniz bir yere yerleşin. Başlamadan önce ihtiyacınız olan herşeyi yanınıza alın. En sevdiğiniz kalemi kullanmak, bir içecek almak, hoş bir müzik dinlemek daha verimli çalışmanıza  yardımcı olabilir. Sevdiğiniz bir oyuncağa ders verebilirsiniz. Ancak dikkatinizi dağıtan birşey olursa ortamdan uzaklaştırın.

Düzenli çalışmanın önemli olduğunu unutmayın lütfen. Çalışmak, sadece ödev yapmakla olmaz. Öğretmenleriniz size ödev vermese bile derste yapılanları tekrarlayın, ekstra çalışma yapmak için aldığınız bir kitaptan bir sayfa çalışın, bu konuda hazırlanmış web sayfalarını kullanarak çeşitli çalışmalar yapın, İngilizce şarkılar dinleyerek anlamaya çalışın ve o parçanın öyküsünü yazın, free writing yapın, günlük tutun, sizden daha küçük sınıfta okuyan bir tanıdığınıza İngilizce çalıştırın ya da sadece İngilizce kitap okuyun onun için. Ama mutlaka her gün en az yarım saatinizi İngilizceye ayırın. Bir haftada 168 saat vardır ve siz eğer İngilizceyi sınıf dışında hiç kullanmıyorsanız, bu 168 saatin sadece 6.5 saatinde İngilizce çalışıyorsunuz demektir (bir ders saati 40 dakika). Ne kadar az değil mi? Sizce dil öğrenmek için yeterli bir zaman mı? Geri kalan 161.5 saat Türkçe çalışıyorsunuz (rüyalarınız da Türkçe) ve hala Türkçe konusunda da eksikleriniz var değil mi? Lütfen her gün en az yarım saat de siz kendiniz ekleyin. Çalışma hedefleri koyun kendinize. Dönüşümlü düşünen olmak ne demek? Durumunuzu gözden geçirip daha iyiye gitmek için eylem kararı almak ve uygulamaya geçmek değil mi? Nerelerde sıkıntınız olduğuna bakın ve bu konulara daha fazla yoğunlaşın (sadece belirlemek yetmez, harekete geçmek gerek: Think – Act – Reflect).  Ne yapmanız gerektiğini yazdığınız halde nasıl yapacağınızı bilemiyor, gerekli materyale ulaşamıyorsanız öğretmenlerinize danışmaktan çekinmeyin.

Bir dili öğrenebilmek için dört beceriye de yer vermeniz gerekir çalışmalarınızda: Reading, Listening, Writing, Speaking. Writing konusunda zorlanıyorsanız, sadece sürekli yazı yazarak bunu aşmanız zordur. Çünkü kitap okuyan insanlar yazılı anlatımda daha başarılı olurlar, anlatımları daha etkili ve kendine özgü olur. Ne kadar çok İngilizce bir şeyler dinlerseniz, sizin anlatımınız da o kadar güçlü olur. Okuma alışkanlığınız yoksa konuşurken anlatacak bir şeyler bulamayabilirsiniz. Anlatacaklarınız varsa ama sözcük dağarcığınız yeterli değilse anlatımınız kısır kalır.

Reklamlar